Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

Müzakere küllerinin altında yanan kor

Amerikan Başkanı’nın savaşın geri döneceğine ve şu anda “fırtına öncesi sessizlik” aşamasında olduğuna işaret etmesi, Pakistan'ın ev sahipliğinde ve gözetiminde yürütülen müzakerelerin çıkmaza girmesi, İran'ın meydan okuma söyleminin ve erken zafer ilanlarının artması, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı “esir alması” ve bunu dünyaya şantaj yapmak için kullanmasının küresel çapta yarattığı artan hasar göz önüne alındığında, bir sonraki senaryo ne olacak?!

Müzakerelere ve siyasi çözüme olan desteğini sürdüren ve bu çabalara katılan Katar Devleti, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla, Baraka Nükleer Santraline üç insansız hava aracıyla yapılan son saldırının ardından, “bölge ülkelerine yönelik acımasız saldırıların tüm kırmızı çizgileri aştığını” açıkladı.

Buna karşılık, bugün İran rejiminin liderleri nasıl düşünüyorlar?! Gerilimi artırmayı ve ölmekte olan bir hayvanın dansına benzeyen bir savaş dansını sürdürmeyi düşünüyorlar. Ilımlı ve pragmatik olarak tanımlanan Bakır Kalibaf, yakın zamanda “İran silahlı kuvvetlerinin her türlü saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu” açıkladı. Ancak rejimin zihniyetinin ve halkın gerçeklerinden tamamen kopuk olduğunun en açık ifadesi, İran Meclisi İçişleri Komitesi Başkanı Muhammed Salih Cokar'dan geldi. Cokar, “ortalıkta görünmeyen Dini Lider” Hamaney'in talimatlarının, müzakerelerin ancak şu şartlar yerine getirildikten sonra kabul edileceğini öngördüğünü belirtti:

Direniş ekseninin tüm taraflarına karşı bütün cephelerde savaşın sona ermesi.

Amerikan savaş güçlerinin bölgedeki bütün üslerinden çekilmesi.

İran'a tam tazminat ödenmesi.

Tahran'a uygulanan bütün yaptırımların kaldırılması.

Yurtdışındaki dondurulmuş İran fonlarının ve varlıklarının serbest bırakılması.

Uranyum zenginleştirme hakkının tam olarak verilmesi.

Başka ne kaldı ki?! Bölgenin, Müslümanların koruyucusu, devrimin lideri, rehberi ve Mehdi'nin vekili olan kişinin direktiflerine boyun eğmesi mi? Bunlar gerçek unvanlar, mecazi değil!

Dolayısıyla, yanılsamalar içinde bir zihniyetle veya merhum Faslı düşünür Muhammed Abid el-Cabiri'nin dediği gibi, tasavvuf, manevi kavrayışı ve bilgiyi savunanlar gibi “akıldan vazgeçmiş” bir zihniyetle karşı karşıyayız.

Bu İran söyleminin sadece içerisi ve rejimin itibarını kurtarmak için olduğu söyleniyor. Ancak, Pakistan görüşmelerinin -şimdiye kadar- başarısız olması ve ondan önce Umman ve Avusturya görüşmeleri, daha öncesinde de Obama ve Biden dönemlerindeki bir dizi müzakerenin başarısız olması, rejimin sahip olduğunu düşündüğü güç kaynaklarından ancak ister gerçek ve kalıcı bir ekonomik abluka isterse etkili bir dizi askeri caydırıcılık şeklinde olsun güç kullanarak vazgeçeceğini ortaya koyuyor.

Yani, Allah İran'ı yönetenlerin zihinlerini ve kalplerini açmadıkça ve halklarını yıkıma götürdüklerini, komşularına verdikleri zararın -ne kadar şiddetli olursa olsun- daha sonra kontrol altına alınabileceğini ve üstesinden gelinebileceğini anlamadıkça durum böyle olmaya devam edecektir. Allah, emrini yerine getirmeye kadirdir.