Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist
TT

Petrol tankerlerine saldırmak Hürmüz Boğazı’nı kapatmayacak

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo geçen hafta pazar günü, ülkesinin askeri olan da dahil çeşitli seçenekleri göz önünde bulundurduğunu açıkladı. Ama Pompeo, Başkan Donald Trump’ın savaş istemediğine işaret etmeye de dikkat etti.
Bu doğru. Çünkü Trump şu anda 2020’deji başkanlık seçimlerine odaklanmış durumda ve tabanının ABD askerlerine hiç kimseye ateş etmediği müddetçe ateşli söylevleri sevdiğini biliyor.
İran’ın petrol tankerlerine saldırılar düzenlemek için iyi bir nedeni var. İran; Trump yönetiminin ekonomisine uyguladığı “azami baskıya” karşı koymak istiyor ve görünüşe bakılırsa da saldırılarda kullanılan mıknatıslı mayınlara ve bunun için gerekli araçlarla yöntemlere de sahip. Ayrıca İran, inkara dayanan klasik bilmezlikten gelme oyununu çok iyi biliyor. İran şu anda sanki şöyle diyor: Bu saldırının arkasında benim olduğumu biliyorsunuz. Ama bunu kanıtlayamazsınız.
Ancak İran, tankerlere saldırılar düzenlemek konusunda sabıkalıdır. Bunun en iyi örneği de Irak savaşı döneminde alevlenen tanker savaşıdır. Bu savaşta İran, petrol tankerlerine füzelerle saldırılar düzenlemişti. Nitekim Umman Denizi’nde 13 Haziran’da 2 petrol tankerine düzenlenen saldırıyla ilgili olarak ABD’li yetkililer, Tahran’ın tankerlerin yakınlarındaki İran teknelerini gözlemleyen bir ABD insansız hava aracını bir uçaksavar füzesi ile vurmaya çalıştığını ancak bu teşebbüsün başarısızlıkla sonuçlandığını açıkladı. Başka kaynaklar ise Husilerin ABD’ye ait bir insansız hava aracını düşürdüklerine işaret etti. Aynı şekilde İran, kendisi petrol ihraç edemeyecekse diğer ülkelerin de ihraç edemeyeceğini duyurdu.
Diğer yandan Iraklı Haşdi Şabi örgütü de General Kasım Süleymani’nin emirlerini yerine getirmekte tereddüt etmedi. Geçen hafta cuma, cumartesi ve pazartesi günleri ülkedeki ABD hedefleri ve ABD Büyükelçiliği’ne füzelerle saldırılar düzenlendi.
Ancak uzmanlar, iki ülke arasında çıkacak bir çatışmanın hiç kimsenin çıkarına hizmet etmeyeceği konusunda hemfikir. Bir yanlış anlama tehlikesi, ittifakların önemi ve sonrasında yaşanacaklar ABD-İran krizindeki ilginç hususlardır.
İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü de pazartesi günü yaptığı açıklamada İran’ın 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşma kapsamında izin verilen düşük derecede zenginleştirilmiş uranyum sınırını 10 gün içinde aşacağını bildirdi. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise halen nükleer anlaşmaya bağlı olan Avrupalılara, anlaşmayı kurtarmak için zamanın daraldığı uyarısında bulundu. Oysa Avrupa ülkeleri geçen aylarda anlaşmayı ihlal etmesi halinde yaptırımlara geri dönecekleri konusunda İran’ı uyarmıştı.
Savaş kararı almanın sorumluluğu, İran ve vekillerinin omuzlarındadır. Bu durumda bir Husi füzesi bir Suudi Arabistan okulunu hedef alırsa ne olacak? Iraklı milis güçler bir ABD’li ya da Batılı askeri konvoya saldırı düzenlerse ne olacak? İran’ın petrol tankerlerine düzenlediği saldırılardan biri bir çevre felaketine neden olursa ya da tanker ciddi bir şekilde hasar görürse ne olacak?
Bilindiği gibi İranlı liderlerin en büyük derdi rejimin bekasıdır. Halihazırda yaptırımların toplu etkilerinin nedenleri ise İran’ın ekonomisini kötü yönetmesi, yolsuzluğun yayılması, GSYİH'da görülen belirgin düşüş ve küresel pazarlara petrol satışının gerilemesidir.
Bütün bunlar İran içerisinde artan enflasyon, gıda ürünlerinde sıkıntı ve bazı ilaçlarda yetersizlik gibi zor koşullara yol açtı. Ama konuştuğum ABD’li gözlemcinin de dediği gibi; “Bütün bunlara rağmen, rejimin tehdit altında olduğunu ve rejimi değiştirmenin çıkarımıza olacağını düşünmüyoruz.”
ABD’li gözlemci, İran’ın halkı önünde ABD’yi bütün felaketlerin sorumlusu olarak göstermeye ve kendisinin bunu kabul etmeyeceğine ikna etmeye ihtiyacı olduğunu söyledi. Buradan yola çıkarak İran’ın, yüzleşmenin, dünyanın petrol ihtiyacının beşte birinin ve sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) yaklaşık üçte birinin taşındığı ve ciddi bir patlama noktası oluşturan Hürmüz Boğazı’nda olması kararını aldığını belirtti. Hürmüz Boğazının stratejik bir nokta olduğunu ve İranlı yetkililerin bunun halkın kendilerine duydukları saygıyı artıracağını inandıkları için gerilimi bir dereceye kadar tırmandırmak amacıyla bu noktayı daha çok hedef almaya çalışacağını ifade etti.
İranlı yetkililer, insanların sokaklara dökülerek İran Riyali’nin değerinin düşmesini ve temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını yükselmesini protesto edecekleri bir başka Yeşil Devrim’in yaşanmasından korkuyor.
Kendisi ile görüştüğüm bir deniz hatları uzmanı duruma dair şunları söyledi:
“Hürmüz Boğazı’nı coğrafi olarak ele alırsak kendisinin; Irak, Kuveyt ve diğer Körfez ülkelerinden Hint Okyanusu’na oradan da küresel pazarlara akan bütün petrolün kilit noktası, Asya’nın petrol ithal ettiği bir ticaret yolu olduğunu görürüz. Hürmüz Boğazı; deniz hukuku ile ilgili BM tüzüğüne göre uluslararası bir boğaz sayılmaktadır. Hürmüz Boğazı’ndan geçme özgürlüğü uluslararası yasalara tabidir. Hürmüz gibi stratejik bir su yolu üzerindeki İran gibi bölgesel bir güç eğer boğazdan geçen mal akışını engellemeye çalışırsa bu, uluslararası deniz hukukunu ihlal ettiği anlamına gelir.” ABD’li muhatabıma dönecek olursak; kendisi şuna inanıyor:
“Bu krizden çıkmak için ABD’nin önündeki en iyi seçenek, serbest ticaret akışını korumak için bir araya gelecek bir Koalisyon kurmaktır. Diğer bir deyişle uluslararası toplumun; İran’ı bu tür deniz operasyonlarını durdurması konusunda uyarması aksi takdirde karşısında sadece ABD’yi değil Avrupa, Asya ve KİK ülkelerini kapsayan birleşik bir koalisyon bulacağını anlamasını sağlaması gerekir.”
Geçmişte İran’a karşı yaptırımlar etkiliydi. Çünkü arkasında uluslararası bir koalisyon vardı.
Birleşik bir koalisyon, İran’ın ticareti sekteye uğratmaya devam etmesi halinde bunun Körfez ülkelerinin tehdidinden ya da ABD yerine Avrupa ülkeleri ile çalışmaktan çok daha farklı ve beklenmedik bir sonucu ortaya çıkaracağına yönelik açık bir göstergedir. Yani İran’ın bu durumda karşısında bir uluslar koalisyonu bulacağı anlamına gelir.
Nükleer anlaşmayı korumak Avrupa’nın hakkıdır ama İran’ın Yemen’deki rolünden bahsetmek istememesi, Avrupa’nın İran’ı memnun etmek için kendisine getirdiği diplomatik kısıtlamalar ile ilgili çok şey söylemektedir.
Peki, şimdi ne olacak?
Hâlihazırda müzakereler olası değil çünkü bu, İranlı aşırılık yanlıları açısından kendileri için büyük öneme sahip konularda tavizler vermek anlamına gelmektedir. Ancak aynı zamanda yaptırımlar da çok daha büyük huzursuzluklara yol açabileceği için İran’ın kendisine karşı daha yumuşak bir politika izleyecek yeni bir ABD yönetimini beklemesi de zor olacaktır.
Washington’ın amacının ise müzakare masasına oturması için Tahran’a baskı yapmak olduğu oldukça açıktır. Nitekim daha önce İran’ın tamamı bundan çok daha az baskının altında müzakereleri kabul etmişti. İran, hiçbir şekilde kendisine yeni bir anlaşma önerme eğiliminde olmayan Trump yönetimi ile müzakereler yürütmek konusunda tereddüt etse de bu, İran’ın mevcut ABD yönetimi ile müzakare masasına oturmayacağı anlamına gelmemektedir. Çünkü müzakare masası taraflara zaman kazanma ve hiç kimsenin istemediği daha geniş bir çatışmanın yaşanması olasılığını azaltma fırsatı sunabilir.
ABD’li gözlemci kendisine yönelttiğim “ABD’nin tutumundaki dönüm noktası ne olacaktır” sorusuna şöyle cevap verdi:
“Eğer İranlılar ya da vekillerinden biri açıktan büyük bir saldırı düzenlerse bu, İran rejimi için kesinlikle bir intihar olacaktır. USS Abraham Lincoln uçak gemisinin ve B52 bombardıman uçaklarının bölgeye sevk edilmesi ve ardından medya aracılığıyla 120 bin askerin Ortadoğu’da konuşlandırılacağını açıklaması İranlıların ciddi olduğumuzu anlamaları için atılmış kasıtlı adımlardır.”
Ardından kendisine İranlıların ne kadar ileri gidebileceğini sordum Buna “Gittikçe daha da umutsuzluğa kapıldıklarını düşünüyorum” yanıtını verdi.
Son olarak; karar alma mekanizmasının ayrılmaz bir parçası olan Devrim Muhafızları’nın stratejik alanda gelişigüzel davranmadığını anlamalıyız. İran silahlı bir örgüt değil, sabit ve düzenli bir stratejiyi takip eden baskıcı ve genişlemeci bir devlettir.