Kerim Abdiyan Beni Said
İran uzmanı, insan hakları aktivisti
TT

Trump’ın Ortadoğu’dan çekilmesi Tahran Mollalarına hediyedir

ABD Başkanı Donald Trump’ın aşamalı da olsa Suriye’den çekilme konusundaki son tutumu, ABD’nin Ortadoğu’daki stratejik hedeflerini gerçekleştirmeyi sağlayacak öncelikleri ile çelişiyor.
Bu hedefler birkaç noktada özetlenebilir:
Birincisi, Tahran’ın İran’dan başlayıp Irak üzerinden Suriye, Lübnan ve Akdeniz’e uzanacak geçiş koridorunu tamamlamasını engelleme.
İkincisi, Kudüs Güçleri ve Devrim Muhafızları’nın yirmiyi aşkın askeri üssünü yıkıp ortadan kaldırma ve çok sayıda füze, bomba ve füze üretme, geliştirme ve koruma merkezlerine ek olarak aşırı Şii gruplardan oluşan 25 bini aşkın savaşçısı ve paralı askerleri ile birlikte Devrim Muhafızları, ordu ve İran Özel Güçleri’ni oluşturan 4000 unsurunu kovma.
Üçüncüsü ise DEAŞ terör örgütünü hepten bitirme.
Başkan Trump’ın 14 bin Amerikan askerinden oluşan güçlerin yarısını Afganistan’dan çekme kararı, Kabil’de büyük endişe ve kaosa sebep oldu.
Bu durum haliyle Tahran’daki Mollaları sevindiriyor. Zira böylece Afganistan kendilerine gümüş bir tabakta sunulmuş oldu.
Tıpkı 2012 yılında Amerika’nın askerlerini çekmesinden sonra Irak’ın altın tabakta sunulması gibi.
Şayet Trump, İran’ın bölgedeki terörün ana kaynağı olduğuna inanıyorsa ABD güçlerinin Afganistan’dan çekilmesi büyük bir stratejik hatadır ve kendi partisi tarafından bile desteklenmeden almış olduğu bir karardır.
Nitekim Başkan’ın en yakın arkadaşlarından biri olan Senatör Lindsey Graham, Afganistan’ın terörle mücadele için bir merkez olduğuna inanıyor.
Her ne kadar Afganistan’daki savaş, ABD’nin en uzun askeri dış müdahalesi olarak Washington’a yaklaşık bir trilyon dolar, 3000 Amerikan askeri ve 140 bin Afgan askerine mal olsa da.
Afganistan bir altyapıdan yoksun. Bu nedenle yasadışı uyuşturucu ticaretinden uzak bir ekonomik kalkınma için gerçekçi ihtimallere sahip değil. Ayrıca merkezi hükümetin iktidarı yalnızca Kabil ile sınırlı ve güvenliği sağlamak için neredeyse tamamen ABD güçlerine bağlı. Son dönemlerde de istikrarsızlık hali büyümüş ve sivil kurbanların sayısı büyük oranda artmıştır.
Afganistan’daki yaşam düzeyi, dünyadaki en düşük düzeylerden biri kabul ediliyor ve önemli ölçüde dış yardımlara dayanıyor.
Ülke; su, elektrik, barınma ve iş fırsatlarından mahrum. Kişi başına düşen milli gelir, 1900 dolar; tahmini yaşam süresi 52 yıl. 2012 yılında GSYİH’den yapılan 1.14’lük askeri harcama 2016 yılında 0.89’a düştü ve bu haliyle ülke, dünya ülkeleri ile kıyaslandığında 125. sıraya yerleşti. Bundan dolayı Taliban’ın ülkeye egemen olması bekleniyor.
ABD’nin çekilmesinden sonra bir güvenlik boşluğu meydana gelme ihtimali ile birlikte Afganistan’daki Taliban hareketi, yaklaşık iki hafta önce barış müzakerelerini iptal etti.
Ayrıca Taliban liderleri ile özel Amerikan Elçisi Halilzad arasındaki dördüncü turda müzakerelere Afgan Hükümeti ile birlikte katılmayı da reddetti.
ABD’nin çekilmesine dair beklentiler ile birlikte İran Devrim Muhafızları da ülke genelindeki tüm etnik topluluklar arasında Tahran’a bağlı on binlerce Afgan milisinden oluşan elemanlarını beşinci bir tabur olarak dağıttı.
Üstelik Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çıkışını hızlandırmak için Taliban’a silah göndermeye de başladı.
Devrim Muhafızları içindeki Kudüs Güçleri’nin Suriye’deki Fatımiyyun sancağında ve Irak’ta bulunan yaklaşık 15 bin savaşçısı, Afganistan’a gönderilip herhangi bir vakitte sınır boyu konuşlanmak için hazır.
Bu, Irak senaryosunun bir tekrarı anlamına geliyor.
Humeyni rejimi, 1979 yılındaki Sovyetler Birliği işgalinden sonra Afgan mücahitlere destek sağlamıştı. Yine aynı şekilde 1996 yılında çoğu Şii olan 3 milyon Afgan sığınmacıyı İran’a iten Taliban egemenliğine de tam destek sunmuştu.
Bu esnada Devrim Muhafızları, Peştun hareketinin yanı sıra Tacik ve Özbekler gibi Taliban’a muhalif olan etnik toplulukları da destekledi.
İran daha sonra 2001 yılında ABD önderliğinde Taliban’ı devirmek için kurulan uluslararası koalisyonla da tam bir işbirliği yaptı.
Tahran, Taliban’ın yenileceğini elbette ki biliyordu ancak onun ortadan kaldırılmasını hızlandırmaya katkı sağladı.
Devrim Muhafızları 2007 yılında Taliban için askeri güçler oluşturarak bunları silahlar, ağır makineli tüfekler ve iletişim ekipmanları ile donatmaya ve eğitim üsleri kurarak sınır boyuna modern lojistik donanmalar göndermeye başladı.
Dini inançları farklı olsa da iki taraf, Amerikan güçlerine karşı savaşmak ve Amerikan askerlerinin kanını dökmek üzere anlaşmıştı.
2012’de Taliban ile Devrim Muhafızları arasında yüz milyon dolarları bulan yasadışı uyuşturucu gelirlerini bölüşmek için resmi bir anlaşma yapıldı.
Suriye’deki iç savaştan sonra Kudüs Güçleri, İran’daki 3 milyon Şii Afgan sığınmacılardan bir kısmını seferber ederek onlara aylık 400 ila 500 dolar maaş vermeye başladı; oğullarından veya akrabalarından biri, ‘Seyyide Zeyneb ve diğer Şii Türbelerini savunma’ bahanesi altında Suriye’de ölen ailelere daimi ikamet ve İran vatandaşlığı hakkı tanıdı.
Hoş, Suriye’de savaşanlar Seyyide Zeynep’in türbesi ile Şam’ın yüzlerce km uzağındaki farklı Suriye topraklarında savaştılar ama olsun!
Devrim Muhafızları son dönemlerde de özellikle Bamyan bölgesinde olmak üzere ülkedeki sayıları 6 milyona ulaşan etnik Hazara toplulukları arasından yeni bir milis dalgası oluşturmaya başladı.
Savaşın ucuz insan kaynağı olan Afgan milisler, Beşşar Esed’in iktidarının sağlamlaştırılmasında büyük bir rol oynadı.
Suriye’de Hizbullah’tan sonra en büyük ikinci askeri güç olan Fatımiyyun Tugayları etkin bir role sahip.
Fatımiyyun mensupları, Velayet-i Fakih ideolojisine bağlılar ve dini merci olarak “Yüce Rehber” Ali Hamaney’i benimsiyorlar.
Irak ve Suriye savaşlarında savaşma tecrübeleri olduğundan ötürü modern silahlar, tanklar ve füzeler konusunda iyi eğitilmişler.
İşte bu yüzden ABD’nin çekilmesinden saatler sonra Halep, Dera, Tedmur ve Suriye’nin daha başka noktalarında savaşan Fatımiyyun’a bağlı yaklaşık 15 bin askerin Afganistan’a gelerek Batı’daki Herat, Ferah ve Nimruz’dan ülkenin ortasındaki Bamyan’a kadar olan Şii bölgelerde yerleşmesini bekleyebiliriz.
İran’ın nüfuzu aynı şekilde hükümet ve güvenlik kurumlarına kadar uzanıyor; Irak’ta olduğu gibi.
İran buna ek olarak büyüyen güçlerini, medyasını, kültürel ve toplumsal kurumlardaki güçlü varlığını, çeşitli hayır kurumlarını; ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde yolsuzluk yapan yetkililerle olan derin ilişkilerini de kullanıyor.
Benim Afganistan’daki yolsuzluğa dair acı bir tecrübem var.
Şöyle ki Kabil’de büyük konut siteleri inşa eden büyük bir Afgan şirketine kısa bir süreliğine danışmanlık hizmeti sunmuştum.
Benim görevim yeniden yapılandırma çerçevesinde Dünya Bankası’ndan fon almalarına yardımcı olmaktı.
Bu süre içerisinde ciddi anlamda yolsuzluk, rüşvet ve kayırmacılık ile yüzleştim. O kadar ki Afgan Hükümeti’ndeki bazı yetkililer, anlaşmalardan ne kadar pay alacaklarını soruyorlardı!
Afganistan’daki bu dönüşümlere İran’ın Meşhed şehrinden Afganistan’ın Herat şehrine kadar uzanan ve bu yıl açılacak olan 370 km’lik yeni demiryolunun tamamlanması eşlik ediyor.
İran, Afganistan’ın en büyük ticari ortağı olarak kabul ediliyor. Nitekim milyar dolar tutarında gıda, ilaç, petrol ve sanayi ürünü ihraç ediyor.
Ayrıca son on yılda Afganistan’daki altyapıya yaklaşık 700 milyon dolar harcadı.
Bunun için Irak’ta olduğu gibi Afgan ekonomisine de tam anlamıyla egemen olacak.
Amerikalılar daha önce Irak halkını tanımamaktan kaynaklanan yenilgilerini Afgan halkını tanımamaktan ötürü yeniden tattılar.
Stratejik hatalardan biri belki de Amerikalıların, yabancı bir oluşum olan el-Kaide gibi Taliban’a da yerli halk muamelesi yapmasıdır.
İronik olan şu ki Afganistan, Ağustos 1919’da Şii nüfusu yüzde 10 ila 15’i geçmezken Şii İran’ın nüfuzu altında 140 bin kurban verdikten sonra İngiltere’den bağımsızlığını kazandı.
İşte şimdi bunun üzerinden yüz yıl geçmişken gümüş bir tabak içerisinde İran’a teslim ediliyor.