İmam Ali bin Ebu Talib'in (r.a.) en meşhur sözlerinden biri şudur: “Eğer siz geriliyorsanız ve ölüm ilerliyorsa, karşılaşma ne kadar çabuk olur!”
Yapay zeka şirketi Anthropic'ten istifa eden İngiliz araştırmacı Jacob Coxon'ın abarttığını düşünmediğim açıklamalarına eşlik eden gürültünün arasında bu bilge sözü hatırladım.
Coxon, yapay zeka şirketlerini tek tip güvenlik ve emniyet standartlarına bağlayan yasal düzenlemelerin eksikliğinden endişe duyuyor; bu nedenle, bu gelişmiş teknolojinin, özellikle yetenekleri geliştiricilerinin zekasını ve yeteneklerini aşacak noktaya geldiğinde, “birkaç yıl içinde insan ırkını yok edebileceği” konusunda uyardı. Bu noktaya geldiğinde, yapay zeka, dizginlerinden kurtularak insanlara danışmadan, hatta onların iradesine karşı çıkarak kendi kararlarını vermeye başlayacağı bir aşamaya girecek.
Bu arada, Coxon, yapay zekayı deneyimledikten sonra insanın insanlığın geleceğini tehdit edecek bir “teknolojik canavar”la karşı karşıya olduğunu fark eden akıllar arasında istisnai bir örnek değil. Bu teknoloji, istihdam, siyaset (özellikle seçimler ve yönetim), yargının dürüstlüğü ve eğitim müfredatı ve yöntemleri gibi hayatımızın birçok yönünü tehdit etmeye başladığından beri alarm zilleri çalıyor.
Yapay zekanın öncülerinden biri olan İngiliz-Kanadalı profesör Geoffrey Hinton, 2023 gibi daha erken bir tarihte hızlı gelişimine ilişkin endişelerini dile getirmişti. O yılın baharında, yapay zekanın tehlikeleri hakkında konuşmaya kendini adamak için Google'daki üst düzey görevinden istifa etti ve bu alandaki çalışmalarının “bir kısmından” pişman olduğunu da belirtmeyi unutmadı.
Hinton'ın medyaya verdiği röportajlarında özellikle ele aldığı konulardan biri de “bu gelişmiş teknolojinin insanın bilişsel kapasitesini aşma tehlikesi” idi. En endişe verici yönün hem sesli hem de yazılı olarak insan konuşmasını taklit eden “ChatBot” olduğunu belirtti. Sonraki iki yılda, yapay zekanın kötüye kullanımı ve bu teknolojinin kontrolsüz ve kısıtlamasız gelişmesi konusundaki karamsarlığı yoğunlaştı. Nitekim, 2024 yılının sonunda, yapay zekanın sadece 30 yıl içinde insan ırkının sonunu getirme olasılığının yüzde 10 ila 20 olduğu tahmininde bulundu.
Ancak bilim insanlarının düşüncelerinin bulunduğu -ya da belki de bulunmadığı- “fildişi kulesinin” ötesinde, sahada gelişen olaylar da var.
Jacob Coxon'ın açıklamaları, küresel milyarder ve siyasi hareketlerle en derinden bağlantılı “teknoloji oligarklarından” biri olan, Batı demokrasilerinde aşırı sağcı partilerin belki de en önde gelen finansörü Elon Musk'ı kızdırdı. Musk, Coxon'a sert bir şekilde yanıt verdi. Bunun üzerine “ideolojik olarak karşıtı” olan solcu Demokrat Senatör Bernie Sanders X hesabından Musk’a daha da sert bir yanıt verdi.
Musk, Coxon'ın açıklamalarını bir “tuzak” olarak değerlendirmişti; Sanders ise buna karşılık olarak Musk'a 2014'teki “Yapay zekâ ile şeytanı çağırıyoruz!” sözünü hatırlattı.
Ardından, 2018'deki şu sözünü paylaştı: “Sözlerime dikkat edin, yapay zekâ nükleer silahlardan çok daha tehlikeli, öyleyse neden onu düzenlemek için önlemler almıyoruz?!... Bu delilik!”
Hatta Musk 2025'te Dünya'nın “insanlığı yok edecek katil robotların yüzde 10-20'lik bir tehdidiyle” karşı karşıya olduğunu söylemişti. Sanders, bunları hatırlattıktan sonra Musk'a şu soruyu yönelterek paylaşımını bitirdi: “Şimdi ne değişti? Ve fikir değişikliğinizin sebebi yapay zekâya yaptığınız milyarlarca dolar yatırım ve yılda 10 milyon robot geliştirme planınız mı?”
Kişisel siyasi görüşlerden bağımsız olarak, bilim insanlarının kontrolsüz yapay zekanın potansiyel ölümcül riskleri hakkındaki korkuları göz önüne alındığında, dünya çapındaki bilinçli çevreleri saran paniğin olumlu bir gelişme olduğuna inanıyorum.
Bu, atalarımızın eski “cini lambadan çıkarma” deyimini akla getiriyor. Şu anda tam olarak bu oluyor; ancak fark şu ki, eskiden cinin çıkması için birine ihtiyacı vardı, tıpkı lambayı ovacak bir insan gibi, oysa bugünün ve yarının tehlikeleri artık onun çıkmak için kimseye ihtiyacı olmadığını gösteriyor; istediği gibi hareket edebilecek.
Dahası, yapay zeka da dahil olmak üzere modern ve geleceğin teknolojileri hayatımızın her alanına nüfuz etti.
Bugün, her türden ve uzmanlık alanından algoritmalarla çevriliyiz. “Bilgi” araçlarına sahip olanlar -ister gizlice dinleme, casusluk, fotoğraflar, veri toplama veya analiz yoluyla olsun- artık her birimiz hakkında kendimizden daha fazla şey biliyorlar.
Ve bazı şirketlerin, yüz tanıma yoluyla insanları tanımlamanın çok ötesine geçip, “niyetleri okuma” ve tepkileri önceden tahmin etme noktasına yaklaştığını -hatta belki de çoktan ulaştığını- kesin olarak biliyorum.
Bu noktada, çok kolay bir şekilde kendisi ile oynanabiliyorsa, kamuoyu yoklamalarının ve analizlerinin ne değeri kaldı? Ve sağcı radikalizm, finansal elit ve ileri teknoloji devleri arasında bir “stratejik ittifak” varken, değişim için bir umut kaldı mı?
Bu noktayı daha da teyit edecek biçimde, Elon Musk'ın Avrupa genelinde aşırılıkçı güçleri desteklemedeki rolüne ek olarak, dün iki kripto para milyarderinin -eşit olarak- İngiltere'deki Reform Partisi'ne 72 milyon sterlin bağışladığı ortaya çıktı!