Nebil Amr
Filistinli siyasetçi ve yazar
TT

Netanyahu, Batı Şeria cephesini alevlendiriyor

İsrail ordu yönetimi, Netanyahu ve Savunma Bakanı’nın talimatıyla Batı Şeria’yı güvenlik güçleri ve yerleşimcilerle doldurma kararı aldı. Radikal kesimden geniş bir kitlenin askerlik yapmayı reddetmesi nedeniyle ordu yönetiminin şikâyet ettiği insan kaynağı yetersizliğine rağmen; Gazze Şeridi ve Lübnan’ın güneyinden kuvvet çekilerek Batı Şeria’ya konuşlandırılmak zorunda kalındı. Öyle ki, bölgedeki silahlı güçlerin sayısı 1967’deki işgalden ve büyük halk intifadalarından bu yana görülen en yüksek seviyeye ulaştı.

Oslo Anlaşması belgelerine göre üç coğrafi kategoriye ayrılan Batı Şeria’da durum şöyleydi: Ulusal Yönetim’in tam kontrolü altında olduğu belirtilen A Bölgesi, ki bu durum artık fiilen geçerliliğini yitirmiştir.

Aynı belgelere göre Ulusal Yönetim’in sivil ve yarı idari kontrolünde olan, ancak güvenlik bakımından işgal otoritesine tabi tutulan B Bölgesi, ki bu da artık fiilen geçerli değildir.

Kontrolün tamamen işgalci güce ait olduğu, kâğıt üzerinde Batı Şeria yüzölçümünün yarısından fazlasını oluşturan C Bölgesi... Tel Aviv, Oslo haritalarını çöpe attıktan sonra mutlak İsrail kontrolü, artık tüm Filistin coğrafyasını kapsayacak şekilde genişlemiş durumda.

Sayıca ve yayıldığı alan bakımından aşırıya kaçan bu askeri yığınak, güvenlik ihtiyaçları açısından değerlendirildiğinde aslında bunu gerektirecek hiçbir durum yoktur. Zira Gazze Şeridi’nde bulunan ya da Lübnan’ın güneyinde varlığını sürdüren türden ne silahlı taburlar, ne tüneller, ne silah fabrikaları ne de eğitim kampları bulunmaktadır.

Batı Şeria’da bunların hiçbiri yoktur. Üstelik halk, örgütler ya da resmi makamlar düzeyinde, işgale karşı bir direniş seçeneği olarak silaha başvurma yöneliminde dahi olmamıştır. Hatta yerleşimcilerin saldırılarına karşı meşru müdafaa bile Filistinliler tarafından çıplak ellerle, sopalarla ve taşlarla yürütülmektedir; nitekim dünyanın ekranlardan defalarca izlediği manzaralar da bunu doğrulamaktadır. Tel köyünde yaşanan türden istisnai ve nadir durumlarda ise; bir Filistinli, ordunun ve yerleşimcilerin kendisine dayattığı çatışmada bir yerleşimcinin tüfeğini çekip almak ve kullanmak zorunda kalmıştır. Bir asker ile bir yerleşimciyi öldürdükten sonra şehit olan bu vatandaşın ardından ordu, kendisinin üç akrabasını infaz etti.

Netanyahu ve Savunma Bakanı Katz ikilisinin verdiği tepki, Batı Şeria cephesini tutuşturma amaçlarını tam anlamıyla gözler önüne serdi. Resmi soruşturmada olayın önceden planlanmış ve kurgulanmış bir eylem olmadığı, aksine anlık geliştiği kabul edilmesine rağmen; orduyla çatışmaya giren vatandaşın evinin yıkılmasına karar verildi.

Ayrıca Güvenlik Kabinesi toplantısında, Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşim odaklarının artırılarak sayılarının yüzleri bulması kararlaştırıldı. A Bölgesi’nin kalbi de dahil olmak üzere alınan bu kararlara; Nablus şehri ve vilayetinin işgal edilmesi, Batı Şeria’nın tamamen kapatılması ve vilayetler arası geçişlerin yasaklanması eşlik etti.

Batı Şeria’nın bu şekilde ateşe verilmesi, İsrail’de yürütülen gözü dönmüş seçim kampanyasının ana unsurlarından biri haline geldi. Netanyahu hükümetinin amaçlarından biri de kamuoyu araştırmalarında partisi ve koalisyonunun sandalye sayısında yaşanan ağır düşüşlerin ardından sağın farklı kesimlerini birleştirip oylarını kendi hanesinde toplamak... Zira mevcut tabloda Netanyahu’nun yeniden başbakan seçilmesi neredeyse imkânsız görünüyor.

Gazze ve Güney Lübnan’da çeşitli kısıtlamalarla karşılaşan Netanyahu, hareket alanını özgür gördüğü Batı Şeria cephesini alevlendirmeye her geçen gün daha fazla ihtiyaç duyuyor. Özellikle İsrail içinde kendisini Ekim 2023 zayiatını yönetmekte yetersiz kalmakla suçlayan sesler yükseldikçe ve ‘yedi cephede mutlak zafer’ masalıyla kamuoyunu kandırdığı, hakikatte ise bu cephelerin hiçbirinde netice alamadığı yüzüne vuruldukça bu ihtiyacı artıyor. Yargılandığı davalar ve yargıya darbe yapma girişimleri nedeniyle kendisini en iyi ihtimalle muhalefet sıralarına, hatta hapse girmeye mahkûm eden o eski ve devasa davalar da cabası...

Ancak Batı Şeria cephesini alevlendirmesi, seçimlerdeki konumunu güçlendirme noktasında hedeflediği sonucu tam olarak vermedi; aksine aleyhine bir ayrışmaya yol açtı. Acil bir ihtiyaç yokken Batı Şeria’ya karşı yapay savaş çıkarmakla ve burayı İsrail’in güvenliğine değil, kendi kişisel ajandasına hizmet edecek şekilde bir barut fıçısına çevirmekle suçlandı. Anketlerde kendisini geride bırakan rakiplerinin, Batı Şeria’daki savaşın getireceği avantajları onun elinden almak ve onu gereksiz bir maceraya atılan biri olarak tasvir etmek için ellerindeki tüm imkanları seferber ettikleri net bir şekilde görüldü.

Batı Şeria’nın askerle, silahlı yerleşimcilerle ve her türden güvenlik birimiyle doldurulması kararı; ABD’nin kendisini derhal kabul etmeyi reddetmesinin ardından Washington’a gitmek için valizlerini toplarken gerçekleşti. Netanyahu’nun hesabına ve düşüncesine göre ise alev alan Batı Şeria cephesinin Trump ile yapacağı görüşmenin gündem maddelerinden biri olması kendisi açısından hiçbir sakınca taşımıyor.