Tarık Şinnavi
Mısırlı film eleştirmeni
TT

​Mona Lisa: Yapay gülümseme

“Gülümseyin lütfen” uyarısını kaç kere okudunuz? Ama ne kadar uygulamaya çalışırsak çalışalım çoğu zaman bunu yapmakta başarısız olmuşuzdur. Nitekim yapılan son araştırma da dünyanın en meşhur gülümsemesinin bile -elbette bununla Leonardo Da Vinci’nin dünyayı kendisine hayran bırakan Mona Lisa tablosunu kastediyorum- aslında büyük oranda gülümsemeye mecbur edilerek çizildiğini ortaya çıkarmıştır.
Tabloyu nörobilimin en yeni teorileri ışığında inceleyen İngiltere, ABD ve İtalya’dan 3 bilim adamı, özgürlük ile güzelliğin aşıklarını şoke edecek sonuçlara ulaştılar. Araştırmada Mona Lisa’nın yüzü iki parçaya bölündü ve bunun sonucunda gülümsemesinin simetrik olmadığı ortaya çıktı. Bunun üzerine uzmanlar, oybirliği ile Mona Lisa’nın isteyerek değil, zorunda olduğu için gülümsediği sonucuna vardı.
Her halükarda bunun tarihin en ilgi çeken tablosu olduğu aşikar. Bunun için bugün de birçok araştırmanın konusu olmayı sürdüreceğini düşünüyorum. Bunun da ötesine geçerek Mona Lisa’nın bir erkek olduğu, hatta Da Vinci’nin aslında kendisini çizmiş olabileceğini söyleyenler de olmuştur. Mona Lisa bu tabloda kaşları ve kirpikleri alınmış, yani kadınların en öldürücü silahlarından yoksun bir şekilde çizilmiş olmasına rağmen dişiliği betimleyen tablolar arasında ilk sırada yer almayı sürdürüyor.
Peki neden gülümsemek zorundaydı? Hiçbir tarihi araştırma, model olarak çalıştığına ve gülümsemek zorunda olduğuna işaret etmiyor. Doğrusu tarih boyunca tablonun uyandırdığı tüm gizemlerin ışığında diğerleri gibi bu sorunun cevabına da kolaylıkla ulaşabileceğimizi sanmıyorum.
Bu noktada “zorlama” fiilini ele alalım. Zorlama mutlaka yapay bir eser elde edilmesi  ile mi sonuçlanmalıdır? Birçok sanatçı aslında üzgün olmasına rağmen sahnede yer alıp bizleri güldürmeyi başarmadı mı? Nitekim Maha Ebu Avf kardeşinin ölümünün ardından, yakın bir zamanda “Sahilde 3 Gün” adlı komedi oyununu  Cidde’de sahneledi. Ünlü Msırlı oyuncu Adil İmam da yaklaşık 20 yıl önce Beyrut’ta bir oyununu sahnelerken babasının ölüm haberini almasına rağmen oyununu sürdürmüş ve ancak bitirdikten sonra izleyicilere babasının ölüm haberini vermişti.
Müzisyen Kemal el-Tavil de bir keresinde bana başından geçen şu olayı anlatmıştı:
Kendisi, Abdulhalim Hafız ve şair Salah Cahin, ellili yılların ortasından itibaren her yıl devrimin yıldönümü için birlikte bir şarkı hazırlıyorlarmış. 1966 yılında hazırladıkları son şarkının (Kucaklarda şarkısı) provaları sırasında Abdulhalim’in kendisi mevcut olmasına rağmen onun yerine orkestra ve müzisyenleri yönettiğini farketmiş. Bu konuda kendisini birçok kez uyarmasına rağmen Abdulhalim yine de bunu yapmaya devam etmiş. Bunun üzerine el-Tavil’de bir daha onunla çalışmama kararı almış. Kutlamanın tarihi yaklaştığında Abdulhalim kendisi ile görüşmek istemiş ve ona Salah Cahin’in yazmış olduğu “Resim” şiirini okumuş. Kemal el-Tavil ona kelimelerin harika ve bir iç müziğe sahip olup bestelenmeye ihtiyacı olmadığını söylemiş. Ayrıca şu anda kişisel ve sanatsal olarak bu besteyi yapacak ruh hali içerisinde olmadığını da eklemiş. O anda salonda bulunan ve tanımadığı bir adam şöyle bağırmış
“Beste yapmak için de ruh halinin uygun olması mı gerekirmiş. 23 Temmuz’a bir ay var ve Başkan Abdunnasır bu şarkıyı bekliyor.”
Bu adam askeri bir üniforma giyiyormuş ve tuğgeneral rütbesine sahipmiş. O dönemde subay ve üst rütbelilerin  fotoğrafları genellikle gazetelerde yayınlanmadığı için el-Tavil kendisini tanıyamamış. Abdulhalim’in evinden ayrıldıktan sonra ertesi gün yurt dışına gitmeye karar vermiş.
Ama havalimanına gittiğinde kendisini bir sürpriz bekliyormuş. Görevliler kendisine yurt dışına çıkma yasağı getirildiğini, dün tanıyamadığı adamın eski Savunma Bakanı Şems Bedran olduğunu ve bu kararı da onun vermiş olduğunu söylemişler. Dolayısıyla bu emre uymak ve “Resim” şarkısını bestelemekten başka bir seçeneği de kalmamış.
Bu şarkı büyük bir başarıya imza atmış. Konserden sonra Bedran yanına gelerek şöyle demiş: 
“Ruh halin kötü iken böyle güzel bir beste ortaya çıkardıysan iyi olsaydı nasıl bir şey ortaya çıkardı?”