Racih Huri
Lübnanlı yazar
TT

Ölümcül zehir pazarlığı mı?

Geçen hafta sonu Fransa'nın Biarritz kentinde düzenlenen G7 Zirvesi kapsamında Cumartesi akşamı, Başkan Donald Trump ile büyük ülkelerin liderleri arasında sıcak tartışmalar yaşandı. Tartışmaların nedeni ise Fransa Cumhurbalkanı Emmanuel Macron ile Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in; Fransa’nın başlattığı arabulucuk girişiminin ilerlemesi için ABD Başkanı’nı, daha önce muafiyet getirilen 8 ülkeye İran petrolü ithal etmesi için yeni bir muafiyet tanımaya ikna etme çabalarıydı. Ancak Trump oldukça katıydı ve İran’ın petrol satışlarını günlük yalınızca 700 bin varile çıkaracak olan bir muafiyete izin vermeyi kabul etti.
Bu görüşmelerin üzerinden 24 saatten kısa bir süre geçmeden yani geçen pazar Macron; G7 ülkeleri arasındaki görüşmelerin, ABD Başkanı Trump ile İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani arasında bir görüşme gerçekleşmesi için gerekli koşulları hazırladığı açıklamasını yaptı. Macron’un açıklamasını, bu görüşmenin eylül ayında düzenlenecek olan BM Genel Kurulu görüşmeleri kapsamında gerçekleşmesinin kararlaştırıldığına işaret eden diğer açıklamalar takip etti.
Bu değişimi ele almadan ve Trump ile Ruhani’nin açıklamalarına değinmeden önce şunu sormalıyız: Ne oldu da liderlerin tutumları değişti?
Bu sorunun yanıtı bizleri, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un elbette Trump’ın onayını aldıktan sonra Biarritz’e davet ettiği İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in Fransız, İngiliz ve Alman mevkidaşları ile 3 saat süren toplantı ve daha sonra da Macron ile gerçekleştirdiği yarım saatlik görüşme ilgili raporlara götürmektedir. Gizli diplomatik raporların da doğruladığı gibi bu toplantı,  gerekli birçok soruya yanıt vererek Trump ve Ruhani’nin olumlu açıklamalar yapmalarının önünü açtı.
Muhammed Cevad Zarif görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada; kendisinin Fransızlara, Fransızların da kendisine önerilerde bulunduğunu belirtti. Peki bu öneriler nedir? Bu öneriler elbette, Trump ile Ruhani arasında bir görüşme gerçekleşmesi halinde takip edilecek süreci, bağlı kalınması gereken şartları ele alıyordu. Zarif’in hangi şartlara bağlı kalacağını bilmek için Tahran ile, Fransız mevkidaşının da ne vaat edeceğini bilmek için sürekli ABD’liler ile temas halinde olmasının toplantının bu kadar uzun sürmesine yol açtığı açıktır.
Cumhurbaşkanı Macron’un G7 Zirvesi kulislerinde yürüttüğü bu arabuluculuk çalışmaları, müzakare kapısını az da olsa aralamayı başardı. Böylece dünya; Trump’ın Macron ile düzenlediği ortak basın toplantısında yaptığı açıklamalar ile Ruhani’nin Pazartesi günü Tahran’dan yaptığı ve Trump’ın açıklamalarına paralel açıklamalarını neredeyse aynı anda okudu.
Fransa Cumhurbaşkanı, zirve kapsamında yapılan görüşmelerin, Trump ile Ruhani arasında olası bir görüşmenin önünü açtığını belirtti. Trump ise Ruhani ile görüşmeye hazır olduğunu ve şartların uygun olması halinde bunu kabul ettiğini söyledi. Trump ayrıca İran’dan, nükleer silah ya da balistik füzeler elde etmekten vazgeçmesi, yeni nükleer anlaşmanın eskisinden daha uzun ömürlü olmasını istediğini açıkladı. Bu da açıkça İran’ın; 2015 yılında imzalanan ve Trump’ın saçma ve felaket olarak nitelediği anlaşmaya bağlı kalacağına yönelik bütün açıklamalarının aksine yeni anlaşmayı kabul etmek zorunda olduğu anlamına geliyordu.
Trump; İran’ın başkanlığının ilk dönemlerinde olduğu gibi artık terörü finanse eden, sahip olduğu mezhepçi milis güçleri ile dünyadaki 18 çatışma noktasına müdahil olan bir ülke olmadığı söyleyerek İran’a iyi hal kağıdı vermekte acele ediyormuş gibi göründü. İran’ın rejimini değil, davranışlarını değiştirmeyi istediğini bir kez daha vurguladı.
Ruhani de buna karşılık vermekte gecikmedi. Dini Lider Hamaney’in; “Ne müzakere ne de savaş. Trump ile müzakare yapmak öldürücü bir zehir gibidir” sözlerine rağmen Trump ile görüşmeye hazır olduğunun işaretini çaktı. Ruhani; ülkesinin çıkarları için kim olursa olsun kendisi ile müzakere masasına oturmaya hazır olduğunu, “düşmanın baskısı”nın neden olduğu zor koşulları itiraf ederek ülkenin yararı için bütün araçların kullanılması gerektiğini, ülkenin kalkınmasından başka bir çare olmadığını deklare etti. Ardından şunu ekledi: “Yolumuz zor ama denemeyi hak ediyor.” Bu sözler ise İran’ın örtülü de olsa zor şartlarla yüzleşmeyi kabul ettiği anlamına geliyordu.
Trump ile Ruhani arasında kendisinin de hazır bulunduğu bir görüşmenin gerçekleşmesini umduğunu açıklayan Macron, Ruhani’nin kendisi ile yaptığı telefon görüşmesinde, Trump ile görüşmeye açık olduğunu ifade etti. Ama hemen ardından çekincelerini de şu sözlerle dile getirdi; “Daha somut bir şey yok ve durum son derece kritik... Bizim için 2 şey oldukça önemli: İran’ın nükleer silah sahibi olmaması ve bölgesel durumu tehdit etmesi.”
Ruhani’nin Salı günü İran kamuoyuna yönelik yaptığı ve krizden muzaffer çıkmış bir lider gibi görünmeye çalıştığı açıklamasında; diyaloğa her zaman hazır olduğunu ama ABD’nin ilk önce İran’a uyguladığı yasadışı ve haksız yaptırımları kaldırması gerektiği söylemesi ile durum değişmeye başladı. Ruhani ayrıca yaptırımlar kaldırılmadığı ve seçilmiş olan yanlış yoldan dönülmediği müddetçe hiçbir gelişmenin yaşanmayacağı çünkü bütün olumlu gelişmelerin ABD’nin elinde olduğunu da belirtti.
Bu sözlerin rejimin onurunu korumak için söylenmiş olduğu çok açık. İran rejimi sonunda ABD yaptırımlarına boyun eğmiş ve yenilmiş gibi görünmek istemiyor. Ancak rejim kendisini bu konuda desteklememiş olsaydı Zarif, Biarritz Zirvesi’ne katılmazdı. Aynı şekilde Ruhani de Dini Lider Hamaney’in izni olmadanTrump ile görüşmek istediğini açıklayamazdı. Dolayısıyla Ruhani’nin sözleri ve ilk önce yaptırımların kaldırılmasını şart koşmasının amacı; Başkan Trump’ı sonunda Tahran’ın yaptırımları kaldırma şartına boyun eğerek geri adım atmış ve yenilmiş gibi göstermektir. Peki ikinci dönem başkanlığa seçilmek için bir seçim kampanyası yürüten ve son aylarda sürekli bir şekilde İranlıların kendisi ile görüşmek ve müzakare masasına dönmek istedikleri açıklamalarını yapan Trump, bundan sonra yenilmiş biri gibi görünmek isteyecek midir?
Bu sorunun yanıtı hemen ve ikili bir biçimde geldi. İlk olarak, Ruhani’nin açıklamalarının hemen ardından Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton; Trump’ın İran ile müzakarelere hazır olduğunu deklare etmesinin ABDnin Tahran’a karşı tutumunun değiştiği ve İran’ın yalnızca zaten yapmaması gereken eylemleri durdurması karşılığında ekonomik kazançlar elde edeceği anlamına gelmediğini söyledi. Bolton ayrıca yaptırımların ancak  kapsamlı bir anlaşma gerçekleştiği zaman kaldırılacağını ve Tahran’daki rejim müzakareye hazır olduğunda görüşmenin gerçekleşeceğini belirtti. Washington’un ikinci yanıtı ise pratikti. İran hükümeti ve askeri kurumları ile bağlantısı olduğunu söylediği 2 şirkete yeni yaptırımlar uygulayacağı deklare edildi.
Ancak İran rejimi de pratik olarak; sonunda Büyük Şeytan ile müzakareleri kabul eden ve öldürücü zehiri yudumlamak zorunda kalmış gibi görünmemek için çabalıyor. Bu nedenle Çarşamba günü İran’da, 80 milletvekilinin imzaladığı ve Dini Lider’in “ABD yönetimi ile müzakereleri reddeden ve ölümcül bir zehir gibi niteleyen” tutumuna muhalefet ettiği için Ruhani’yi eleştiren bir bildiri yayınlandı. Ruhani ise yine Çarşamba günü yapılan kabine toplantısında bu eleştirilere; “İran’ın kendisini dünyadan izole edemeyeceği, dışarısı ile ilişkilerin çok önemli olduğu ve dünya ülkeleri ile işbirliği yapılması gerektiği” sözleri ile karşılık verdi.
Trump; İran ile uzun ömürlü yeni bir anlaşma imzalamak için; balistik füze deneylerini sınırlamasını, bölgenin istikrarını sarsan politikalarını durdurmasını istiyor. Dolayısıyla yaptırımları kaldırıp sonra da Tahran’ın verdiği sözleri yerine getirmesini beklemesi ne kadar mümkün? Ayrıca Macron neden çekincelerini bildirip söz konusu 2 şartı ileri sürdü?
İran’ın, Demokrat Parti’nin seçim sürecindeki kötü performansını gördükten sonra Trump ile görüşmeyi kabul ettiği oldukça açık. Bu da Trump’ın ikinci kez başkan olmayı garantilediği anlamına geliyor. Peki Trump yeni dönemine, birinci döneminin tamamına egemen olan temel tutumundan geri adım atarak başlayabilir mi?
Yanıtlanması gereken birçok soru var. Özellikle İran’ın yerel amaçları için siyasi tekliflerin artması ile bu sorular daha da artacak. Bütün bu soruların yanıtı ise zamana ve değişen durumlara bağlı.