Muhammed Rumeyhi
Araştırmacı yazar, Kuveyt Üniversitesi'nde Sosyoloji profesörü...
TT

Tahran'ın son haftalardaki kumarı

Husi grubunun Suudi Arabistan'a karşı gerilimi tırmandırmasının, ABD ara seçimlerine kalan günlere yönelik bir İran kumarını yansıttığına inanıyorum. Havaalanlarına yapılan saldırılar ve petrol tesislerine yönelik tehditler yalnızca Yemen çatışmasıyla açıklanamaz. Bu saldırıların maliyetinin Amerikan seçmeninin cebine yansımasını, onun sandığa öfkeli gitmesini sağlamayı ve Cumhuriyetçi Parti'nin rakiplerine, başkanı görev süresinin ikinci yarısında kısıtlayacak bir çoğunluk kazandırmayı isteyenler var. Tahran'da birden fazla yetkilinin defalarca “petrolümüzü ihraç etmezsek, bölgede başka kimse ihraç etmeyecek!” dediğini duyduk. Bu açık bir kanıt!

Seçim, üç haftadan az bir süre sonra, 3 Kasım'da yapılacak. Dört yıllık başkanlık döneminin ortasına denk geliyor. Seçmenler, oylarıyla, 435 üyesiyle Temsilciler Meclisi'nin tamamını ve Senato'nun yaklaşık üçte birini yenileyecek. Yeni bir başkan seçmiyorlar, ancak başkanın kendisini destekleyen veya karşı çıkan bir çoğunlukla çalışıp çalışmayacağına karar veriyorlar. Çoğunluğu kaybetmek, başkanın dış politika yetkilerini elinden almadan, yasama ve harcama politikalarını engelleyebilir.

Burada meselenin özü enerjidir. Benzin fiyatlarının yükseldiğini ve günlük ihtiyaçları için daha fazla para ödediğini gören ortalama bir Amerikan vatandaşı, Ortadoğu'daki çatışmanın ayrıntılarını mutlaka okumayacaktır. Yöneticilerini sorumlu tutacaktır. Tahminime göre, Tahran'ın güvendiği şey de budur. Azalan arz fiyatları yükseltir ve yüksek fiyatlar iktidardaki partiyi zayıflatır; bu zayıflık da Tahran'a hayatta kalmak için daha fazla zaman kazandırır. Bu hesap, olayları kendi ajandalarına uyacak şekilde yorumlamaya alışkın olanlar için cazip görünüyor.

Krallık bu hesapta birincil hedeftir. Bölgenin en büyük petrol ihracatçısıdır ve Hürmüz Boğazı'nı pas geçerek Kızıldeniz limanlarına petrol taşıyan Doğu-Batı boru hattına sahiptir. Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) de Füceyre üzerinden başka bir çıkış noktası daha var. Ancak Suudi Arabistan'ın tedarik hacmi, herhangi bir açığı telafi etmede ona önemli bir ağırlık kazandırıyor. Tesislerine saldıran herkes, bu rolü engellemeyi ve tüketicileri su yollarına yönelik tehditlerinin bedelini ödemeye zorlamayı amaçlıyor.

Burada Suudi Arabistan'a yönelik saldırı ile Husilerin Babul Mendeb üzerindeki kontrollerini sıkılaştırma girişiminin neden eş zamanlı olduğu anlaşılıyor. Hürmüz'e yönelik tehdit etkisini kaybettiğinde, amaç Babul Mendeb'i kontrol etmek oluyor. Bu başarısız olduğunda ve Güney Kızıldeniz'de seyrüseferi etkileme ve karmaşık hale getirme fırsatı gerilediğinde, Husiler, müttefikleri İranlı silah uzmanları ve Hizbullah ile birlikte, dünyanın petrol akışının devamlılığını savunan Krallığa yönelerek sivil tesislerini hedef aldılar.

Husiler bu denklemde bir rol oynuyorlar ve elbette Yemen'de kendi emelleri var. Ancak Tahran'ın, hayatta kalmasına izin veren bir anlaşma kendisine teklif edildiğinde onları destekleyeceğinin garantisi nedir? Hiçbir şey. Korkarım ki, Tahran'dan aldıkları silahların onları karar alma sürecinde ortak yapmadığını çok geç keşfedecekler. Ve Tahran'ın artık onlara ihtiyacı kalmayabilir, o zaman Yemenliler, Husilerin maceralarının ülkede neden olduğu yıkımla baş başa kalabilirler.

Trump’a gelince, son haftaların maliyetini hafifletmeye çalıştı. Rus enerjisi ve artırılmış dizel tedarikiyle ilgili anlaşmalar açıkladı; bunu Amerikalılar oy kullanmadan önce piyasayı sakinleştirme girişimi olarak görüyorum. Başarıları, hızlı uygulama ve sevkiyatların ulaşmasına bağlı. Bir anlaşmayı duyurmak, ertesi sabah benzin fiyatlarını düşürmek için yeterli değil, ancak acele etmenin ardındaki seçim motivasyonu anlaşılabilir.

Bence Tahran'ın gözden kaçırdığı husus, Cumhuriyetçilerin kaybetmesinin, eğer gerçekleşirse, mutlaka onun için bir zafer anlamına gelmediğidir. İçeride muhalif çoğunluk tarafından kısıtlanabilecek bir başkan, uluslararası alanda yine de önemli ölçüde hareket etme özgürlüğünü koruyabilir. Demokratlar İran'la başa çıkma yaklaşımına katılmayabilirler, ancak İran'ın dünyaya şantaj yapmasını kabul etmeyeceklerdir. Onu “topal ördek” olarak tanımlamak, daha karmaşık bir durumu özetliyor ve İran liderliğine yanlış bir güvenlik duygusu veriyor.

Dahası, enerji tehdidinden zarar görenler sadece Amerikalı seçmenler değil. Sanayileşmiş ülkeler, gelişmekte olan ekonomiler ve bölgeden çok uzaktaki tüketiciler de bedel ödüyor. Dünyanın İran rejimini devirme konusunda fikir birliğine vardığını söylemiyorum, zararın genişlemesinin İran'ın davranışına müsamaha göstermeyi daha maliyetli hale getirdiğini söylüyorum. Düşmanları bölmeyi amaçlayan tırmandırma, aslında onları birbirine daha da yaklaştırabilir ve onu dizginlemek için ortak çabaları genişletebilir.

Bana göre, Husiler iki hata yaptı: Krallığa saldırmak ve Babul Mendeb'i tehdit etmek. Birincisi, geniş çıkarları ve ortaklıkları olan bir ülkeyi hedef alıyor ve ikincisi, dünya için hayati bir su yolunu etkiliyor. Bu, onlarla mücadelenin kapsamını genişletiyor ve tehditlerini göz ardı etmeyi daha da zorlaştırıyor. Belki burada veya orada askeri bir zafer elde edebilir, ancak bu görüntü izleyicilerine bu maceranın ona neye mal olacağını anlatmıyor.

Yarım yüzyıldan fazla bir süre önce İmamlık yönetiminden kurtulan Yemenlilere gelince, bir gruba ilahi bir yönetim yetkisi vermeyen bir devlete sahip olmaya hakları vardır. Bölünmeler nedeniyle zayıflamış olsa bile, bu projeye karşı geniş çaplı bir Yemen direnişi vardır. Yemen'i desteklemek, Husiler otoritelerini zorla dayatırken darbeyi reddeden güçleri kendi aralarında savaşmaya bırakmayı değil, bir devlet ve vatandaşlık etrafında birleştirmeyi gerektirir. Bu projeye karşıtlık, devletlerin istikrara, halklarının kalkınmaya ve Yemenlilerin okullara, hastanelere ve işlere sahip olma hakkıyla ilgilidir.

Biz Körfez'de Tahran'ın hata yapmasını bekleme lüksüne sahip değiliz. Krallığın güvenliği bizim güvenliğimizdir ve tesislerinin ve su yollarının korunması doğrudan Körfez'in çıkarınadır. Yapılması gereken, ciddi bir savunma koordinasyonu, müttefikleri birleştiren siyasi eylem ve halka neler olup bittiğini açıkça anlatan bir medyadır. Hazırlığımız Washington'da kimin kazanacağına bağlı olmamalı. Seçimler Amerikan meselesidir, ancak toplumlarımızı ve kalkınma deneyimimizi korumak, başta kendimiz olmak üzere dostlarımızla birlikte yerine getireceğimiz görevimizdir. Sonuç olarak; ABD seçimlerinin sonuçları değişebilir, ancak Tahran'ın içinde bulunduğu çıkmaz bir oy sandığından daha derindir!