Lübnan, Irak, Suriye, Libya ve Yemen gibi fikir birliği olmayan ülkelerde, yurtseverlik tek değil, bölünmüş olduğu grupların sayısı kadardır. Elbette bu vatanseverlikler zamanla değişebilir ve içinden başka gruplar çıkabilir. Ama parametreleri bazen gün yüzüne çıkıp bazen gizlenseler bile gözden kaçmayacak kadar belirgindirler.
Belirli bir gruba bağlılığın vatan düşüncesine aykırı olduğuna dair sıkça söylenenlerin aksine durum, muhtemelen bu eski anlayıştan biraz daha karmaşıktır. Çünkü her grup, vatanıyla gurur duymanın yanı sıra ekonomik, idari ve kaçınılması imkansız diğer dikteler nedeniyle vatanseverdir. Ancak her grup, vatanseverliğini, kendi özel duyguları ve alt tarihinden edindiği anlamlar ile doldurur. Bunda aşırıya kaçtıkları için de bu vatanseverlikler, tavan sayılabilecek bir vatanseverlikte buluşamaz ve her dönemeçte birbiri ile çatışırlar. Kendilerine has bazı tanımlamalar da bu çarpışmalardan türerler. Bu yüzden de hepsi, vatanseverlikten daha düşük bir seviyede görünürler.
Lübnan’da en az 4 vatanseverlik türü vardır. Bunların 3’ü bir geçmişte hapsolmuş iken 1 tanesi ise geleceğin kapısını aralamak ile övünmektedir. İlk vatanseverlik çeşidi; 1920-1975 arası döneme hapsolmuş hatta bazen mutasarrıflık dönemine kadar uzanan Maruni vatanseverliktir. Bu vatanseverlik, söz konusu dönemlerde emretme ve yasak koyma yetkisine sahip olan bir anne gibiydi. Burada emredenden kastımız, standartları belirleyen kurum olduğudur. Yasak koyucunun anlamı ise vatansever olan ile olmayanı belirleyen taraf olduğudur. Bu yüzden Maruni liderlerin konuşmalarında “Lübnanlılar istiyor” ya da “istemiyor” gibi ifadeler çokça geçerdi. Oysa bu ifade ile kastedilen, sadece Hristiyanlardı.
Bu derin ayıbının yanında Maruni vatanseverlik, kendi algı ve eğilimlerini başkalarına dayatmamak gibi bir erdeme de sahipti. Maruni egemenliği altındaki Lübnan, resmi olmasını umduğu bir ideoloji geliştirmiş ve tarih kitaplarını bu amaç için kullanmıştı. Ama partili askerlerin yönettiği ülkelerde resmi ideolojierin yaptığı gibi bunu diğerlerine zorla dayatmamıştı.
Bu bilincin geleneksel parametreleri, Batı’ya açılımı ve çevre ile iletişimi vurgulamaktaydı. En önemli pratik sonuçlarından biri ise; ‘azınlıkların sığınağı’ olan bu coğrafi bölgeyi, çevredeki çatışmalardan uzak tutmuş olmasıydı. Bu geçmişte olduğu gibi bugün de bölgede çatışan güçlere karşı tarafsızlığı içermekte ve arkasında keskin bir yabancılık ve uzak olma duygusunu saklamaktadır.
Sünni vatanseverlik -daha geç dönemde bu şekilde tanımlanmıştır- özellikle şu meseleden yola çıkmıştır: Bir tarafa sonuna kadar muhalefette, diğer bir tarafın yanında sonuna kadar yer almak. Sünni vatanseverlik; Nasırizm ya da Filistin direnişi gibi desteklediği taraflar ile sonuna kadar ‘birleşmeye’ ve muhalifleri ile doğrudan çatışmaya girmeye hazırdı.
Refik Hariri ise eski anlamlarını olduğu gibi bırakıp Sünni vatanseverliğe iki anlam daha yüklemiştir: En önemli tanımlayıcısına ve referansına dönüştürmeye çalıştığı ekonomik ve finansal içeriğini ön plana çıkarmak. Nitekim Hariri, bu kaygının etkisi ile Maruni yurtseverliğinden, bölgedeki gerilim meşalesini söndürme arzusunu ödünç almıştır.
Her 2 vatanseverlikte farklı sebepler ile dünyanın en ücra köşesinde dahi olsa silah seslerinden nefret etmiş ve sadece kuşların şakımaları ve bülbüllerin ötüşünü duymak istemiştir.
Ancak Maruni vatanseverliğini yok eden ve onu gün geçtikçe daha fazla folklorik bir öğeye dönüştüren bölgedeki ateş, çok geçmeden Sünni vatanseverliği de yaktı. Kendisini üretenleri ortadan kaldırarak, kendisini varoluşsal bir kargaşanın ortasında bıraktı. Sünni vatanseverliğin ne Hariri geçmişine ne de Nasırizm ve Filistin geçmişine dönmesi mümkündü.
Bu sırada, Musa el-Sadr’ın 60’lı yıllarda temellerini attığı Şii vatanseverlik oluşmaya başlamıştı. Bu vatanseverlik ise bir değil iki metaforu sahiplerinin elinden almıştı: İlk olarak sosyal meseleleri üzerindeki solcu yazarların tekelini kırarak, ‘mahrumiyet’ başlığı altında söylemlerinde ilk sıralara yerleştirdi. Daha sonra eski Sünni vatanseverliğin mirasına sahip çıkmak adına ulusalcılık meselesine el attı. Ancak bu meseleyi İslami direniş kalıbına dökerek, kendisine yeni bir şekil kazandırdı. Şii vatanseverliğe göre ulusalcı bir Lübnanlı olmak; büyük meselelerin yanı sıra silaha sahip olan büyük güçler ile ilgilenmek ve yıkım ve enkazın altından gizlice geleceğe sızmak demektir. Şii vatanseverliğin bölge meselelerine çekilmesi, büyük güçlere yanaşması ve silaha sahip olması, vatanı bu güçlerin bir sahasına dönüştürdü. Bu vatanseverlik türünde, vatansever olan her şeyin sadece mikroskop ile görülebilecek kadar küçülmesine yol açtı.
Dürzi vatanseverliğinin özel kurucusu ise Kemal Canbolat’tır.
Dürzi vatanseverliği, Cebeli Lübnanlılığı ve azınlığı vurgulamakta Marunileri bile geçerken, ilerici sosyalizmde de Şiileri geçmiştir. Cebeli Lübnanlılık ve azınlıklarda kendisi için hem bir sığınak hem de tarih bulmuştur. Sosyal söylemleri aracılığı ile de yayılma ve etkili olma gücünü elde etmiştir. Partiler ve güçler aracılığıyla küçük bir topluluğun etki alanını genişletmiştir. Ancak tam da geniş değil dar bir taban tarafından desteklendiği için iki kez yenilgi ile ödüllendirilmiştir. Küçük bir topluluk olduğundan yeterince koruyucusu olmadığı için bu topluluğun varlıklarını ve gücünü çalmak çok kolaydı. Bu nedenle Cebeli Lübnanlılık azınlık kavramına biçim veren ve netleştirenler Hristiyanlar olmuş. Şiiler de ilk önce sosyal meselelere, ardından ‘devrimcilik’ ile igili her şeye el koymuşlardır.
Bu yüzden Dürzi vatanseverliği ideolojik olarak, Dürzi olarak başlayan ancak artık öyle olmayan geçmiş dönemlerin bir hatırası gibidir. Burası, özlemin egemen olduğu geçmişin imparatorluğudur.
Saydığımız bu vatanseverlik türleri, elbette daha küçük ve az sayıda toplulukların oluşturduğu başka vatanseverlikler de olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Örneğin; Türkiye düşmanlığını Lübnan vatanseverliğinin bir kriteri sayan Lübnanlı Ermeniler ve Lübnanlı Kürtler vatanseverliği, Esed rejimi ile ‘dostluğu’ vatanseverliğinin kriteri olarak gören Lübnanlı Alevi vatanseverliği vardır.
Buna ek olarak; vatanseverliği Lübnanlı olmak değil de İsrail ile savaşmak ve emperyalizm ile mücadele olarak tanımlayan, iyi bilinen ‘Vatansever Hareket’in şekillendirdiği bir vatanseverlik türü de vardır. Ancak bu vatanseverler, bütün farklılıklarına rağmen ne olursa olsun Lübnan’ın birliğini savunurlar. Ulusal marş çalındığında hepsi de saygıyla dururlar. Hatta birçoğu eşlik eder, ulusal marş çalınmadığında ise öfkeye kapılırlar.
TT
Lübnan’da vatanseverlik türleri
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة