Yüzölçümü Lübnan’ın onda biri kadar olan 7,5 milyon nüfusluk bir adanın haberleri dünyanın bütün haberlerini gölgede bıraktı.
Geçen ay, ada sakinleri şüphelilerin Çin'e iadesini kolaylaştıran yasal düzenlemelere karşı sokaklara dökülmüştü.
Çin’in resmi yetkilileri ve medya mensupları ise her zaman olduğu gibi bu protestoları, dış komplolara bağlamışlardı. 1989 yılında yaşanan Tiananmen Meydanı olaylarını da komplo olarak nitelemişlerdi.
Bu kez; ABD ile ticari savaş ortamı da bu gerekçeyi öne sürmelerini kolaylaştırdı. Ama olaylar daha yeni sakinleşip Pekin bu kararından geri adım atmışken Hong Kong’un Çin’e devredilmesinin 22. yıldönümünde güvenlik güçleri ile protestocular arasında çatışmalar yaşandı. Protestocular meclisi bastı ve bir tanesi İngiliz bayrağı astı.
O halde sorun, Çin ile ada arasındaki birliktir ve başlangıcı 1997 yılına kadar uzanmaktadır. Bu tarihte İngiltere; “kızı” yani Hong Kong’u, 10 yıldan az bir süre önce komünist olan ama dağılan ve komünist ideolojiden vazgeçen diğer ülkelerin aksine büyüyüp gelişen ve konumunu güçlendiren “anne”ye yani Çin’e devretme sözünü yerine getirdi.
Buna karşılık Çin de İngiltere’ye Hong Kong’un siyasi rejimini ve bağımsız idari statüsünü korumayı taahhüt etti ve “tek ülke iki rejim” sloganını benimsedi.
Ekonomik olarak ise sanki Çin, Hong Kong’a bağlanmış gibi oldu. Bir yıl içerisinde Çin’deki son istihdam rakamları 60 milyar doları aştı. Genel olarak Çin’in 1994 yılında 620 milyar dolar olan GSMH’si 900 milyar dolara yükseldi.
Bu “özel yönetim bölgesi” ile yarı birlik Çin’in yararınaydı. Pekin, baskı araçlarının emrinde olduğu adanın yöneticisi atıyor, resmi binalarda Çin’in bayrağı dalgalanıyordu.
Buna karşılık Hong Kong da para birimi, pasaport ve hukuki yapılarını korumuştu. Ada halkı, bir yandan Çinli diğer yandan da Çin’in bir parçası değillerdi.
O günden bu yana ada, tek parti tarafından yönetilen anavatanın kucağına dönmekten duyduğu memnuniyetsizliği dile getiriyor.
Pekin ise birlik sürecini tamamlamaya ve önündeki engelleri kaldırmaya çalışıyor. Bunu biri 2003 diğeri 2014’te olmak üzere 2 kere denedi ve halkın geniş tepkisi ile karşı karşıya kaldı.
Bu miras, geçen ay yaşananları takip eden Çin konusunda uzman kişilerin en kötüsünü beklemelerini sağladı.
Onlara göre Çin yönetimi, ada üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırmak için mutlaka daha fazla darbe planlıyordu.
Hong Kong olayları aynı zamanda 2 düşünce arasındaki çatışmayı da temsil ediyor: Tek bir parti tarafından yönetilse de büyük bir ulusa ait olma ve yüzlerce milyonu arasında erimeye öncelik veren düşünce ile siyasi seçim özgürlüğü, yaşam biçimini seçme ve girişimde bulunma hakkına öncelik veren düşünce.
Buna ek olarak bu, bir başka 2 düşüncenin arasındaki çatışmadır. Bu düşüncelerden birincisi; sömürgeciliğin kendi tartışmasının ötesinde artık geçmişte kaldığını söylerken ikincisi ise ebedi olanla çatışmanın da ebedi olması gerektiğini ve ulusal birliğin en önemli çatışma aracı olduğunu söylemektedir.
Adanın tarihi hakkındaki bazı kitaplar bizlere bu düşünceler arasındaki çatışmanın nedenlerini açıklayabilir:
İngilizler, Hong Kong’u ki anlamı “güzel kokulu liman”dır afyon ile kirlettiler. 19. yüzyılın ortalarından itibaren Hong Kong’u bu kötü ticaretin limanı haline getirdiler.
Bu şekilde Çinlileri; yaşam tarzlarını, onurlarını, iradelerini ve sağlıklarını bir kenara bırakarak Batı ile serbest ticaret yapmaya zorlamak istediler.
1949 yılında iktidara geldiklerinde Mao Zedong’un komünist güçleri, İngiltere ile çatışmaktan korktukları için adayı işgal etmediler. İngiltere de buna daha iyi bir şekilde karşılık vererek Batılı ülkelerin aksine Soğuk Savaş’ın başlangıcına kadar yeni rejimi tanıdı. Ama Çin’de komünist rejimin kurulmasının ardından Hong Kong, baskı ve açlıktan kaçan Kwantung bölgesi Çinlilerine yardım elini uzattı.
Bunlar arasında adaya girişim ruhu ve proje kültürünü de taşıyan Şanghaylı tekstil üreticileri de vardı. O dönemde nüfusu 2 milyon olan ada halkı bu üreticilere ucuz el emeği sağladılar.
Bu aşılama meyvelerini vermeye başladı ve oyuncaklar, hazır giyim ve saatler başta olmak üzere Hong Kong malları ucuz fiyatlarından yararlanarak dışarıda da rekabet etmeye ve kazanmaya başladı. Ada, uluslararası şirketlerin merkezi haline geldi ve doksanlı yıllarda yerli üretimde İngiltere’yi geçti.
Bundan önce ve her zaman İngiliz yönetimi altında Hong Kong, Japonya’yı taklit eden “4 ejderhanın” ya da “yeni sanayi ülkelerin” en başarılısı oldu ve ilk sırada yer aldı.
Olağanüstü bir ekonomik büyümeye kişi başına düşen gelirde nitelikli bir yükseliş eşlik etti.
Singapur, Tayvan ve Güney Kore de ona bu yolculukta eşlik etti. Böylece “ekonomik ulusalcılık” olarak bilinen kavram Çin’in “kardeşçe ulusalcılık” ve birleştirme politikaları karşısında güçlendi. Ama “ekonomik ulusalcılık” zaten “kardeşçe ulusalcılığı” farklı bir şekilde istila etmişti.
Hong Kong’un fabrikaları, Deng Şiaoping’in kapitalist reformalarına maruz kalan anakaraya taşındı.
Bu şekilde adanın, anakaradaki yatırımları büyüdü ve yarattığı istihdam ve iş fısatları arttı.
Hong Kong halkı bu deneyim sonucunda, ulusalcılık yerine özgürlüğü, büyüklüük yerine mutluluğu ve miras aldıkları adalar üzerinde gerçekleştimeyi umdukları hayalleri seçtiler.
Buna karşılık; Çin’in komplo teorisi bir şey dışında artık inanılırlığını kaybetmiştir: O da sömürge yönetiminin Hong Kong halkını çok daha gelişmiş ve özgürlükler konusunda daha talepkar yapmış olduğudur.
Dolayısıyla bu Çinli çekişmelerin içerisinde bazı Arap izlerinin olduğu kesindir.
TT
Hong Kong olaylarında Arap izleri
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة