Fayez Sara
Suriyeli gazeteci-yazar
TT

Suriye halkının uğradığı yıkımlar

Suriyeliler ve Suriye meselesiyle ilgilenenler, Suriye’yi kuşatan şartlara ve verilere baktığı zaman askeri darbelerin başlangıcı olan 1949 yılından itibaren bağımsızlığı takip eden süreçte Suriyelilerin başına gelen yıkımın boyutunu fark eder. Askeri diktatörlüğün temelini attığı ve diktatörlüğü oğluna miras olarak bıraktığı Baba Esed yönetiminden 30 yıl sonra Suriye’de yıkım artmaya başladı. Oğul Esed, yaklaşık 20 yıllık iktidarı döneminde askeri diktatörlük bakımından dünyanın tanıdığı en kötü bir model oluşturdu. Esed, yıkım ve Suriyelileri köleleştirme konusunda daha da ileriye gitti. Mevcut rejim, Suriyelileri kontrol ettiği ve iktidarda bulunduğu müddetçe yıkım süreci devam edecek ve artacaktır.
Yıkımdan bahsetmek, bizi yıkımın bazı detaylarına ve yıkım türlerine odaklanmaya sevk ediyor. 3 tür yıkım var:
İlki, onarılıp düzeltilebilecek yıkımdır. Yıkılan gayrimenkullerin durumu böyledir. Gayrimenkuller, yeniden imar edilebilir ya da maddi imkânlar ve teknoloji mevcut olduğu zaman kısa sürede daha iyisi yapılabilir. Maddi imkânlar ve teknoloji, günümüz dünyasında mevcut. Bu imkânlara sahip olanlar, yatırım fırsatlarını araştırıyor ve inceliyor.
İkincisi, düzeltilmesi zor olan yıkımdır. Beşeri kaynakları geri kazanmak böyledir. Suriye; savaş, işsizlik, tehcir ve göç nedeniyle beşeri kaynaklarını kaybetti. Bu durumda bazı işsizlerin yeniden eğitilmesine ve kayıp çoğunluğun yeni kadrolarla telafi edilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Uzun vadeli eğitim-öğretim işlemleriyle bu süreç için uzun yıllara ihtiyaç vardır. Beşeri kalkınma alanındaki imkân ve tecrübelerle bunların hepsi mümkündür.
Üçüncü yıkım türü ise, diğer konularla bağlantılı olduğundan dolayı karmaşık ve derin bir yıkımdır. Bu tür yıkımın düzeltilmesi için Suriyeliler, uzun yıllara gereksinim duymaktadır. Bir kısmını düzeltseler de diğer kısmını özellikle de Suriyelilerin maruz kaldığı sıkıntıları düzeltmek için uzun bir süreye, çabaya ve imkânlara ihtiyaç vardır. Suriye özelinde insani ilişkiler kötüleşti. Ötekine karşı bakış açısı değişti. Bunların hepsi de Suriye’nin yıkımıyla ilgili detaylardır.
Suriyelilere karşı uygulanan şiddet, tüm yıkım türlerinin meydana gelmesinde ana etkendi. Bağımsızlığın ilk yıllarında olduğu gibi şiddet nedeniyle Suriye dışına göç dalgası meydana geldi. İktidarın, göç eden vatandaşlarını geri getirmeye yönelik işlemleriyle göç dosyası çözüme kavuşturulabilirdi. Ancak iktidar, buna yanaşmadı. Baba Esed yönetimi, 1980’lerde geniş çaplı şiddet operasyonları yürüttü. Yıkım, yurtiçinde ve yurtdışında yüz binlerce Suriyeliyi kapsadı. Daha sonra oğul Esed yönetimi, 2011 yılından itibaren şiddete başvurdu. Suriyelilerin uğradığı yıkımlar katbekat arttı. Yıkım, sadece 7 milyonun üzerinde göç eden insanları değil, aynı zamanda Suriye’de yaşayan diğer insanları da kapsadı. Bu da siyasi, iktisadi, insani, yasal ve hukuki boyutlara sahip karmaşık ve derin bir yıkıma yol açtı. Bu yıkımı kısa vadede tam ve kapsamlı bir şekilde düzeltmek kolay olmayacaktır.
Politika ve şiddet ortamında rejim, Suriye’de ulusal yapıyı parçaladı. Aşiretlerin yanı sıra ulusal, dini ve mezhepsel oluşumlar arasında kesin bölünmelere yol açtı. Suriyeli Kürtlere karşı olduğu gibi bazı oluşumlara yönelik kötü uygulamalar arttı. Kürtlerin vatandaşlıkları elinden alındı. Kürtlerin sömürge projeleriyle bağlantılı olduklarına, bağımsız olmaya ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü parçalamaya çalıştıklarına dair propaganda yapıldı.
2011 devriminden sonra Sünni Müslümanlara karşı da benzer davranışlarda bulunuldu. Sünni Müslümanlar; uluslararası komplo, düşman güçler, silahlı şiddet, radikalizm, DEAŞ ve el-Kaide ile irtibatlandırıldı. Her iki durumda da rejimin politikaları ve uygulamaları, ulusal yapıda derin bir yıkıma neden oldu. 1946 yılında bağımsızlık öncesinde ilk uzlaşmayı “Din Allah’ın, vatan herkesin” şiarı temsil etmişti. Daha sonra baba ve oğul Esed dönemi geldiğinde bu uzlaşma parçalandı. Suriyeliler, ülkede meydana gelen bu yıkımı düzeltmek için uzun bir süre olağanüstü çaba sarf etmeleri gerekecek.
Esed rejiminin müttefiki İran ve Rusya’nın yanı sıra ABD ve Türkiye gibi Suriye’deki yabancı güçlerin varlığı, rejimin son yıllarda Suriyeliler nezdinde yol açtığı derin yıkıma başka bir örnektir. Krize uluslararası bir boyut kazandırmak için Suriye’nin yabancı güçlere ihtiyaç duyması nedeniyle ve Esed rejiminin durumunda olduğu gibi çelişkiler üzerinde yaşamak amacıyla yabancı güçler Suriye’ye geldi.
Rejim, Suriyelilerin tüm politik ve ekonomik imkânlarını müttefiki İran ve Rusya’ya teslim etti. İran ve Rusya,  Suriye halkını kontrol etme, düzenleme ve demografik bakımdan yeniden dağıtma, tehcir ve öldürme noktasında Suriyelilere karşı kendi görüşlerini dikte etti. Ayrıca İran ve Rusya, Suriyelileri işgal altında rehinelere dönüştürdü. Böylece onlar, Suriye meselesiyle bağlantılı olmayan konularda büyük ve bölgesel ülkelerle pazarlık yapmak için Suriyelileri kullandı. 
Suriyeliler bir şey ifade etmiyor. Aksine İran ve Rusya, Suriye’deki varlıklarından hareket ederek Doğu Akdeniz’deki planlarını ve politikalarını yeniden çizdi. Hepsi de Suriyelilerin kurtulmak için uzun bir süreye, çabaya, yerel ve bölgesel ortama ihtiyaç duyduğu yıkımın detaylarıdır.