Uluslararası ve özellikle de Arap siyasi alanında en çok dolaşımda olan kelime terörizmdir. Dünyanın bugüne kadar kesin ve kati bir tanımı konusunda uzlaşamadığı bu terimi araştıranlar, kullanım sürecini takip ettiklerinde tarihin derinliklerine kadar uzandığını fark edeceklerdir. Terörizm, zamanla birçok biçime ve renge bürünmüş, insanlık üzerinde yıkıcı etkiler bırakmıştır. Günümüzde ise modern BM kurumları bile bu terimin tanımı üzerinde hemfikir değildir. Bazı belgelerde kapsamlı ama kesin değilken, bazı belgelerde ise kesin ama kapsamlı değildir. Bu ihtilaf çok doğaldır çünkü kavramın kendisi, büyük bir siyasallaşma yükü ile olumlu ve olumsuz güçlü duygu bağlamları ile yüklüdür.
Modern insanlık tarihinde en ünlü kullanımı, 18. yüzyılın sonlarında Fransız Devrimi’nden sonra başlamıştır. Yetmişli yıllardaki baskılarında Britannica Ansiklopedisi “Ortadoğu’da Terör” başlığı altında terörü, Siyonist çetelerin İngilizler ve Filistinli Araplara karşı terörü olarak tasnif ediyordu. Filistin Kurtuluş Örgütü de zorlu bir siyasi çaba ve Arap ülkelerinin desteği ile ulusal kurtuluş hareketi olduğunu kabul ettirmeyi başaranana kadar uzun bir süre terör örgütü olarak nitelendi. O dönemde bazıları için terörist olanlar bazıları için ulusal direnişçi idi. Terörizm teriminin genel ve usule uygun kullanımı ise, “Siyasi amaçlar uğruna barışçıl sivillere karşı şiddet kullanımıdır.”
Amerikalı Maryland Üniversitesi’ndeki Terörizm Veritabanı, 2000 ile 2014 yılları arasında, en az 140 bin kişinin hayatını kaybettiği 61 bin terör saldırısını (devlet dışı) kaydetmiş. Kelimenin en geniş anlamıyla terörizm teriminin kullanımı Sri Lanka’dan Kuzey İrlanda’ya, Bosna’dan Burma’ya, Delhi’den New York’a kadar dünyanın birçok bölgesine yayılmıştır. Terör saldırlarının zirvesi de 2001 yılındaki New York saldırısıdır. Bu saldırıların çoğu; kendisine dini, devrimci hatta milliyetçi yada hükümetçi nedenlerin yüklendiği ve sivilleri hedef alan alçakça saldırılardır. Nitekim terörizmin tanımlarından biri de; korkuyu toplumun geneline yaymak ve belirli siyasi seçimler yapmaya zorlamak için insanları ayırt etmeden öldürmektir.
Son haftalardaki Hong Kong gösterilerinde, terörizmin “beyaz terörizm” adı verilen yeni bir tanımı daha ortaya çıktı. Beyaz terörizm; özgürlük talebinde bulunan göstericileri dağıtmak için “öldürmeden” aşırı fiziksel güç kullanmaktır. Daha önce İran rejimi de “Bizi memnun etmezseniz, Hürmüz güvenli olmayacaktır” diyerek terörün bu biçimine başvurmuştu. Terörizmin kullanımı ve tanımında geniş gri bölgeler bulunmaktadır. Terim olarak çok yoğun ve düşmanlara karşı kullanıldığında hızlı ve koşulsuz sempatiyi sağladığı için bu gri bölgeler, özgürlük talep edenlere yönelik olumsuz eylemleri haklı göstermek için kullanılmaktadır.
Devlet terörü ise terim olarak yeni değildir. Modern çağda, halkı korkutmak ve ona boyun eğdirmek için devlet terörü adı verilen “korku” generalinin kullanımına dair birçok örnek bulunmaktadır. Adolf Hitler, farklı olanları gaz odalarında tasfiye etmek için ‘Ari ırkın saflığı’ üzerinden terör estirmişti. Josef Stalin, devleti ama aslında kendi iktidarını korumak adına milyonlarca kişiyi öldürmüştü. En ilginç katliam ise Kamboçya’da yaşanmıştı. Kızıl Kmerler devrimci şiddet gerekçesi ile şehirleri boşaltıp insanları kırsal kesimlere göç etmeye zorlayarak yaklaşık 3 milyon insanı öldürmüşlerdi. İran’da, seksenli yıllarda korkunç Sadık Halhali, İran şehirlerini dolaşarak olası mhalifleri idam ettirmişti. Öyle ki sonunda kendisine “Devrimin Kasabı” lakabı verildi. Saddam Hüseyin yönetimi altındaki Irak’ta, Kürtleri hedef alan Halepçe Katliamı dışında devlet terörü biçimleri ile ilgili hikâyeler hala anlatılmaktadır.
Devletlerin dünyanın gözü önünde gerçekleştirdikleri sistematik terörizmin karanlık tarihi ile ilgili liste bu şekilde uzayıp gitmektedir. Dolayısıyla, bu terim bir yerde rakiplerini ve düşmanlarını tasfiye etmek, bu kişiler özgürlüğü ve kölelikten kurtulmayı talep ediyor olsa bile kendilerine zarar vermek isteyenler için değerli bir hediye gibidir. Bu bağlamda; ulusal proje dışında, İran projesine eklemlenmiş olan Lübnanlı Hizbullah örgütünün terörle mücadele propagandasını, Tahran’daki efendisi adına Suriye’den Irak ve Yemen’e Arap sahasının farklı bölgelerindeki müdahalelerine gerekçe olarak kullandığını görebiliriz.
Bunun yanında Refik Hariri suikasti, ondan önce ve sonra başkalarını hedef alan suikastler gibi Lübnan arenasındaki siyasi tasfiyeleri –ki bunlar mükemmel terör eylemleridir- karşı da bunu bir bahane olarak kullanmıştır. Aynı şekilde Suriye rejimi de müttefiklerinin yardımı ile kadın, çocuk savunmasız Suriyeli vatandaşlarına karşı gerçekleştirdiği alçakça katliamları, şehir ve köylerini baykuşların mesken tuttuğu harabelere çevirmesini, bedenlerini ortadan kaldırmasını ve ailelerini dünyanın farklı bölgelerinde vatansız bırakmasını pazarlamak için terörle mücadele teriminden faydalanmaktadır.
Devletler çıkarları için kimi zaman uluslararası olarak yasaklanmış silahları kullanmaktan çekinmemişlerdir. Bu nedenle terörizm, otoriter devletler ve grupları düzenleyen ilişkilerdeki dengesizliğin sonuçlarından beslenir. Aynı şekilde devleti ele geçirmiş ya da baştan aşağı silahlı otoriter partiler, toplum içerisinde karşıtlıklara neden olup terörü (örneğin suikastleri) herhangi bir muhalif sesi kesmek için kullanmaktadır. Bu da tam anlamıyla “kendisi ile batılın amaçlandığı bir hak”tır. DAEŞ, Hizbullah, Haşdi Şabi, Husiler, Suriye rejimi ve bütün benzerlerinin teorik ve pratik yapısı aynı olgunun yüzleridir.
Diktatörlük, baskı, Sünni ve Şii olsun mezhepçi kimliğin siyasallaştırılması, çoğunluk\ azınlık kavramının siyasi bir kavram olmaktan çıkarılıp kültürel\mezhepçi bir kavrama dönüştürülmesidir. Bugün tanık olduklarımız, yönetici sınıfın modern ve çağdaş bir birlik çerçevesinde farklılıkları ile herkesi kucaklayabilecek vatandaşlığa dayalı bir devlet inşa etmedeki başarısızlıklarından başka bir şey değildir. Nitekim Sudan, bunun en net örneği olabilir. Sudanlı “Kurtuluş” Cephesi uzun bir süre toplumsal ve bölgesel çoğulculuğu reddetti, zor kullanarak ve ifade özgürlüklerini ellerinden alarak herkesi asimile edip şüpheli kategorisine dâhil etmek istedi. Ancak başarısız oldu, Sudan güney ve kuzey diye bölündü . Ardından da kuzeyde iç savaşlar çıktı. Ama sonunda uzun zamandır olması gereken oldu ve çoğulculuk kabul edildi. Sudan şimdi sıfırdan yeni bir başlangıç yapabilir.
Falih Abdulcebbar’ın “ örgüt devleti” ile “devlet örgütü” adını verdiği şeyler arasındaki fark çok incedir. Birincisi; dışlayıcı ve elbette despot, ikincisi ise kapsayıcı ve kucaklayıcıdır. Kuşkusuz Arap halkları arasında, toplumun bütün kesimlerini adil ve eşit bir şekilde kapsayan toplumsal bir sözleşmeye dayanan modern ulusal devlete yönelik bir özlem vardır. Bu özlem giderilmediği için de örgüt devletleri, barışçıl ve sosyal dokuyu kapsayıcı ulusal dönüşüme yönelik her çağrıyı, halkların terör terimi ve farklı biçimlerinden duyduğu korkudan faydalanarak terör olarak lanse etme yoluna gitmişlerdir. Dolayısıyla siyasi ve ahlaki olarak devlet ile silahlı milislerin terörünü açık bir şekilde kınamak, gri bölgeden çıkararak gerçekten terör olarak görüleceği ve hak ettiği karanlık bölgeye dâhil etmek çok önemlidir.
Son olarak; insanlara karşı aşırı şiddet kullanmak ya da onları bununla tehdit etmek karşı şiddet için mantıklı bir fırsat sunar.
TT
Kendisi ile batıl amaçlanan hak
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة