Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında aylar önce patlak veren çatışmayı sona erdirecek bir anlaşmaya varma girişimleri arasında devam eden müzakereler son derece hassas bir aşamaya girdi. Ne var ki, işaretler müzakerelerde ilerlemenin kolay olmadığını gösteriyor. İki tarafın pozisyonları arasındaki farklılıklar önemli ölçüde devam ediyor ve ele alınan konular nükleer programla sınırlı değil. İran'ın bölgesel nüfuzu, silahlı örgütleri desteklemedeki rolü, Körfez'de deniz güvenliği ve ekonomik yaptırımların geleceği de bu konular arasında yer alıyor.
Birçok Amerikalı uzman, İran liderliğinin bu müzakereleri İran devletinin geleceğinden ziyade rejimin hayatta kalmasıyla ilgili bir mücadele olarak gördüğünü düşünüyor. Bu nedenle Tahran, önemli tavizler vermiş gibi görünmeden herhangi bir anlaşmaya varmaya çalışıyor, çünkü iç politikada zayıf görünmenin, benzeri görülmemiş siyasi ve ekonomik meydan okumalar ile karşı karşıya olduğu bir dönemde rejimin bütünlüğüne yansımaları olabilir.
Bahsi geçen uzmanlar, rejimin ekonomik krizinin üstesinden gelmesine yardımcı olacak mali kaynaklar elde etmek için acilen yaptırımların kaldırılmasına ihtiyaç duyduğuna, fakat aynı zamanda, nükleer dosyada veya bölgedeki müttefik ağları aracılığıyla güç ve nüfuz kaynağı olarak gördüğü araçlardan da vazgeçmek istemediğine inanıyor. Bu açıdan bakıldığında, müzakereler yavaş ve karmaşık görünüyor çünkü her iki taraf da nihai bir anlaşmaya varmadan önce mümkün olduğunca çok taviz koparmaya çalışıyor.
Amerikan haber kaynakları, İran'ın savaş sırasında yaşadığı askeri kayıplardan sonra konvansiyonel kabiliyetlerinin önemli bir kısmını kaybettiğine, ancak yine de rakiplerini etkisiz hale getirebilecek başka araçlara sahip olduğuna işaret ediyor. Doğrudan askeri çatışmaya bel bağlamak yerine, füzeler, insansız hava araçları, deniz mayınları, siber saldırılar ve bölgedeki çeşitli ülkelere yayılmış silahlı örgütleri kullanabilir. Bu alışılmadık araçlar, İran'ın on yıllardır dış politika stratejisinin temel taşı oldu ve etkili bir baskı taktiği olmaya da devam ediyor.
Lübnan bu senaryoda merkezi bir konumda yer alıyor. Tahran, Lübnan arenasını ayrı bir dosya değil, bölgesel nüfuz ağının bir parçası sayıyor. Bu nedenle, herhangi bir siyasi uzlaşıyı, oradaki müttefik örgütlerin gelecekteki varlığına bağlamaya çalışıyor ve herhangi bir anlaşmanın bu nüfuzu tamamen sona erdirmesine izin vermeyi reddediyor. Buna karşılık, Lübnan hükümeti güvenlik ve askeri kararlar üzerinde devlet kontrolünü geri kazanmak istediğinin altını çiziyor, bu da durumu daha da karmaşıklaştırıyor ve Lübnan dosyasını müzakerelerde önemli bir tartışma noktası haline getiriyor. Sorun, İsrail ile bu silahlı örgütler arasındaki devam eden gerilimlerle daha da kötüleşiyor. Herhangi bir füze saldırısı, Tahran'ın kendisini müttefiklerinin savunucusu olarak göstermek, müzakereleri geciktirmek veya Washington üzerindeki baskıyı artırmak için siyasi olarak kullanabileceği büyük ölçekli bir İsrail yanıtı ile sonuçlanabilir. Bu nedenle, diplomatik temaslar devam etse bile, tansiyonun yükselmesi halen olası.
Hürmüz Boğazı’na gelince, küresel piyasalar için önemli bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Burada deniz trafiği bir yere kadar yeniden başlamış olsa da deniz mayınlarının temizlenmesi ve sigorta ve nakliye şirketleri arasında güvenin yeniden sağlanması zaman alacaktır. Aynı şekilde petrol ihracatının normal seviyelere dönmesi, yalnızca deniz yollarının yeniden açılmasına değil, aynı zamanda güvenlik durumunun istikrara kavuşmasına da bağlı.
Enerji uzmanları, arz akışlarının iyileşmesiyle petrol fiyatlarında kısa vadede göreceli bir düşüş yaşanabileceğini, ancak ithalatçı ülkelerin uzun süreli istikrarsızlık döneminden sonra stratejik rezervlerini yeniden doldurmaya çalışmasıyla daha sonra yeniden yükselişe geçebileceğini düşünüyor. Körfez veya Lübnan'daki herhangi bir yeni gerilim de küresel fiyatlar ve piyasalar üzerinde anında etki yaratabilir.
Bu arada, analistler, İran'a uygulanan yaptırımların hafifletilmesinin, yeni fonların güvenlik kurumları veya dış operasyonlara bir destek kaynağı haline gelmesini önlemek için açık ve ölçülebilir önlemlerle bağlantılı olması gerektiği konusunda uyarıyor. Bu nedenle, birçok kişi karşılıklı ekonomik adımların titiz bir denetim ve uygulanabilir güvencelerle birlikte atılmasını talep ediyor.
Devam eden görüşmelere rağmen, bunların tam anlamıyla başarılı olma fırsatı belirsizliğini koruyor. Lübnan, Körfez veya Kızıldeniz'de yaşanabilecek herhangi bir büyük güvenlik olayı, bölgeyi saatler içinde askeri çatışmaya geri döndürebilir. Aynı şekilde silahlı örgütlerin faaliyetlerine devam etmeleri, her an yeni bir krizin patlak verme olasılığının da devam ettiği anlamına geliyor.
Bu değerlendirmeyi yapanlar, bir sonraki aşamaya kalıcı barıştan ziyade temkinli bir sükunetin damga vuracağını düşünüyorlar. Müzakereler devam edebilir, ancak tüm taraflar kimsenin istemediği tam teşekküllü bir çatışmadan kaçınmaya çalışırken gerilimler devam edecektir.
İç politikada, ekonomik ve siyasi zorluklar, en az dış baskılar kadar önemli bir faktör gibi görünüyor. Enflasyon, azalan yatırımlar, yaptırımlar ve savaşın neden olduğu kayıplar ve zararlar, rejim üzerindeki baskıyı artıran ve manevra alanını sınırlayan faktörler. Buna ilaveten, ekonomik rahatlamanın sağlanmasında herhangi bir gecikme, halktaki hoşnutsuzluğun büyümesine neden olabilir ve bu da İran yönetimini yaptırımları hafifletme ihtiyacı ile önemli tavizler vermiş gibi görünmekten kaçınma isteği arasında zor bir denklem ile karşı karşıya bırakıyor. Bu nedenle, önümüzdeki aylar krizin seyrini belirlemede çok önemli görünüyor. Müzakereler somut ilerleme sağlamada başarılı olursa, bölge nispeten sakin bir döneme tanık olabilir. Ancak, bir güvenlik olayı veya siyasi anlaşmazlık nedeniyle müzakereler aksar veya çökerse, Ortadoğu bölgesel güvenlik, enerji piyasaları ve küresel ekonomi üzerinde yankıları olacak yeni bir istikrarsızlık dönemine girebilir.