Hillary Clinton, ‘Zor Seçimler’ adlı kitabında ABD yönetiminin birçok konuda kendileriyle anlaşmak için Sünni ve Şii iki Müslüman lider aradığını ve bunun için Recep Tayyip Erdoğan ile Ali Hamaney’in tercih edildiğini ifade etti.
Büyük bir ihtimalle bundan dolayı iki lider, hızlı bir şekilde yükselişe geçti ve yerel, bölgesel ve uluslararası düzlemde rol oynadı. Hillary Clinton’ın ‘Zor Seçimler’ adlı kitabındaki söylemini destekleyen ifadeleri göz önünde bulundurmakla birlikte burada herhangi bir suçlamaya gerek yok. Nitekim Hillary Clinton, eşi Bill Clinton’ın başkanlığı döneminde Beyaz Saray’da en etkili kadın olmasından dolayı ‘Zor Seçimler’ kitabı, içerisinde Beyaz Saray’ın birçok sırrını barındırıyor.
Bizi burada ilgilendiren konu, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bu hızlı yükselişin ardından Erdoğan’ın Mustafa Kemal Atatürk’ün iktidara gelmeden önce uzun yıllar oynadığı bölgesel rolü Türkiye’ye yeniden kazandırması bekleniyordu. Bazıları ise Atatürk’ün Yahudi dönmesi olduğunu söylüyor. Ancak bu kesin değil. Dönme Yahudiler, Filistin’de Siyonist İsrail devletini kurmak için Osmanlı hilafetini yıkıp Halife İkinci Abdülhamid’den kurtuldu.
Erdoğan’ın sıradan bir insan ve yoksul bir ailenin çocuğu iken ışık hızıyla yükselip; coğrafi ve askeri açıdan Ortadoğu’nun en önemli ülkesi olan aynı zamanda da dünya gücü ABD ordusundan sonra ikinci büyük orduya sahip olması nedeniyle NATO üyesi bir devletin başına geçmesi normal bir durumdur.
Kısa bir sürede yaydan çıkmış bir oka dönüşen bu Müslüman liderden, belki de İkinci Abdülhamid’den beklenenlerden daha fazlası bekleniyordu. Fakat bu bekleyiş, çok geçmeden hakikat duvarına çarptı. Aslında kanlı ve siyasi tasfiyelerle mevcut konuma ulaşmak için hazırlıklara başladığı zaman Recep Tayyip Erdoğan gerçeği, kısa bir süre içerisinde gün yüzüne çıktı.
Siyasi bakımdan ABD’ye sığınan Fethullah Gülen’in ve on binlerce üst düzey ordu mensuplarının yanı sıra Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu gibi Erdoğan’ın yol arkadaşları da bu tasfiyelerin içerisinde yer aldı. Ordu mensupları, ya kurşun sıkılarak ya da hapishane zindanlarına atılarak tasfiye edildi. Erdoğan, kariyerinde birçok farklı siyasi partilerin çizgisinde yer aldı. Öyle ki erken dönemde Erdoğan’ın değişken bir kişi olduğu izlenimi yaygınlık kazandı. Yine Erdoğan için önemli olan, takipçilerinin dile getirdiği ilke ve değerler değil, bu büyük stratejik ülkede hızlı bir şekilde başa geçmekti. Atmaca kuşunun saldırısıyla panikleyen serçelerin sağa-sola ayrıldığı gibi birçoklarının da Erdoğan’dan ayrıldığı biliniyor.
Birçok farklı partinin çizgisinde yer alan Erdoğan’ın siyasi kariyeri boyunca yaptığı en büyük hata, Müslüman Kardeşler’e (İhvan) dâhil olmasıdır. Mısır’daki tüm siyasi suikastların ve birçok Arap ve İslam ülkesinin yanı sıra diğer ülkelerde meydana gelen suçların ve tasfiyelerin arkasında yer aldığının kanıtlanmasının ardından İhvan, terör örgütü listesine alındı.
Erdoğan, kendisini ve Türkiye’yi İhvan çizgisine çekmeden bölgesel ve uluslararası bir lider olabilirdi. Zira İhvan, Mısır’ın yanı sıra birçok Arap ve İslam ülkesinde ve dünyada artık iyi bir izlenime sahip değildir. Hamas’ın içine sızmasının ardından İhvan, Yusuf el-Karadavi ve bazı Arap ülkeleri, İsrail devletine ve Siyonist harekete hizmet edecek şekilde Filistin sahasını parçalamaktan sorumlu tutuluyor.
Erdoğan, geçici ve küçük hesapların peşinden gitmemeliydi. Erdoğan, kendisini ve ülkesini uluslararası bir afet sayılan İhvan dairesine çekmemeliydi. Erdoğan, İhvan yanlısı olduktan sonra girdiği tüm bu kapılardan girmemeliydi. Bazılarının dediği gibi Erdoğan, gelecekte Müslüman Kardeşler Cemaati’nin genel rehberi ve Hasan el-Benna’nın gayrı meşru mirasçısı olabilir.
Öyle ki Erdoğan, Arap dünyasının zorla sokulduğu müzakere ve çatışma oyununa girmeye ve bu oyuna Türkiye’yi sokmaya başladı. Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Siyonist düşmanla çatışma cephelerine göndermek yerine Türk dostlara memnuniyetle kapılarını açan Basra Körfezi’ne gönderdi. Uzun sözün kısası Araplar, 1938 yılında Arap İskenderun vilayetindeki ‘Atatürk işgaline’ göz yumdu. Şayet Erdoğan, İhvan örtüsüne bürünmeseydi ve kendisini Humeyni’nin takipçisi olarak ‘Ayetullah el-Uzma’ gibi ortaya atmasaydı ve Hamaney İran’ı ile ittifak yapmasaydı; Müslümanlar, Erdoğan’ı ‘Müminlerin Emiri/Müslümanların Lideri’ olarak ilan etme konusunda görüş birliğine varabilirdi.
Acaba Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İhvan’ın işlediği siyasi ve insani suçlardan ders çıkaracak mı? Zira Erdoğan, büyüyen Arap milliyetçiliğiyle mücadele etmek için 1928 yılında Mısır’da Müslüman Kardeşler Cemaati’nin kurulmasının arkasında İngiltere’nin olduğunu biliyor. Hâlbuki Arap milliyetçiliği, Türkiye’ye ve Türklere karşı değil, Filistin’de Siyonist İsrail devletini kurmak için hazırlıklara başlayan Batı emperyalizmine karşıydı.
Acaba Erdoğan, başını hakikat duvarına çarpmadan önce geri adım atıp bu cehennem dairesinden çıkabilecek mi? İhvan, İran ve bazı Arap ülkeleri kazansa bile, İstanbul elden çıktığı ve Türk halkının çoğu Erdoğan karşıtı olduğu zaman Erdoğan’ın kaybeden taraf olacağını anlaması gerekiyor. Erdoğan’ın bu hızlı yükselişin aynı zamanda hızlı bir düşüşü olduğunu bilmesi ve şu an kendisinin yol ayrımında bulunduğunu idrak etmesi gerekiyor. Açıkçası Erdoğan, İstanbul’u kaybederse zirveye ulaşmasının ardından etrafında toplanan müttefikleri, Erdoğan’dan vazgeçip onu yalnız bırakacaklardır. Müttefikleri, Erdoğan’ı suçlamak için kesinlikle bir sürü bahane bulacaktır.
Ürdün ve Suriye’de şu atasözü sıkça kullanılmaktadır:
“Her yükselişin bir inişi vardır.”
Yani bu kadar yükselişin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yavaş yavaş düşmesi ve başta İhvan olmak üzere tüm hesaplarını gözden geçirmesi daha iyidir. Zira Erdoğan, İhvan’ın popülaritesinin düşmeye başladığı dönemde bu kervana katıldı.
TT
Erdoğan 'Müslümanların Lideri' olabilirdi
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة