Jared Kushner’in Bahreyn çalıştayının toplanması da dâhil olmak üzere bu bölgedeki bir önceki turunda önerdiği ve sadece meselenin ekonomik yönünün tartışıldığı sözde “Yüzyılın Anlaşması”nın herhangi bir başarı ve sonuç getirmediği çok iyi biliniyor.
Son turunda önerdiği bu sözde anlaşmanın kaçınılmaz kaderi kategorik olarak reddedilmesiydi. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas bu reddi açıkça ilan etti. Aslında Arap ülkelerinin genel tutumunu ilan etmiş oldu.
Kendisine ziyarette bulunan ABD elçisine de sadece 1967 sınırlarını esas alan, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devleti kabul edeceklerini ifade etti. Donald Trump’ın damadı olduğu için yıldızı parlayan bu kişinin bu bölge hakkında hiçbir şey bilmediği ortaya çıkmıştır.
İster ilk defa isterse ikinci defa bu bölgeye gelmiş olsun İsrail'in görüşlerini Amerikan görüşlerinden daha fazla temsil ettiği çok açıktır. Hatta denilebilir ki, bu iki bakış açısı arasında bir uyum olmasına rağmen, Washington’un bu yönetim altında gittiği yol, Netanyahu hükümetinin öne sürdüğü ve sıkı sıkıya sarıldığı şeylerden çok daha kötü.
Trump, bölgeye gönderdiği damadı Kushner'in neredeyse bir asırdır devam eden ve tam bir alev topuna dönmüş Ortadoğu’daki çatışmalara bir çözüm getiremeyeceğini çok iyi biliyor. İstediği şey, 19 Kasım’da yapılacak olan İsrail seçimleri mücadelesinde Binyamin Netanyahu’ya destek olmaktır. İsrail başbakanının, Ehud Barak’ın başında bulunduğu daha esnek ve daha az radikal olarak kabul edilen bir seçim koalisyonu karşısında kaybedeceğine dair ciddi emareler var.
Washington’un Ortadoğu’daki bu bitmeyen çatışmaya dair yaptıklarının İsrail Başbakanı’nınkilerle aynı olduğu bu süreçte ortaya çıkmış oldu aslında. ABD Büyükelçiliği’nin Tel Aviv’den Batı Kudüs’e taşınması ve Kudüs’ün İsrail’in ebedi başkenti olarak tanınması bunlardan biridir. Uluslararası kararlara aykırı olmasına rağmen bu adım atılmıştır. Bunlardan biri de 4 Haziran 1967 sınırlarını esas alan, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir Filistin devletinin kurulmasını sağlayan 242 sayılı karardır.
Her neyse, Filistin liderliği, gerek bu turda gerekse bir önceki turunda olsun, Kushner'in teklif ettiği her şeyi reddetti. Trump'ın “yüzyılın anlaşması” dediği şeyi kabul edilemez bir “tokat” olarak görmenin yanı sıra dünyadaki çözümü en zor ve en karmaşık bir meselenin bu şekilde çözülemeyeceğini vurguladı. Bu cesur ve kararlı tutumuna ek olarak, Filistin Yönetimi İsrail'le anlaşmaları yakında askıya alma niyetini açıkladı.
Bu sefer Kushner, Filistin meselesini esas mesele kabul eden Filistinlilerin taleplerini göz ardı ederek ve hafife alarak insaflı olan herhangi birinin kabul etmesi mümkün olmayan üç teklifte bulundu; 4 Haziran 1967 ya da başka bir tarihi esas alan hiçbir Filistin devleti yok, ancak Batı Şeria'nın bir kısmındaki (Filistin nüfusunun) koşullarını yöneten yerel bir hükümet var. Burada kastedilenin, işgalci güç adına Filistin işlerini yönetmek üzere kurulacak bir muhtarlık olduğu çok açıktır. Söz konusu teklife göre bu işgal edilen bölgede tek yetkili yine işgalci İsrail olacak. Diğeri ise Yahudilerin Ağlama Duvarı -isminin “Ağlama” olmasından dolayı olsa gerek- ve kutsal Kıyame Kilisesi, bir Hıristiyan otorite tarafından idare edilecek. Filistin merkezli olup olmayacağı veya “Vatikan” ve papalıklara bağlı olup olmayacağı bilinmemektedir.
Elbette, Filistinli liderliğinin bu teslim olma anlamına gelen böylesi bir çözümü, ne kadar makyajlanıp çekici hale getirilirse getirilsin kabul etmesi beklenmiyordu; zira bu, yüzlerce yıl süren kanlı mücadelenin ardından Filistin davasından feragat etmek ve karşı tarafın iradesine teslim olmak anlamına gelirdi. Bu uğurda şehitler verildi, insanlar tutuklandı, milyonlarca yerinden edilmiş insan dünyanın dört bir yanına dağıldı.
Ortadoğu’da stratejik çıkarları olan, dünyanın en büyük ve en önemli ülkesi olan ABD yönetiminin, Kushner’in bu bölgeye getirdiği ve Trump’ın “Yüzyılın Anlaşması” olarak nitelediği bu teklifin kabul edilemez olduğunu idrak etmesi gerekirdi. Zorla kabul ettirme girişimleri, patlamaya hazır olan bu bölgeyi daha da kırılgan hale getirecektir. Teröristlerin eline bahaneler verilmiş olacak, dolayısıyla mallarını bu bölge ve dünyanın diğer bölümlerinde rahatlıkla pazarlar hale geleceklerdir. Bu gerçek, Amerikalılar ve Filistin davasıyla doğrudan veya dolaylı bir ilişkisi olan herkes tarafından iyice idrak edilmelidir.
Bu nedenle, Filistin’in Jared Kushner’in teklifine verdiği cevap son derece kritikti. 2007’deki Hamas’ın kanlı darbesi sonrasında Gazze Şeridi’nde uğradığı güç ve yetki kaybına rağmen Filistin önderliği kararlı bir tutum sergilemiştir. İsrail’in Lübnan’ı 1982’de işgalinden sonra kuşatma altında kalmış olsalar da, FKÖ’nin orada olmasından bu yana Hamas darbesinden dolayı en sert ve en zor koşullarla karşı karşıya bulunuyorlar.
Bu nedenle, 2007’de Filistin’in meşruiyetine karşı yapılan ve arkasında İran, Katar, Müslüman Kardeşler (İhvan) ve Recep Tayyip Erdoğan’ın durduğu kanlı Hamas darbesinin motive edici unsurlarının iyice anlaşılması gerekir. Ve elbette bu darbenin arkasında, uzun yıllar boyunca FKÖ'nü yıkmaya çalışan İsrail de var. Bu, 1982’de Lübnan’ın işgalinin ana nedenidir. Filistin’in merhum Devlet Başkanı Yaser Arafat– Allah rahmet eylesin- ve güçlerinin bilindik o yolla yaklaşık üç ay süren zorlu bir direnişin ardından bu Arap ülkesinden çıkarılma nedeni de zaten budur.
İsrail, 1967’den önce de sonra da uzun bir tarih boyunca Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkını gasp etmeye çalışıyor. Gazze Şeridi’nde tek başına ve kendi istediği gibi bir devletin kurulması için çabalıyor. Batı Şeria’da ise İsrail’in gözetimi altında özerklik temelinde bir yönetim istiyor. Jared Kushner'in son ziyaretinde teklif ettiği de zaten buydu. Hamas ve Arap ve İranlı müttefikleri buna açıkça onay vermiş gözüküyorlar. Hamas’ı kanlı Arap askeri darbelerinin kötü bir kopyası olan 2007 darbesine sevk etmelerinin nedeni de buydu. Sadece Gazze Şeridi'nde arzu edilen Filistin devletinin kurulması fikri yeni bir mesele değildir. Müslüman Kardeşler’in Hamas kolundan etkili bir lider, bu aşamada onları ilgilendiren şeyin devlet değil, bu Arap bölgesinde ve bütün Müslüman dünyasında İhvan anlayışının başarısı ve yayılması olduğunu söylemişti. 2007'deki Gazze darbesinden önce ve sonra gerçekleşen her şey, Doha'yı bu eğilimin kozmopolit bir başkenti haline getirdi, burası “En Nusra” ve “Taliban” gibi ana unsurların yeşerdiği bir saha halini aldı. Katar'ın başkentinde bu yaklaşım için ortak bir operasyon odası var, Filistin meşru yönetimine karşı yapılan 2007 Hamas darbesi bunun ete kemiğe bürünmüş halidir. Eski Katar Emir'i Hamed bin Halife’nin İsrail'in yere göğe sığdıramadığı gürültülü bir ziyareti, bu darbenin ön hazırlığı mesabesindeydi. Dolayısıyla, Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın Jared Kushner’in son turunda ortaya koyduğu teklifleri reddetmesi ve Batı Şeria’nın bu İsrail hükümetiyle olan temel anlaşmalarını askıya alması gerçek bir cesaret örneğidir.
TT
Gazze'deki bölünme komplosunu Filistinliler reddediyor
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة