Belki de İsrail’in Irak, Suriye ve Lübnan’a (Beyrut’un güney banliyösü, Bekaa) yönelik saldırılarının nedenlerini araştırmak, Hizbullah’ın tepki girişiminden daha önemlidir. Hizbullah’ın tepkisi iki senaryo arasında değişmektedir: İlki, kapsamlı bir karşılık vermek ya da karşılık vermemek. Bu ikisi daha az tercih edilen bir senaryodur. İkincisi ise, ertelenmiş sınırlı bir tepki senaryosudur. Bu, daha çok tercih edilen bir senaryodur. Nitekim kaynakların, Hizbullah’ın genel sekreterinden aktardığına göre Hizbullah, karşılık vermekte acele etmeyecek ve bu karşılık, bir savaşa yol açmayacak.(Editörün notu: Dün sınırlı bir karşılık verildi.)
Hizbullah, Suriye’de gerçekleştirdiği sözde kazanımlarını kaybetmesine yol açacak kapsamlı bir savaş istemiyor. Aynı şekilde İsrail, siyasi geleceği için önem arz eden seçimleri kazanma noktasında Binyamin Netanyahu’nun şansını tehdit eden kapsamlı bir savaş yanlısı değil.
Her şeyden önce bu saldırılar, İran’ın bölgedeki vekillerini ve organlarını hedef aldı. Ayrıca bu saldırılar, Tel Aviv ve Tahran arasındaki gizli bir savaştır. Bu gizli savaşın ana başlığı ise, Hizbullah’ı ve İran’ın müttefiklerini hassas füzelere sahip olmalarını ve füze imalat ya da montaj tesisleri inşa etmelerini engellemektir. İkinci olarak bu saldırılar, İsrail’in bu savaşta oyunun kurallarında değişikliğe gittiğine işaret ediyor. Zira İsrail, savaşın coğrafi kapsamını genişletti ya da eş zamanlı saldırılar gerçekleştirdi. Üçüncü olarak bu saldırılar, İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif’in G7 Zirvesi’nde yaptığı görüşmelerden önce gerçekleşti. Ardından bunu ABD ve İran tarafları arasında sıcak açıklamalar takip etti. Ayrıca ABD Başkanı’nın “Artık İran, terörü destekleyen ilk dönemindeki gibi değil” şeklindeki sözlerinden sonra aralarında meydana gelebilecek görüşmeye zemin hazırlayacak bir atmosfer yaşandı.
İsrail’in bölgeye uzanan ve yerleşen İran varlığına yönelik planlarında ve uygulamalarındaki bu gelişmeye ne yol açtı?
Açıkçası İsrail, İran’ın genişlemesini kendi varlığı için tehlikeli buluyor. İsrail; Irak’tan Suriye, Lübnan ve Gazze’ye kadar uzanan bir İran kemeriyle kuşatılmasına izin vermeyecektir. Tel Aviv, baştan beri Suriye’deki savaşa tarafsız kalmasına ve Esed rejimini devirmeye müdahale etmemesine rağmen İsrail, Suriye’deki İran’ın askeri varlığını bir yıldan fazla süredir açık ve artan bir şekilde hedef almaya başladı. Şöyle ki haberler, İsrail’in Suriye’de yaklaşık 250 askeri operasyon düzenlediğine işaret ediyor. Fakat İsrail, Suriye’deki Rus varlığından ve özellikle Moskova’nın -genelde Suriye’de özelde ise güneydeki- İran nüfuzunu engellemeyi taahhüt etmesinin ardından bölgede ikinci bir büyük savaşın başlamasını istememesinden dolayı planlı saldırılar gerçekleştirdi. Ancak Suriye’nin ötesine geçen İran-Rus çıkarları, Moskova’nın ajandasında öncelik haline geldiği zaman İsrail büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Moskova, İsrail saldırılarına karşı çıkmadı. Fakat buna karşılık Moskova, sözünü de yerine getirmedi. Rusya, Suriye’deki İran nüfuzunun devletin ve toplumun içine kadar girdiğini ve askeri varlığın ötesine geçtiğini biliyor.
İsrail’in yaşadığı daha önemli ikinci hayal kırıklığı ise şudur: İsrailli liderler, İran Cumhurbaşkanı’yla görüşmeye hazır olduğunu söyleyen Trump’ın İran’a yönelik yaptığı sıcak açıklamalarda Amerikan eğilimlerini gördü. Bu tutumlar, bir taktik ya da ciddi olabilir. İsrail, ABD-İran yakınlaşmasından ciddi bir endişe duyduğunu bildirmek için İran’ın vekillerine saldırı düzenledi. ABD-İran yakınlaşması, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un netleştirmeye çalıştığı ve nükleer alanı da kapsayan yeni bir anlaşmaya yol açabilir. Bu anlaşma, bölgedeki asıl soruna (İran’ın genişlemesi) da işaret etmeyebilir. Trump’ın değişken tutumu, bu endişeyi artırıyor.
Her şeyden önce İsrail saldırılarının ABD’ye, Avrupalılara ve Rusya’ya şu mesajı gönderdiğini söyleyebiliriz: “İsrail, sadece İran’ın nükleer silahı konusunda değil, aynı zamanda çevresindeki İran nüfuzunu kuşatma ve bölgede artan İran varlığını engelleme noktasında da endişe duyuyor.”
İkinci olarak İsrail saldırıları, İran’a ve başta Hizbullah olmak üzere İran’ın vekillerine özellikle Temmuz 2006 savaşından sonra hâkim olan oyunun kurallarının değiştiği mesajını iletiyor. Hasan Nasrallah, kendisinin de oyunun kurallarını değiştirdiğine işaret ederek, “Lübnan’ın içinden karşılık verilecek” dediği zaman İsrail’in mesajını anladı. 2006 yılından beri taraflar arasındaki çatışmalar, egemenliği Lübnan’a mı İsrail’e mi ait olduğu tartışmalı olan Şebaa Çiftlikleri’nde meydana geldi. Zira taraflar arasındaki herhangi bir çatışma, 1701 sayılı karara yönelik bir ihlal oluşturmuyor. Bugün Hizbullah, kendisinin bir çıkmazda olduğunu görüyor. Çünkü Hizbullah, istediği zaman ve istediği yerde Suriye rejiminin kendini koruma yöntemini izleyemez. Şöyle ki bu yöntem, sadece halk tabanındaki imajına zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda İsrail’i caydırma noktasında 10 yıldan fazla süredir devam eden girişimlerini de yok eder.
Burada bazı gerçekler üzerinde durulması gerekiyor:
1- ABD ve İsrail arasında bütün konularda uzlaşma olduğuna dair genel izlenim kesin değildir. Zira İsrailliler, mutlak bir şekilde hiç kimseye güvenmiyor. Ayrıca bazı meselelerle ilgili politikalar konusunda da taraflar arasındaki anlaşmazlık somut bir gerçektir.
2- İsrail saldırıları, Netanyahu’nun oynadığı ve bütüncül bir strateji içerisine girmeyen bir seçim kozu olabilir. Netanyahu, kazanması halinde bu politikayı sürdürecek mi yoksa Netanyahu’nun farklı bir politika izlediğini mi göreceğiz? İsrail’deki seçim sonuçları, izlenecek politikayı ortaya çıkaracaktır. Netanyahu, içerde büyük eleştirilere maruz kalıyor. Zira Netanyahu’nun politikalarının siyasi yaşama ve İsrail’in ulusal güvenliğine büyük zarar verdiği söyleniyor. Mavi-Beyaz İttifakı’nın iktidara gelmesi de farklı bir politikaya yol açabilir.
3- Fransa’nın girişimi: Bu girişimin içeriği nedir? İklim ve Çevre Konferansı’nda Fransa Cumhurbaşkanı’nın önceki girişimi gibi bu girişim de boş bir girişim mi olacak? Zira Fransa Cumhurbaşkanı, Trump’ı ikna etmek için onun karakterine oynamaya çalışıp başarısız olmuştu. Genel Kurul’un toplantılarında ABD Başkanı ile İran Cumhurbaşkanı arasında bir görüşme gerçekleşse bile bu görüşmelerin programı nedir? ABD, İran’dan ne istediğini gerçekten biliyor mu? İran, Washington’un taleplerini yerine getirebilir mi?
4- Bölgedeki tüm tarafların net bir stratejiye sahip olmadığı görülüyor. Hepsi de gerçeklerin dikte ettiği şeylere göre taktik uyguluyor. Hatta ittifaklar ya da düşmanlıklar haritası da karmaşık ve değişebilir. ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının ciddiyeti ve Arap ülkelerine uzanan İran varlığı, iki değişmeyen parametredir.Şu ana kadar bölgenin sorunlarına yönelik çözümler olgunlaşmış değil. Ne askeri savaşlar, Irak, Yemen, Gazze, Suriye ve Lübnan’da bir çözüm bulabildi ne de ABD’nin İran’a yönelik ekonomik yaptırımları, Tahran’ın dış politikasını değiştirmeye sevk edebildi. Ayrıca güvenilir, net ve ciddi diplomatik girişimler de mevcut değil.
Lübnan’a ve Lübnanlılara gelince Hizbullah, bu saldırının ardından savunma stratejisini yok ederek bireysel kararını pekiştirdi. Daha tehlikelisi de Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn, hızlı bir şekilde Hizbullah’ın kararına resmi bir koruma sağlayarak, savunma stratejisini şu şekilde güçlendirdi: Şikâyet ve halkla ilişkiler hükümete, savaş ve barış kararı da Hizbullah’a aittir.
TT
İsrail'in çözüm belirtisine karşı önlemi
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة