İmil Emin
Mısırlı yazar
TT

Riyad – Kahire: Geleceğin haritasını çizmek

Mısır'ın başkenti Kahire, salı günü protokolün bile ötesinde olağanüstü olarak nitelendirilen bir ziyaretle, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ı ağırladı.

Ziyaret, bölgesel değişimlerin Arap-Arap dayanışmasını son derece önemli kıldığı kritik ve dönüm noktası niteliğinde bir zamanda gerçekleşti. Mısır-Suudi Arabistan ilişkilerinin belirli bir krizden doğmadığını veya herhangi bir özel dosyaya bağlı olmadığını, aksine uzun bir tarihe ve iç içe geçmiş stratejik çıkarlara dayandığını belki de yeniden hatırlatmalıyız. Bugün, Kahire ve Riyad arasındaki diplomatik ilişkiler yüzüncü yıl dönümünü yaşıyor.

Bu iki büyük Arap devleti arasındaki birikmiş siyasi bilgelik, krizlerin büyümesini ve halklarının yaşamlarını etkileyen ve güvenliklerini tehdit eden uzun süreli çatışmalara dönüşmesini önleyen daha fazla çözümün önünü açıyor.

Riyad ve Kahire'nin, son yıllarda istikrarın sarsıldığı, huzursuzluğun, kargaşanın ve kaosun arttığı ve milislerin giderek güçlendiği bir dönemde, bölgeyi kasıp kavuran her krizde her zaman kendilerine güvenilen kilit oyuncular olduğunu söylemek abartı olmaz.

Suudi Arabistan Krallığı, 2030 Vizyon’u çerçevesinde hayata geçirilen muazzam başarılar sayesinde parlak ve müreffeh bir geleceğe doğru ilerlediğini kanıtladı ve ülkenin gerçekliğine yansıyacak önemli bir kalkınma yolunda ilerliyor.

Prens Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi arasındaki görüşmenin ardından Mısır tarafından yayınlanan resmî açıklamaya baktığımızda, Suudi Arabistan'ın istikrarı, bağımsız ve istikrarlı yolunun devamı fikrinin, her iki ülke için de şimdi ve gelecekte teyit edilmiş hedef olduğunu görüyoruz. Her iki taraf da mevcut koşullar altında aralarındaki koordinasyon düzeyini artırmak istiyor; bu durum, özellikle Kahire ve Riyad'ın stratejik ağırlığı göz önüne alındığında, duruma farklı bir boyut kazandırıyor.

Bu büyük önemdeki ağırlık, herhangi bir tarafın Kızıldeniz'i ele alırken iki kardeş ülkenin stratejik çıkarlarını ve jeostratejik düzenlemelerini dikkate alması gerektiği anlamına geliyor.

Son Suudi Arabistan-Mısır zirvesinde, Kahire ve Riyad'ın, Arap bölgesindeki birçok gücün karşıt seslerinin yükseldiği, son derece hassas birçok Arap meselesinde neredeyse tek ses olduğu açıkça ortaya çıktı.

Veliaht Prens ile Mısır Cumhurbaşkanı arasındaki ikili görüşmeler, Filistin sorunu ve iki devletli çözüm konusundaki pozisyonlarının yakınlığını teyit etti. Ayrıca, özellikle Netanyahu hükümetinin bazı üyelerinin son ırkçı açıklamalarının gölgesinde Gazze'deki durumu ve en önemlisi, son üç yılda hiç olmadığı kadar zorluk ve acı çeken bu bölgenin geleceğini ele aldılar.

Ziyaretin gündemi, Sudan ve Libya gibi Arap dünyasının zayıf noktalarını ve bu iki ülkenin birliğini korumak için ortak çabalara duyulan ihtiyacı da kapsadı. Bu, ziyarete ikili ilişkilerin ötesine geçerek büyük Arap krizlerinde pozisyonları koordine etme çabasına kadar uzanan bir boyut kazandırdı. En önemli sonucuysa, Arap ulusal güvenliğinin bölünmez, en güney ucundan en kuzey ucuna kadar tek ve temel bir birlik olduğunu teyit etmesidir.

Uzak tarihe baktığımızda, Arap Yarımadası ile Mısır arasındaki organik ilişkinin iki bin yıldan fazla bir süreyi kapsadığını söyleyebiliriz. Mısır topraklarına göç edip oradaki yaşamı seven Arap kabilelerine ait Yukarı ve Aşağı Mısır'daki şehir ve köylerin isimleri buna kanıttır.

Bu noktada Riyad ve Kahire'den beklenen ve şüphesiz Kahire zirvesinde somutlaştırılan husus; sadece ilişkilerinin gücünü korumak değil, aynı zamanda bunları çok sayıda acil konuda siyasi, güvenlik ve stratejik koordinasyon için daha büyük bir güce dönüştürmektir.

Sonuç olarak, Ortadoğu ve Kızıldeniz bölgesinde yaşananlar, dünya haritasının ve özellikle su koridorlarının yeniden çizildiği bir dönemde gerçekleşen uluslararası jeopolitik bir değişimdir. Coğrafya, tarihin sayfalarında silinmez bir iz bırakma yeteneğini bir kez daha kanıtlamaktadır.

Bu nedenle, Riyad ve Kahire bir araya geldiğinde, geleceğin küresel haritasında Arap dünyasının yerini şekillendiren iki büyük Arap gücü ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz.