Faysal b. Abdurrahman b. Muammer
Kral Abdullah Uluslararası Kültürler ve Dinleraraası Diyalog Merkezi Genel Sekreteri
TT

Terörün yeni yüzü

Cuma günü Yeni Zelanda’da iki camide namaz kılanlara yönelik düzenlenen saldırıyla birlikte dünyanın son 30 yılda yüzleştiğinden farklı bir radikalizm ve terörle karşı karşıya kaldığı ortaya çıktı. Öyle ki radikaller ve teröristler, bu saldırıları dinle özellikle de İslam’la bağdaştırmaya çalıştı.
Kral Abdullah Uluslararası Diyalog Merkezi olarak biz, kültürler ve dinlerarası diyalog girişiminden beri dinin, sorunun özü değil de çözümün bir parçası sayılması gerektiğinin önemini vurguladık. Dinin bu şekilde ele alınması konusunda bu çağrı, Batı’da resmi kurumlardaki politikacıları ve uluslararası kuruluşları ikna etmede büyük zorluklarla karşılaştı. Son 4 yılda özellikle de DEAŞ örgütünün yükselişe geçmesinin ardından uluslararası kuruluşların yanı sıra birçok Batı merkezli resmi kurum, radikalizme dini çözümler aramaya başladı.
Radikalizm ve terör sorunlarına acil ve etkili çözümler bulmak için bireyler, liderler, dini kurumlar ve politika yapıcıları arasında işbirliği yapıldı. Batılı politika yapıcıları, dini devletten ayırmaya uygun çözümler bulmak amacıyla başarısız girişimler gerçekleştirmeye başladı. Radikalizm ve terörle mücadele girişimlerinde çözümün bir parçası olarak dine güvenilmedi. Bundan dolayı terörle mücadelede askeri girişimlerin başarısız olması kadar tehlikeli başarısız çözümler ortaya çıktı.
Siyaset ve medya düzleminde İslam’a, Müslümanlara ve diğer dini ve etnik azınlıklara karşı yöneltilen aşırı gerilimin eşlik ettiği bu girişimler sırasında Batılı toplumlar, popülist hareketlerin artmasına ve aşırı sağ görüşlü partilerin yükselişe geçmesine şahit oldu. Aşırı sağ görüşlü hareketler ve partiler, İslam’dan, Müslümanlardan ve göçmenlerden nefret ederek halkın desteğini kazanmaya ve siyasi sorumluluklar elde etmeye çalıştı. Politik, kültürel ve sosyal nefret programları ve ırkçı söylemler, desteklenmeye başladı. Öyle ki bazı radikaller, benzeri görülmemiş yeni bir radikalizm ve terör tesis etmek için görevler üstlendi ve toplumsal eğilimleri yönetti. Bu, sosyal paylaşım araçlarını kullanan, Müslüman ve Yahudi gibi belirli dini grupları hedef alan radikal, ırkçı ve milliyetçi ideolojiye dayalı bir terör çeşididir. Bunun için Yeni Zelanda dâhil farklı bölgelerde Müslümanlara ve ABD’nin Pittsburgh şehrinde olduğu gibi Yahudilere karşı düzenlenen terör saldırıları, seçilmiş bazı siyasi şahsiyetler tarafından desteklenen daha tehlikeli radikalizm ve terör türleriyle karşılaşacağımızı gösteriyor.
Radikalizm ve terör, aşırı sağ görüşlü liderler ve partiler tarafından kontrol edilip yönlendiriliyor. Radikalizmi ve terörü destekleyen aşırı sağ görüşlü liderler ve partiler, Batılı rejimlerde hâkim olan çeşitli özgürlüklerden yararlanarak ve bu özgürlükleri istismar ederek, resmi görevler ve kanallar aracılığıyla terör propagandası yapıyor. Bunun için radikalizm ve terörün daha tehlikeli aşamalarıyla yüzleşmeye hazır olmalıyız.
Radikalizm ve terör, dünyanın farklı bölgelerinde yönetimde görevler üstlenmeye devam etmesi halinde yakında dinlerinden ya da renklerinden dolayı toplumlara yönelik toplu katliamlar görebiliriz. Çekirdek kararlar, aşırı sağ görüşlü liderlerin ve partilerin kontrolünde olduğu zaman tehlike, katbekat artıyor. Bu durumun dünyada bazı ülkelerde meydana geldiğini, hızlı ve tehlikeli bir şekilde yükselişe geçtiğini görüyoruz.
Kral Abdullah Uluslararası Kültürler ve Dinleraraası Diyalog Merkezi olarak biz, başta Suudi Arabistan olmak üzere Avusturya, İspanya ve Vatikan gibi kurucu devletler, Müslümanlardan, Hıristiyanlardan, Yahudilerden, Budistlerden ve Hindulardan oluşan yönetim konseyi, 15 din ve inançtan 50 üyenin yer aldığı istişare kurulu aracılığıyla radikalizmin ve terörün tehlikesine sürekli dikkat çekmeye çalıştık.
Yeni Zelanda’da camide namaz kılanlara karşı düzenlenen saldırı, Kral Abdullah Uluslararası Diyalog Merkezi’nde dikkat çektiğimiz daha büyük bir olgunun ortaya çıktığına işaret etmektedir. Bu olgu, diyalog ve hoşgörü değerlerini pekiştirmek için bireylerin ve kuruluşların omuz omuza hareket etmesiyle ortadan kaybolacaktır. Antisemitizm’de olduğu gibi Müslümanlara ve diğer dinlerin üyelerine yapılan saldırıyı suç sayan kanunların çıkartılmasına yönelik siyasi iradenin var olması ise daha önemli bir husustur.  
*Kral Abdullah Uluslararası Kültürler ve Dinleraraası Diyalog Merkezi Genel Sekreteri