Altmışlı ve yetmişli yıllarda Bağdat’taki kahvehaneler, Tanca, Şam ve Beyrut’taki kahvehaneler gibiydi. Kahvehaneler; evlerin yoksulluğundan ve sokakların kalabalığından kaçan yazarların sığındıkları, ucuz yerli tütün dumanı ile dolu yakın sürgün yerleriydi. Bazıları yanlarında kalem ve defterlerini taşırken bazıları da ona sadece daha fazla ümitsizlik, tekdüzelik ve herhangi bir yere gitme hayallerini taşırlardı.
İşte Haşim Şefik’te “Yetmişlerin Bağdat’ı: Şiir, Kahvehaneler ve Meyhaneler” adlı kitabında, dostlara şefkatli ve şiirsel bir bakış atmak için o dünyaya bir kez daha dönüyor. O dönemde kendisinden yaşça büyük olan Buland Haydari, Beyati ve diğer Iraklı şairleri hatırlıyor. Hatta Basra’ya kadar gidip Jaykur kıyılarında Badr Shakir El-Sayyab’ın evini arıyor. Ama içinde zamanın yankıları, hüzünlü duvarlar, Badr’ın bakıp da düşüncelere daldığı ve bunları şiirlere ve Bağdat türkülerine dönüştürdüğü aynalardan başka bir şey bulamıyor.
Bağdat eski Bağdat olsaydı Hişam Şefik’in yeniden çizdiği bu tablolar; Muhammad El-Maghut’un bazı mahallelerine ya da Muhammad Shukri’nin yazdığı ümitsizliğe benzerdi. Bağdat tekrar kıyılarında şiirin büyüyüp geliştiği o şehir olurdu. Elbette korku, polis ve Saddam Hüseyin dönemi de geri dönmüş olurdu.
Bağdat’ta şairler ne yaparlar? Yolculuk yaparlar. Kitabı okuduğumuzda Hişam Şefik’in de - belki kendisi bile bunun farkında değildir. Diğer bütün Iraklı şairler gibi Paris’ten Beyrut ve Prag’a seyahat edip durduğunu keşfederiz. Nitekim ünlü Iraklı şair El-Jawahiri’de önce Kıbrıs ardından da Londra’da yaşamıştı. Yazar; rejimden ürktüğü, şiir ve edebiyata karşı tutumundan korktuğu için 20 yıl boyunca başkentine dönememiş. Döndüğünde ise ne Bağdat’ın ne de sahipleri şairlerin sadece bir fincan kahve içerek – o da borçla- gün boyu oturmalarına sabrettiği kahvehanelerin kendisini beklemediğini görmüş.
Beyrut’taki edebiyatçı beyefendiler de yalnızca ödemeyi “ay sonuna” ertelemek ile yetinmez başka yerlerde harcamak için kahvehane sahibinden borç para da alırlardı. Kitapta anlatılana göre Bağdat’tan yollarda toz içinde geçen uzun bir otobüs yolculuğundan sonra Beyrut’a ulaşam Hişam Şefik burada da kendisine deniz kenarında ucuz bir kahvehane bulmuş. Bu kahvehanede düşüncelere dalar, yazılarını yazar ve açlığını susturacak birkaç lokma yemek yermiş. Şefik, denizi ilk kez burada gördüğüne dikkatimizi çekmeyi de unutmuyor. Allah’ın bu nimeti bahşettiği bizler ise dünyanın yüzde 70’nin su ile kaplı olduğunu unutuyor hatta birçoğumuz hayatında bir kez bile denizi görmeden yaşayıp bu dünyadan göç ediyor. Hatırlıyorum da kardeşim Münir de Kanadalı eşi ile Londra’dan ilk kez ziyaretimize geldiğinde kendisine eşinin özellikle görmek istediği bir yer olup olmadığını sormuştuk. Hayatında hiç görmediği için denizi görmek istediğini söylediğinde şok olmuştuk.
TT
Yetmişlerin Bağdat’ı
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة