Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist
TT

Irak, çözümü Hürmüz Boğazı'nda yatan bir krizle karşı karşıya!

Irak hükümeti bu sefer petrol fiyatlarındaki düşüşten değil, Irak petrolünün küresel pazarlara ulaştırılmasındaki zorluktan dolayı son yılların en ağır mali krizlerinden birini yaşıyor. İran ile savaş ve Hürmüz Boğazı'nın kapanması, Irak ihracatında keskin bir düşüşe neden oldu. Bunun sonuçları, kamu sektörü çalışanlarının maaşlarının gecikmesi, sınırlı protestolar ve savaşın devam etmesi halinde krizin artacağı korkusuyla milyonlarca Iraklının hayatında doğrudan hissedilmeye başlandı.

Temel sorun, Irak ekonomisinin neredeyse tamamen petrole bağımlı olmasıdır. Devlet bütçesinin yaklaşık yüzde 85 ila 90'ı petrol ihracat gelirlerinden oluşuyor. Buna karşılık, hükümet, nüfusun büyük bir bölümünün maaş, emeklilik veya sosyal yardım için bağımlı olduğu devasa bir kamu sektörünü yönetiyor. Tahminlere göre, çalışma çağındaki Iraklıların yaklaşık üçte ikisi, geçimlerini bir şekilde devlete bağlı olarak sağlıyor.

Bu nedenle, hükümetin maaşları, emekli maaşlarını ve sosyal yardımları karşılamak için her ay 6,5 ila 8,2 milyar dolar arasında bir kaynağa ihtiyacı var. Petrol ihracatı normal seyrinde devam ettiği sürece bu fonların sağlanması mümkündü. Ancak savaş her şeyi değiştirdi.

Şubat sonlarında savaşın başlaması ve İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasıyla birlikte Irak, petrolünün yüzde 80 ila 90'ının bu su yolu üzerinden ihraç edilmesi nedeniyle çok zor bir durumda kaldı. Bazı Körfez ülkelerinin aksine, Irak'ın günlük ürettiği milyonlarca varil petrolü taşımak için yeterli alternatif güzergahı henüz yok.

Dolayısıyla sonuç çok ağır oldu. Irak petrol ihracatı mart ayında geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 83 düştü ve ardından mayıs ayında deniz yoluyla ihracat yüzde 97'ye varan oranda azaldı. Petrol ihracatının büyük bir kısmının durmasıyla birlikte, devlet hazinesine giren gelirler de azaldı.

Hükümetin tahminlerine göre, Irak'ın mayıs ve haziran aylarındaki aylık gelirleri yalnızca 2 milyar ila 2,3 milyar dolar arasında değişirken, devletin yükümlülüklerini yerine getirmek için bunun birkaç katına ihtiyacı var. Bazı çalışanların maaşlarının 10 günden fazla gecikmesinin ve maaşların aylık yerine 45 günde bir ödenebileceğine dair söylentilerin ortaya çıkmasının doğrudan nedeni de buydu.

Hükümet bu söylentileri yalanladı ve altın ve diğer petrol dışı gelirlerin yanı sıra yaklaşık 83 milyar dolarlık rezervi olduğunu ve bu kaynakların 10 ila 11 ay boyunca maaş ödemelerinin kesintisiz yapılmasına olanak tanıdığını belirterek Iraklıları rahatlatmaya çalıştı.

Ancak sorun sadece maaşlarla sınırlı değil. Devlet, günlük giderlerini karşılamak için rezervlerini kullanmaya devam ederse, projeleri, yatırımları ve hizmetleri finanse etme gücü azalacaktır. Bunun işaretleri şimdiden görülmeye başladı. Mayıs ayında, devlet harcamaları bir önceki yıla göre yaklaşık dörtte bir oranında azaldı; işletme giderlerinin neredeyse yüzde 99'u maaşlara, emekli maaşlarına ve sosyal güvenlik ödemelerine harcandı ve devletin diğer ihtiyaçları için çok sınırlı fonlar tahsis edildi.

Kriz özel sektöre de yayıldı. Zayıf likidite, harcama ve tüketimde düşüşe ve dolayısıyla işletmelerin ve mağazaların satışlarının azalmasına neden oldu. Dikkat çekici göstergelerden biri de yılın ilk yarısında yeni otomobil satışlarının yüzde 28,6 oranında düşmesidir. Bölgede seyrüsefere yönelik riskler nedeniyle ulaşım ve sigorta maliyetleri de arttı.

En büyük tehlike, ekonomik krizin sosyal ve siyasi bir krize dönüşmesidir. Ağustos başlarında Irak, geciken maaşlar nedeniyle üniversite ve Elektrik Bakanlığı çalışanlarının katıldığı sınırlı protestolara sahne oldu. Şimdiye kadar bu hareketler, Irak'ın 2019-2021 yılları arasında yaşadığı geniş çaplı Ekim protestolarıyla karşılaştırılabilir görünmüyor, ancak krizin devam etmesi durumu değiştirebilir.

Geciken maaşlar, artan fiyatlar, elektrik kesintileri ve azalan hizmetlerle birleşirse, bu sektörel bazda görülen protestolar daha geniş bir harekete dönüşebilir. Irak'ın son yıllarda yaşadığı göreceli istikrar, özellikle ekonomik baskılar toplumun çok büyük bir kesimini etkilediği için o zaman ciddi bir sınavla karşı karşıya kalacaktır.

Bağdat bir çıkış yolu arıyor. Türkiye üzerinden sınırlı miktarda petrol ihraç ediliyor. Petrol ayrıca tırlar ile Suriye limanlarına taşınıyor ve hükümet Lübnan'a uzanan eski bir boru hattını yeniden canlandırma planlarını açıkladı. Bağdat ayrıca, iki ülke arasındaki ilişki göz önüne alındığında, Tahran'dan Irak petrolünün Hürmüz Boğazı'ndan geçmesine izin vermesini istedi. Ancak bu alternatifler şu anda bir zamanlar Boğaz üzerinden ihraç edilen devasa miktarları telafi edemiyor.

Kriz nihayetinde daha derin, on yıllardır süregelen bir sorunu açığa çıkardı: Irak'ın petrole aşırı bağımlılığı, sürekli şişen kamu sektörü, zayıf bir özel sektör, geniş çaplı yolsuzluk ve alternatif gelir kaynakları geliştirmedeki başarısızlığı.

Önceki mali krizler, Irak hükümetlerini reform, ekonomiyi çeşitlendirme ve petrol dışı gelirleri artırmaktan bahsetmeye yöneltmişti; ancak petrol fiyatları veya ihracat toparlandığında bu planlardan geri adım atılmıştı.

Bu nedenle, mevcut kriz uzun zamandır beklenen reformları uygulama fırsatı olabilir, ancak aynı zamanda önemli riskler de taşıyor. Hürmüz Boğazı kapalı kalır ve petrol gelirleri düşük seyrederse, sorun sadece geciken maaşlar olmayacaktır. Irak, hizmetlere, yatırımlara, iş olanaklarına ve fiyatlara uzanan bir mali krizle karşı karşıya kalabilir ve bu durum daha sonra Iraklıların son yıllarda büyük çabalarla yeniden kazanmaya çalıştığı istikrarı tehdit eden siyasi ve sosyal bir krize dönüşebilir.