Lübnan hükümeti, çelişkili, uyumsuz ve çoğunlukla endişe verici bir rakamlar denizinde çırpınıyor. Bu rakamlar bizlere uzun bir süredir bütün yetkililerin üzerinde uzlaşmış olduğu Lübnan’ın artık birçok yerinden delinmiş, batması halinde herkesin onunla batacağı bir tekneye benzediği gerçeğini hatırlatıyor.
Ama siyasi yöntemler ve yetkililer arasında büyüyen anlaşmazlıklar, ne bu deliklere ne de bizi ve onları yutacak olan denizi önemsediklerine işaret ediyor hatta vurguluyor.
Buna rağmen, iyimserler şimdi Meclis Komisyonu’nun bütçe taslak çalışmasını bitirmesinin mümkün olduğunu ve bütçenin temmuz ayının sonunda görüşülmesi için meclise gönderebileceğini söylüyorlar. Yani hükümet, 7 ayının sona erdiği 2019 yılının bütçesini hazırlamak için var gücüyle çalışıyor. Ama aslında çamura batmış ve zaman ile yarışmaya çalışan bir kamplumbağaya benziyor.
Daha da ilginci; geçen yıl 6 Nisan’da Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un desteği ile düzenlenen CEDRE (Sedir) Konferansı’nda uygulamayı taahüt ettiği “tasarruf bütçesini” hazırlamak için hükümetin önemsiz tartışmalarla geçen 20 oturum düzenlemiş olmasıdır. Yine şu ana kadar açıklanan rakamlar; tasarruf bir yana bilindiği gibi Lübnan’ın 90 milyar doları aşan bir açığın ağırlığı altında ezilmesine neden olan israf, yolsuzluk ve kamu malını yağmalama politikasına devam edildiğine işaret etmektedir.
Lübnan’ı hibe ve kolay krediler şeklinde ödenecek olan 11 milyar ve 800 milyon dolar ile destekleme kararının alındığı CEDRE Konferansı’ndan önce Paris, yatırımın teşvik edilmesi için gerekli olan hükümet reformlarını hızlandırmanın yolları olarak özetleyebileceğimiz bir başlık altında “Lübnan’ı Destekleme Grubu”nun toplantısına evsahipliği yapmıştı.
Lübnanlı yetkililere bu toplantının sonuç bildirgesini hatırlatmak faydalı hatta gereklidir. Bu bildirgede şu ifadelere yer verilmişti:”Lübnan’ı Destekleme Grubu; demokrasi ve şeffaflık ortamında rolünü tamamen yerine getiren bir devlet içerisinde bütün Lübnan kurumlarının, ekonomik oluşumların ve vatandaşların siyasi ve ekonomik istikrarı gerçekleştirmeye katkıda bulunmalarını sağlayacak hükümet reform programını hızlandırmak için Lübnan Cumhurbaşkanı’na, bütün Lübnanlı taraflar ile koordineli bir şekilde çalışma çağrısında bulunmaktadır”.
Lübnan’dan her zaman reform yapması talep ediliyor. Ama o bunun yerine,yolsuzluğu sürdürüyor. Bu nedenle; 27 Şubat 2001 yılında düzenlenen Paris 1 ve 23 Ekim 2002 yılında düzenlenen Paris 2 konferanslarına dönülmelidir. Bu konferanslarda Lübnan hükümeti 5 reform unsurunu temel alan stratejik bir vizyon sunmuştu. Bunlar: Ekonomiyi modernleştirmek, finansal durumu düzeltmek, borç idaresi, özelleştirme, para ve finans sisteminin istikrarının korunmasıdır.
Ama Lübnan, dönemin Suriye idaresinin gölgesinde bilinen nedenlerle vaadettiği bu reformları gerçekleştiremedi ve kamu borcu yükseldi. Kamu borcunu azaltmak; CEDRE Konferansı’nın temel amacı olan ve devleti kemiren borçlar, kaos ve yolsuzluk tünelinden çıkma çabalarının ilk adımını oluşturuyordu. Böylece artan siyasi anlaşmazlıkların ortasında Lübnan’ın en tasarruflu bütçesi olması vaat edilen yeni bütçenin görüşmelerine başlandı. Ama ne yazık ki hükümetin düzenlediği 20 oturuma da damgasını vuran tartışmalar, süslü popülist sloganların gölgesinde hiçbir çözüme ulaşmadan sakız gibi uzayıp durdu.
Bu sloganlar arasında; yoksulları ve sınırlı bir gelire sahip kişileri hedef alabilecek yeni vergilerin getirilmemesi, ticari hareketi felce uğratabileceği için VAT vergisinin arttırılmaması, israfın gerçek kaynaklarının tespit edilmesi, hırsılık ve yolsuzluğun durdurulması vardır. Bunun yanında limanlar, çoğunun reformu gerçekleştirmekten sorumlu politikacılara ait olduğu ortaya çıkan gemiler ve yasadışı yollarla vergi kaçakçılığı ile mücadeledir ki yaratıcı kaçakçılık yöntemelerinin son örneği de Lübnan’ın kuzeyindeki Trablus şehrinde elbette kaçak malların kaynağı olan Suriye’den getirtilen tonlarca muzun ele geçirilmesidir. Aynı şekilde gerekli olmayan devlet idarelerinin kapatılması, kamunun rasyonelleştirilmesi, bazıları tamamen boş olmasına rağmen kendisine yüz milyarlarca kira bedeli ödenen hükümet binaları sorunun çözülmesinin gerektiğidir.
Bütçe görüşmelerine başlandığında Başbakan Saad Hariri; kamu açığını %11.5’ten 7.5’e düşürmek için bakanlardan, bakanlıklarının harcamalarını %20 oranında azaltmalarını talep etmişti. İlginç olan hem bunun gerçekleşmemiş hem de skandal gibi rakamların ortaya çıkmaya başlamış olmasıdır. Örneğin meclis komisyonunun, devlet kurumlarından bünyelerinde çalıştırdıkları memurların sayısını içeren listeler talep etmesi üzerine birçoklarının çalışan memur sayısını bilmedikleri ortaya çıkmıştır.
Bir devletin çalışan memur sayısını bilmediğini, 2017 yılının ağustos ayında memur alımının durdurulması kararı almasına rağmen politikacılarının bu kararın ardından özellikle parlamento seçimleri döneminde açık bir şekilde faydacı nedenlerle onbinlerce sivil ve askeri memur alımı yaptığını tasavvur edebiliyor musunuz? Komisyon; hükümetler tarafından açıkça suç görülebilecek şekilde 2017 yılının ağustos ayından önce 32.009 kişinin işe alındığını belirtse de gerçek sorun, yönetimin yeniden yapılandırılmasıdır. İnanılması güç olan şeylerden biri de bu atamaları yapan politikacıların bunun için ilginç ve garip başlıklar icat etmiş olmalarıdır. Örneğin;hizmet satın alma memuru, görevli emekli, faturalı çalışan ve muavin gibi.
Her 3 öğrenciye 1 öğretmenin düştüğü gerçeğinin aniden ortaya çıktığı bir ülkede kaynakların nasıl israf edildiğinden bahsetmeye gerek yoktur. Öyle ki bu öğretmenlerin bazılarının eğitim seviyesi öğrencilerinden bile daha düşüktür. Yine bazı müdürlük ve bütçelerin; Lübnan’da bir şeker fabrikası bile yokken Buğday ve Şeker Pancarı Ofisi ya da Demiryolları ve Toplu Taşıma Müdürlüğü, Lübnan Bayrağı Ulusal Konseyi ve şu anda bir enkaz olan Raşid Karami Fuar Merkezi gibi neredeyse var olmayan kurumlarda çalışan memurlara ek ödeme yaptığını bilmek kaynakların nasıl harcandığını anlamak için yeterlidir. Aynı şekilde ister inanın ister inanmayın ama Lübnan, Arap atlarının soylulaştırılması kurumuna yıllık 300 milyon dolar ödeme yapmaktadır.
Birkaç ay önce Sedir Konferansı mekanizmasını takipten sorumlu Fransa temsilcisi Büyükelçi Pierre Dukan Beyrut’u ziyaret etti. Dukan’ın bağışçı ülkelerin hazır olduğunu iletmesi, Lübnanlı yetkililere reform programlarının hangi aşamada olduğunu sorması ve elbette bir yanıt alamaması önemli değildir. Asıl önemli ve acı olan görüşmelerin ardından bir grup gazeteciye yaptığı “of record” açıklamasıdır. Dukan şöyle demişti:
“Lübnan düzelmesi imkansız bir ülkedir. Lübnanlı yetkililer, bütçe açığını düşürmeyi ve kamu sektörünün rolünü azaltmayı, elektrik sorununu çözmeyi ve özel sektör ile ortaklığı şart koşan Sedir’inaltına imza attılar ama bugün tekrar sıfır noktasındayız. Öyle ki bazıları; devletin boyutunu küçültmek gibi sosyal etkileri olan bu reformları hayata geçirebileceklerine inandığımız için bizleri çılgın olarak görüyorlar”.
Tasarruf bütçesinin gülünç yönleri örneğin; nargile içmeye 1000 lira gibi bir vergi getirmesi, sosyal krizin ağırlaşmasına neden olabilecek ithalattan ya da özel araba plakalarından vergi alması değildir. Bilakis; mevduat faiz oranını yüzde 7'den 10'a yükseltmek hariç, limanlardaki kaçakçılığı ve vergi kaçakçılığını görmezden gelirken vergi sistemini iyileştirme hayaline kapılmasıdır.
Gülünç olan 20’den fazla toplantı, tartışmalar ve çekişmelerden sonra bu bütçenin amacının üretimi ve ekonomiyi iyileştirmek olmadığının söylenmesidir. Yine bütçeyi görüşmeye hazırlanan meclisin; 2019 yılından geriye sadece 5 ay kalmışken hala bütçe için birbirleri ile tartışan hükümet ve bakanların kendisi olması doğrusu tuhaflığın ve komedinin zirvesidir. Bu nedenle; Lübnanlıların Sedir Konferansı’nın denildiği gibi “bir yaz gecesi hayaline” dönüşmesine yönelik korkuları ciddi bir şekilde artmaktadır.
TT
Yolsuzluk Lübnan’da reformun elinikolunu bağlıyor
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة