Lübnan hükümeti hâlihazırda Cebel-i Lübnan bölgesinde Aley kenti yakınındaki Kabr Şamun kasabasında iki gencin öldürülmesi hadisesinden kaynaklı yapay bir krizle felç olmuş durumda. İki, gencin öldürülmesinin istismar edilmesinin ötesinde daha derin amaçlar güdüldüğü anlaşılıyor.
Krizin asıl amacı, artık ihtiyaç dahi duymadıkları “Mutabakat hükümetini” yıkmak ve başbakanı zor durumda bırakarak bir hükümet boşluğu yaratmak. Dolayısıyla, ya Hizbullah’ın müttefiki cumhurbaşkanı aracılığıyla yeni bir iktidarı dayatmak ya da oluşan hükümet boşluğunu bir oldubittiyle Hizbullah ile doldurmak!
Her iki durumda da, Hizbullah kazançlı çıkacak demektir, zira kırılgan “Mutabakatı” yıkmak, hükümeti devirmek ve mezhep temelli yapılar içinde patlamalar meydana getirmek Hizbullah’ın arayıp da bulamadığı fırsatlardır. Genel sekreter Nasrallah dünkü konuşmasında aksini iddia etse de, Hizbullah "zoraki polis", her türlü hareketlerin koordinatörü, operasyon emrinin de kaynağıdır. Diğerleri yani Hıristiyanlar, Dürzîler ve başka unsurlardan destekçileri ise tehlikeli bir satranç oyunundaki piyonlar mesabesindedir. Bölgesel nüfuzunu pazarlıklar yoluyla artırmak isteyen İran'ın körüklediği fitne ateşi ile Lübnan'ı yakmak istiyorlar.
Bilindiği üzere, hikâye yaklaşık dört hafta önce, Dışişleri Bakanı, Özgür Yurtsever Hareket (ÖYH) lideri, Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın damadı, Hizbullah’ın Avn sonrası cumhurbaşkanı adayı Cibran Basil’in yaptığı geziler çerçevesinde başladı. Basil, gezilerin çoğunda, hükümet içindeki "güçlü" ortakları olan "rakiplerine" karşı sert kampanyalar düzenledi ve kışkırtıcı konuşmalar yaptı. Politik gerginliği artırmadaki ana eksen, Hıristiyanların haklarını savunmak değil, muhaliflerinin Müslümanlara karşı savaşları kaybettiğini, Hristiyanların “savunmasız olduklarını” veya “zayıf” düştüklerini bahane ederek söz konusu Hıristiyan muhalif kesimi itibarsızlaştırmak, onların Hıristiyan onurunu savunmayı hak etmediklerini dillendirerek kendini öne çıkarmaktır.
Basil, mevcut mutabakatı yıkıcı mesajlarını yalnızca Hıristiyan bölgelerine taşımakla kalmadı, aynı zamanda Dürzilerin en güçlü politik şemsiyesi olan İlerici Sosyalist Parti’ye (İSP) doğrudan meydan okurcasına Şuf ve Aley bölgeleri de dâhil olmak üzere karma (Hristiyan-Dürzi) alanlara da taşıdı. Kışkırtıcı konuşmalardan biri, General Mişel Avn'ın Sosyalistlerle yaptığı Cebel-i Lübnan savaşlarını hatırlatıyordu. Konuşma 80’lerin sonlarında Dürzîlerin katledilmesine tanık olan Kafr Matta bölgesine planlanan ziyaretin birkaç saat öncesinde yapılmıştı.
Bölge halkı yapılacak bu ziyarete tepki verince, Basil, ziyaretin muhtemel sonuçlarını da düşünerek ziyaretten vazgeçti. Bununla birlikte, Hizbullah, Avn ve Esed rejimi tarafından atanan Dürzî bakan Salih el-Garib -kendisi Kafr Mattalıdır-, Basil’i davet etme haklarının olduğunu söyleyerek bu konuda ısrarcı oldu. Ancak bakanın konvoyu Kabr Şamun kasabasına geldiğinde, ziyareti reddeden halkın tepkisiyle karşılaştı. Konvoyuna eşlik eden heyecanlı gençler toplanan kalabalığı dağıtmak ve yolu açmak için sağa sola ateş açmaya başladılar. Açılan karşı ateş sonucu 2 koruması ölürken halktan yaralananlar oldu. Olayın istismar edilmesi hemen başladı. Meselenin "Yargı Konseyine" gönderilmesi ısrarı, Hizbullah'ın destekçilerinin elinde bir siyasi şantaj silahı haline geldi. Amaç, Dürzileri bölmek, İSP ve lideri Velid Canbolat’ı kınamak ve zor durumda bırakmaktı. Yargı Konseyi, büyük siyasi suçlara bakan, hükümleri iptal edilemeyen ve gözden geçirmeyen bir organdır.
Burada bizler, tamamen bir yargılama konusu olan bir süreçle oynanması hadisesi ile karşı karşıyayız. Her türlü siyasi kazanımı iptal etme savaşı yürütülüyor. Hizbullah ve müttefiki Şam rejimi, 2005’teki 14 Mart intifadasının yanında yer alan Velid Canbolat ile hesaplaşmak istiyor. Bugün şahit olduğumuz gibi, Refik Hariri ve arkadaşlarının suikastından sonraki Lübnan eski Lübnan değil, politik baskılardan uzak bir şekilde adaleti tesis etmenin zor olduğu anormal bir dönemden geçiyor. Nezih bir yargılamanın yapılmayacağını gösterme bağlamında bir meseleyi hatırlatmak isterim; 2005 yılında Lübnan makamları, Hariri'nin suikastını araştırmak üzere BM tarafından kurulan bir mahkeme aracılığıyla uluslararası yargıya başvurmak zorunda kaldılar, ancak Hizbullah onlarla işbirliği yapmayı ve şüphelileri yargıya teslim etmeyi reddetti.
Lübnan, yaşadığı savaştan (1975-1990) sonra iki afet kendisine miras kaldı: silah ve mezhep temelli "savaş kültürü". Taif Anlaşması’ndan sonra devleti biçimsel olarak yeniden inşa etmek mümkün olmuş olsa da, kimlik ve ülkenin geleceği konusundaki mutabakat eksikliği devam etti, bir arada yaşamın temelleri sarsıldı ve meşruiyet kavramı adeta yok oldu. Üstelik meşru silahlı kuvvetlerden daha güçlü bir silahlı unsur varsa ve silahını resmi otoriteye danışmadan içeride ve dışarıda istediği şekilde kullanabiliyorsa devletin egemenliği artık hiçbir anlam ifade etmemektedir. Hele bir de bu parti/unsur BM üyesi ve bağımsız başka bir ülkeye dini, politik ve askeri olarak bağlıysa ve her türlü finansal desteği ondan alıyorsa durum daha da vahim demektir.
1989’da Lübnan savaşını sona erdiren “Taif Anlaşması”, eşitlik ilkesine dayanan anayasa değişikliklerini onayladı. Anlaşma tüm mezheplerin siyasi ve dini liderleri tarafından desteklendi. Ancak, General Mişel Avn yanlısı Hıristiyan akım, tek başına "anlaşmaya" açıkça karşı çıktı. Söz konusu anlaşmanın Hristiyanların haklarını "yok ettiğini" ve siyasi olarak ötekileştirdiğini iddia ettiler. Ancak bu muhalefet, Taif Anlaşmasını yok etme konusunda daha az istekli olan gizli bir müttefik buldu, ancak bu müttefik "Hıristiyan haklarının" hikâyesinden farklı stratejik nedenlere dayanıyordu. Bu gizli müttefik, Şam- Tahran ekseniydi. Hafız (sonra Beşşar oldu) Esed'in temsil ettiği Şam ile Velayet-i Fakih ve Devrim Muhafızlarının temsil ettiği Tahran ittifakından doğan bir eksendi. Esed rejiminin güvenlik bahanesiyle Lübnan'da varlık göstermesi (1976 ve 2005 arasında), İran Devrim Muhafızları ile organik bağlantıları olan silahlı Şii mezhep kuvvetinin(sonradan Hizbullah oldu) Lübnan’da palazlanmasına neden oldu. Bu rejim, "Suriye-Lübnan güvenlik aracı" olarak bilinen bir mekanizma aracılığıyla derinlemesine siyasi bir değişimi kapsayan "cepheler" ve bu cepheleri yöneten sahte Hıristiyan liderler ortaya çıkardı. Geleneksel Hıristiyan liderler hapsedilerek, görmezden gelinerek, ötekileştirilerek, öldürülerek ve partileri dağıtılarak zayıflatıldı. Bu hamleler, 14 Mart Kuvvetlerini yıkmak ve hareketini Hizbullah'la ilişkilendirmek için Paris sürgününden dönen Avn ile “uzlaşının” ön hazırlıklarıydı.
Genel Sekreterin dün hükümetin felç olması ve Kabr Şamun olayı hakkında yaptığı konuşma gerçekten dikkat çekiciydi. Canbolat muhaliflerinin pozisyonunu Tamamen benimsediğini ancak konuya müdahil olmayacağını söyledi. Bütçe Yasası'nın 80. maddesi üzerindeki tutumu da dâhil olmak üzere, Basil'in hükümetteki tutumlarını destelemeyi sürdürdü. Kamu Hizmeti Konseyi'ndeki başarılarına rağmen kamu sektörüne 900 genç kadın ve erkeğin atanmasını, başarılı olan Müslümanların sayısının Hristiyanlardan daha fazla olduğunu öğrenince engelleyen Basil’e destek oldu.
Hükümetin başı kendisiymiş gibi davranıyor.
TT
Hizbullah: Lübnan’daki gerçek güç
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة