Abdurrahman Raşid
Suudi Arabistan’lı gazeteci. Şarku’l Avsat’ın eski genel yayın yönetmeni
TT

​Irak ile ilgili endişeler

Lübnan, Suriye ve Yemen arasındaki ortak payda nedir? Cevap olarak İran müdahalesi ve ardından oluşan kaos ortamı denebilir. İran’ın Hizbullah’ı kurmasıyla birlikte Lübnan’da siyasi boşluk ve iç savaş meydana geldi. Suriye'de ise rejim dağılırken İran rejime destek verdi ve şimdi iktidarda bir ortak haline geldi. Aynı şekilde Yemen’de Ali Abdullah Salih rejimi devrilirken İran, Husileri vasıtasıyla devleti ele geçirdi. İran bu adımıyla, önce geçiş hükümeti ardından da seçimlerin yapılması şeklindeki düzenlemelere ilişkin uluslararası anlayışlara meydan okumuş oldu.
Şimdi benzer bir durum, Irak'ta olabilir. Son günlerde yapılan protestolar kaosa yol açıyor. İran kuvvetleri sınırda toplanıyor ve Bağdat'ı herhangi bir bahaneyle işgal etmeleri pek uzak bir ihtimal değil. Adil Abdülmehdi’nin, İran’ın talebini reddetmesi veya istifa etmesi durumunda, Irak parlamentosunda oyların çoğunu oluşturan İran destekçileri ve İran’dan çekinen vekiller devreye sokulabilir. Ancak İran böyle bir adımı atmaya cesaret edebilecek mi?
Tahran, hiçbir iç ya da dış kuvvetin kendisine meydan okuyamayacağını bilecek kadar bölgesel deneyime sahip. Irak’ı stratejik olarak önemli bir ülke olarak gören ABD’nin, Irak’taki askeri varlığı sınırlı ve ABD savaş için pek istekli değil. İran’ın hedefi; Irak’ı, Washington’u ve bölgeyi baskı altına alarak ABD tarafından kendisine yönelik uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılması için bir araç olarak kullanmak.
İran’ın Irak’taki arzuları eskiye dayanıyor. İran, Irak’ı coğrafi ve dini anlamda bir uzantısı olarak kabul ediyor ve Suriye, Lübnan ve Yemen’den daha büyük bir ganimet olarak görüyor. Korkacak bir şey yok, uluslararası tepkinin tahmin edilebilmesi kolay, İran zaten birkaç kez bunu test etti. Avrupa ülkeleri, İran istihbaratının komploları ve terör operasyonlarını organize etmesi karşısında hiçbir şey yapmadı. Almanya İran’ı savunmaya devam ediyor, Fransa ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımların kaldırılması için arabuluculuk yapıyor. Öte yandan İngiltere’nin, mahkeme kararı olduğu iddiasıyla Tahran’a 1,5 milyar dolar verdiği ortaya çıktı. ABD Başkanı Donald Trump, İran'la yaşanacak çatışma nedeniyle bir yıl sonraki seçimleri kazanma şansını azaltmak istemiyor. Ruslar ise değneği ortadan tutma politikası izliyor. İçerisinde Mısır, Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın da yer aldığı neredeyse tüm bölgesel güçler olası bir çatışmadan kaçınıyor.
Elbette, İran'ın saldırgan davranışı, sürekli tansiyonu düşürmesi yönünde çağrıda bulunan Avrupa ülkelerinde bile zamanla uluslararası bir sorun haline gelecektir, ancak Irak için zamanın çoktan geldiğinden endişe duyuyoruz. İran, Irak’taki siyasi sistemin ABD tarafından kurulduğunu bahane ederek mevcut rejimi yıkmak ve yerine, İran dini liderine bağlı radikal dinci bir rejim inşa etmek istiyor.
Irak’ın güvenliği bölgenin güvenliği için önemli, Irak’ın üzerinde egemenlik kurma projesi üzerinde son on yıldır çalışan İran hariç, hiçbir komşu ülke Irak’ın yıkılmasını istemiyor. Maalesef, tüm sorunun kaynağı İran değil, Irak devlet kurumlarının performansının, on yıllardır bu iyileşme bekleyen Irak halkının istediği seviyede olmaması da bir başka sorun. Amerikalıların demokratik kurumların kurulması ve özgürlük kavramlarının tohumlarının ekilmesi yönündeki hamleleri, Iraklılara asgari düzeyde dahi yaşam koşulları ve istikrar sağlamadı. Üstüne üstlük, din adamları ve aşiretler bu kavramları kullanarak nüfuzlarını genişlettiler ve ülkede yolsuzluğu daha da yaygın hale getirdiler.
Bugün Irak zor bir sınavla karşı karşıya, çünkü hükümete karşı yapılan gösteriler Iraklıların istediği gibi işlerin düzelmesini sağlamayacağı gibi devletin istikrarını tehdit edecek ve hükümeti devirmek için pusuda bekleyen güçlere fırsat verecek.