Son birkaç saat içinde Mekke’de sanki uzun zamandır beklenen hoş ve misk gibi güzel bir koku yayan bir Arap meltemi esti. Bu meltem orada hazır bulunanlara ve dünyaya Arapların; diri, hayat dolu, utanmadan ve korkmadan, dalkavukluk yapmadan ve gizlemeden düşünme ve yönetme gücüne sahip bir millet olduğunu hatırlattı.
Mekke’de gerçekleşen 3 zirve; bölgenin içinden geçtiği şu zor anlarda ve özellikle de son jeopolitik değişimlerin gölgesinde Arap halkları ve liderlerinin büyük bir bilinç ve idraka sahip olduklarını ortaya çıkardı.
Kral Selman’ın davetine icabet eden Araplar, bazı bölgesel güçlerin Arapların bölgedeki tarihi varlıklarını ve güçlerini geriletmek için yaratmaya çalıştığı dengesizlik ile yüzleşmek konusunda her olasılığa karşı koymaya hazır olduklarını kanıtladılar.
Yakın bir zamanda gerçekleşen hiçbir Arap zirvesinden Mekke’deki zirvenin sonuç bildirgesi kadar güçlü ve kesin bir bildirge çıkmadığını söylersek abartmış olmayız. Bu bildirge, her şeyi açık bir şekilde ortaya koyarak yoruma ya da izaha açık hiçbir nokta bırakmadı. İran’ın hemen şimdi ve bu noktada bir yandan Körfez bölgesindeki komşularına diğer yandan coğrafi olarak kendisine uzak olan ama Yemen’de olduğu gibi milis güçleri aracılığıyla ulaşmaya çalıştığı bazı Arap ülkelerine yönelik her türlü saldırı, müdahale ve planlarını durdurması gerektiğine işaret etti.
Mekke-i Mükerreme Zirvesi, Suudi Arabistan’ın Arapların kalbinde sahip olduğu yeri gösterdi. Katılımcıların hepsi Husi füze saldırıları ile Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliğinin maruz kaldığı saldırıları, sadece Suudi Arabistan’a has ve özel kılmayarak bütün Arapların ulusal güvenliğine yapılmış saldırılar olarak kabul etti.
Zirve’de İran halkı ile mollalar hükümeti arasında açık bir ayrım yapıldığı net bir şekilde görüldü. Kral Selman da yaptığı konuşmada buna işaret etti ve Körfez İşbirliği Konseyi’nin (KİK) kazanımlarının ve tarihi başarılarının İran’ın faaliyetleri nedeniyle kaybolması ya da tehlikeye girmesi konusunda uyardı.
Arap Zirvesi sırasında Arap liderlerin ve başkanların konuşmalarını takip edenler, Arapların bir tarafı zeytin dalından diğer yanı keskin kılıçtan oluşan ve bir yol haritasına yakın vizyonları olduğunu fark etmiştir.
Araplar birkaç saat önce İran’a bir zeytin dalı uzattı. Her ne kadar İran’ın Arap dünyasının taleplerini özetleyen sonuç bildirgesine olumlu bir karşılık vereceğine dair içimizde büyük bir şüphe olsa da dünyanın Tahran’ın tartışmalı meseleleri nereye ulaştırdığına tanık olması için bu gerekliydi.
Arapların keskin kılıcı ise İran’ın çok iyi bildiği ve belki de gerçekte tek bildiği bir dildir. Bu nedenle açık bir şekilde caydırıcılık ve çatışma düşüncesine odaklanıldı. Çünkü kılıç ve kalkan olmadan yani kendilerini koruyacak silahlar olmadan halklar ve uluslar her daim büyük bir tehlike altındadır.
Bu zirvelerin başarısının dayanakları arasında; tehlike anında herkesin çağrıda bulunduğu ortak Arap değerlerinden yola çıkarak Arap-Arap dayanışmasını derinleştirmesidir. Elbette bu hiçbir şekilde başta müttefikler olmak üzere diğerleri ile işbirliği yapmama anlamına gelmemektedir. ABD güçlerinin yeniden bölgede konuşlandırılması kararı da bir yandan Arapların kendi kaderlerini belirleme diğer yandan da dış dünya ile stratejik köprüler kurma felsefesini vurguladı.
Zirveler İran’ın geniş bir sorun olduğunu kanıtladı. Çünkü İran; Arap halklarının hayatlarını iyileştirme konusunda işbirliği yapmak için değil bilakis Arap ülkelerinin bağımsızlıkları ve karar alma özgürlükleri aleyhine ileri güç merkezleri elde etmek için Arap bölgesine nefret dolu ve kindar kollarını uzatmaktadır.
Söylediklerimizi kanıtlamaya ihtiyacımız yoktur. Bunun için Irak’a ve sonuç bildirgesi ile ilgili açıklamasına ve tutumuna bakmak yeterlidir. Irak bir Arap ülkesi olmasına rağmen çekiçle örs arasında sıkışmış bir demir ya da bir kıskacın içinde sıkışmış biri gibi görünmektedir. Bir yandan tarihi Arap kimliğini korumaya çalışırken diğer yandan mezhepçi kota ile bölünüp İran’ın baskıları ile savaşmakta ve Haşdi Şabi’nin ağırlığı altından çökmektedir. Arap bir ülke olan Irak’ın bütün korkusu; yakında ülkesinin zaten zayıf olan bedenini ele geçirebilecek vekalet savaşlarının yeri ve merkezi olmasıdır. Kasım Süleymani’nin planladığı ve ABD tarafının gözlemlediği şey de bu görüş ve analizin doğruluğunu vurgulamaktadır.
Mekke’den çevresine bir kez daha hoş kokulu Arap daynışma meltemlerinin estiğini söylediğimizde bu açık bir gerçektir. Onun semaları altında Arap dünyası liderlerinin, Filistin halkının başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir devlet kurma hakkını manipüle etme çalışmalarına karşı uyaran sesleri yükseldi. Bu ses; tarihi gerçekleri değiştirme çabalarını, var olan hiçbir sorunu çözmeyen hatta sahadaki siyasi ve diplomatik durumu zorlaştıran sorunlu bir mesele olarak kabul etti.
Hadimul Haremeyni Şerifeyn Kral Selman, Arap dünyasının etkili bir uluslararası kültür ve ekonomi merkezi haline getirmenin zorunluluğuna vurgu yaptı. Bu da Arapların ölüm propagandası değil hayat davetçilerinden oldukları anlamına gelmektedir. Ama şimdi lojistik olarak safların yeniden düzenlenmesi gerektirdiğini de kesinlikle söylemeliyiz. Çünkü İran’ın duymayan kulakları ve görmeyen gözleri var. Her şey olacağına varır.
TT
Arap dayanışma yolu: Mekke Bildirgesi
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة