Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

Yemen hükümetini suçlamalı mıyız?

Bazılarımız, Yemen'deki nihai çözümü geciktirdiği için meşru Yemen hükümetini suçluyor.
Bunu delillendirme adına da Sana bölgesindeki cephelerin özellikle de kurtarılmış Marib kentine mücavir olan ve ulusal ordunun kontrolünde bulunan Nihm cephesinin bir türlü çözüme kavuşturulamamasını dile getiriyorlar.
İç siyasi rekabet ve oyunlar gibi diğer delilleri de dillendirip duruyorlar. Yemen'deki İhvan'ın siyasi kanadı olarak bilinen Islah Partisini de tüm bu belirsizliklerden sorumlu tutuyorlar.
Bu eleştiriler sert gözüküyor. Husi projesine kararlılıkla karşı çıkan Yemenli aydınlardan bazı sadık dostlarımız böylesi tenkitlerin söz konusu kararlı tutumu zedeleyeceğini, nihayetinde ise Katar destekli İhvan’ın ve İran destekli Husilerin ekmeğine yağ sürme anlamına geleceğini söylüyorlar. Ve elbette bu türden tenkitler, hamasi slogan atmaktan başka bir şey yapmayan solcu cenaha hizmet edecektir.
Bu analizde haklılık payı oldukça yüksek… Bununla birlikte gerçek şu ki, bu endişelerden bazılarını özellikle de Husi milislerinin sivil Suudi hedeflere yönelik artan saldırılarını ve sabotaj girişimlerini görmezden gelmek zor. Abha havaalanına yapılan ve sık sık tekrarlanan saldırılar endişe yaratmaktadır.
Nihm cephesi hakkındaki soru işaretleri elbette ki hala geçerliliğini ve aciliyetini korumaktadır.
Ancak, savaşın kendisi hızlı bir gezinti değildir. Savaştan söz ediyoruz. Hâkim Züheyr bir kasidesinde bu durumu şöyle ifade etmiştir:
"Hiçbir konuşma savaşı tam anlamıyla anlatamaz.”
Bu bağlamda, meşru hükümetin Hudeyde etrafında yapılan Stockholm anlaşması konusundaki performansını Londra merkezli Arab el-Arab gazetesine verdiği röportajda eleştiren Yemen meşruiyetinin sembollerinden biri olan eski Dışişleri Bakanı Abdulmelik el-Mihlafi'nin bir analizi hoşuma gitti. Ve bu kötü anlaşmayı imzaladıkları için başkalarını da suçlamadı.
Bu röportajda şöyle dedi: “Bu anlaşmanın uygulanması için çalışmalar yürütmek boşunadır. BM Özel Temsilcisi BM'nin 2216 sayılı kararını referans alarak anlaşmayı detaylandırmalıdır, zira bu karar Husilerin devlet kurumlarını ve Yemen topraklarını işgal etmesini tanımıyor, aksine her işgal ettiği yerden meşru hükümetin lehine geri çekilmesini öngörüyor. Elbette ki BM Özel temsilcisinin böylesi bir adımı atacağından şüpheliyim, atsa dahi Husiler bu adıma itiraz edecektir.”
Son çözüm olarak şunu teklif ediyor, “meşru hükümet Arap koalisyonu ile birlikte -bu anlaşmanın uygulanmasına yönelik uzun süredir edindikleri deneyimlerden sonra- anlaşmayı yok hükmünde kabul etmelidir. Tüm planlarını bu yeni duruma göre yeniden düzenlemeliler."
Öyleyse –pek çok politikasını takdir etmekle birlikte -Yemen meşru hükümeti kendine sağlıklı eleştiriler yöneltmelidir.
Her Âdemoğlu yanlış yapabilir.