Sen yalnızca Suriyelisin. Ucuz kanın tek bir kurşun parası bile etmez!
Katil, mülteciyi, eşi ve 3 çocuğu ile birlikte ansızın ve yalnızca basit parasal bir sorun nedeniyle canice öldürmeden önce kanlı iç savaş ve yoksulluktan ailesi ile birlikte kaçıp ona sığınan kurbana tam olarak böyle dedi!
Katil Iraklı bir Kürt, kurban ise Suriyeli bir Kürt'tü...
Suriyelinin canı (Arap, Kürt ya da Süryani olsun) her yerde ucuz oldu.
Suriyelinin kanı gerçekten de öldürüldüğü silahın bedelinden bile daha ucuz bir hale geldi.
Savaştan kaçıp “Kürdistan cennetine” kaçan o Suriyeli Kürdü, ulusal kimliği bile kurtaramadı.
Oysa soydaşı olan katili de yakın tarihinde en az onunki kadar büyük acılara ve felaketlere maruz kalmıştı.
İkisi de kaderlerini etkileyecek en güçlü siyasi fırtınalar ortasında her an batmaya hazır küçük sandalın içindeydiler.
Kurban olan Suriyelinin DEAŞ vahşeti ile mücadelede katilinin toprağı ve ailesi uğruna gazi olması, kardeşinin ise şehit olması bile kurbanı ölümden kurtaramadı.
Katil, kurbanın daha önce kendisinin de yaşadığı acılarını, yarın kendilerini bekleyen muhtemel kaderi, kurbanın kardeşinin toprağını bırakıp kaçmak zorunda kalmaması için canını feda etmesini bile umursamadı.
Burada sorulması gereken soru şu: Kurbanını aralarındaki ortak ulusal kimlikten soyutlayıp sen Suriyelisin dediği ve bunu onu öldürmek için yeterli bir gerekçe olarak gördüğü o anda, katile Kürt kimliğini unutturup geçici Iraklı kimliğini hatırlatan şey neydi?
Oysa normal durumlarda kendisine Iraklı olduğunu hatırlattığınızda bir öfke ve isyan ile karşılabilirsiniz. Bunu ulusal kimliğini küçümseme ve önemsememe olarak görebilir.
Sen Suriyelisin, bu Suriyeli, şu Suriyeli, bunlar Suriyeli...
Bunlar taksi şoföründen, güvenlik görevlilerine ve üst düzey siyasi yetkililere kadar buradaki mülteci Suriyeli Kürtleri her yerden kuşatan ifadeler.
Genellikle de hor görme ve küçümseme ile doludur bu ifadeler.
Üstten bakan bir ses tonu ile söylenirler.
Doğrusu Suriyeli Kürtler, devletlerinin Arap milliyetçilerin egemen olduğu yarım yüzyıldan fazla tarihi boyunca, Irak Kürdistanı'nda sıradan vatandaşlar ya da yetkililerden 1 yıl içinde duydukları kadar Suriyeli olduklarını duymamışlardır.
Bir gün bile kendilerini Kürt olmaktan başka bir şey görmezken ve ulusal hayallerinin coğrafyasında da böyle olacaklarına inanırken, burada ve özellikle de Irak Kürdistanı'nda Suriyeli olduklarını keşfettiler...
Kendilerini ulusalcı romantizmlerinden zorla ve kaba bir şekilde uyandıran Kürdistanlı soydaşlarının eliyle Suriyeli olduklarının ayrımına vardılar.
Aslında Suriye’de bir Kürt, şüpheli bir Kürtten ibaretti. Kürt olduğunu açıklama hakkına sahip değildi. Arap milliyetçisi Baas rejiminin güvenine layık değildi. Suriyeliliği hep sorgulanırdı.
Suriye'de kabul edilmeyen Kürtlüğü ile her zaman topraklarında mahsur kalmıştı. Böyle olduğu için de bir gün bile kendisini Suriyeli olarak göremedi.
Hiçbir zaman şüpheli görülmeye ve dışlanmaya mahkum olmuş, Kürtlüğünü açıklama hakkına sahip olmayan bir Kürt olduğunu unutmadı.
Nitekim rejim de kendisine yalnızca bir Kürt ve genel olarak Suriyelilerden daha az değerli bir varlık olarak davranıyordu. Ancak bugün Kürdistan’da da o Suriye vatandaşlığından eline baskı ve dışlanmaktan başka bir şey geçmeyen bir Suriyeliden ibaret.
Burada da her zaman öyle olduğunu düşündüğü Kürt kimliği ile tanınmıyor. Bu bağlamda iki taraf arasında ulusal bilinç konusunda derin bir bölünme varmış gibi görünüyor. Diğer bir deyişle ikisinin arasında ortak bir kimlik bilinci yok gibi görünüyor.
Suriye’de despot Baas yönetiminin Kürtleri, ulusal kimliklerini özgürce ve insanca yaşamaktan mahrum bırakması, onlar için kolektif kimliklerini kanıtlama meselesini varoluşsal bir meydan okumaya dönüştürdü.
Kürtçe bir isme sahip olmam ırkçı Arap millyetçiliği ideolojisi ile dolu akademik alandaki iş ortamında çoğu zaman kişisel olarak benim için bu meydan okumayı daha sert bir hale getiriyordu.
Bu yüzden çoğu zaman kendimi kuşatılmış hissederdim. Bana “Kürtlerin Jirinovskiy’si” lakabını veren meslektaşlarım tarafından dışlandığıma dair derin bir duyguya kapılırdım. Bu kişilerin kültürlerine karşı ulusal kimliğimi ispatlamam, her yerde ve her zaman onu kanıtlamam gerekiyordu. Bilimsel yeteneğim ve liyakatım, üstünlüğüm sayesinde üniversitenin (akademik) eğitim ekibine atanan (Baas Partisi üyesi olmayan) ilk Kürtlerdendim. Sahip olduğum bu tek ayrıcalığımı korumam gerekiyordu. Siyasi kimliğim ve aidiyetim nedeniyle şüphe altında olduğum için her an görevimden alınma ve azledilme tehdidi altındaydım.
Baas devletinde Kürtler, daha doğar doğmaz şüpheliydi. Bilimsel yargı ve görüşleri bile şüpheyle karşılanmalı ve sorgulanmalıydı.
Doğrusu Kürdistan’daki akademik hayatım boyunca çoğu zaman diğer Kürdistanlı meslektaşlarıma “Kürt” olarak değil sınırın öbür tarafından gelmiş “o Suriyeli” olarak tanıtıldım.
Kürt ulusunun ve özelde Irak Kürdistan’ının kaderini tayin etme hakkına sahip olduğunu kanıtlamak ve Kürt kimliğimi savunmak için yaptığım akademik faaliyetlere, medyadaki tutumlarıma rağmen hep böyle tanındım.
Bu zorluk ve acılar devam etti. 2004 yılındaki kanlı Kürt Baharında Suriyeli Arap akademisyen arkadaşlarımın benden uzaklaşmalarına, yüz çevirmelerine, öfkelerine maruz kaldım.
Beni her türlü suçlamalar ile suçladılar. Entelektüellerin, yönetimin zihinlerinde Kürtler ile ilgili yaratmış olduğu çarpık algıdan dolayı bu protestolar ile ilgili yaptıkları sert eleştirilere ve ayıplayan tepkilerine katlanmam gerekti. Bu kişilerin rejimin Kürt protestocuları öldürdüğü, sivillere karşı gerçek kurşun kullandığı, yalnızca kimliklerine bakarak insanları tutukladığı gerçeğini kabul etmeleri mümkün değildi. Radikalizm yanlısı ve akılsızca slogan ve simgeleri kullananların onların yandaşları ve muhbirleri olduğuna, kamu binalarını yakan ve sivil kurumlara zarar verenlerin aslında bu kişiler olduğuna, sivil Kürtlerin özel mal ve mülklerini yağmalamak için rejimin kendi ayaktakımı ve serserilerini kullandığına, onları silahlandırdığına ve kışkırttığına inanmaları mümkün değildi.
Diyalog ve yazılar aracılığıyla mücadele etmekten başka seçeneğimiz yoktu. Aksi takdirde teslim olmamız ve fırsatçılar ile korkaklar arasında yerimizi almamız gerekiyordu.
Sonunda Kürdistan’a gelip üniversitelerinde çalışmam için resmi davetler ile bazı arkadaşlarımdan gelen resmi olmayan davetler aldım. Bu davetler benim için oldukça cesaret verici ve büyük bir sevinç kaynağıydı.
Kürdistan üniversitelerinde çalışma hayalimden doğan bu coşku ve mutluluk anında birden aklıma şu soru geldi: Özgür Kürdistan topraklarında yazacağım ilk yazının konusu ne olmalı?
O zaman aklıma ilk olarak “Artık Kürt değilim” başlıklı bir yazı yazmam gerektiği geldi. Çünkü o zamanlar Kürdistan’da Kürtlüğümü olması gerektiği gibi insani yönüyle yaşayacağımı düşünüyordum.
Kürtlüğüm artık baskı ve inkar politikalarına karşı bir meydan okuma olmaktan çıkacaktı.
Bütün insanlar nasıl bunu herkese açıklamadan nefes alıp veriyorsa, ben de Kürtlüğümü derin derin nefes alır gibi yaşayacaktım.
Herkesin içinde özellikle Kürt olduğumu açıklamam ve kimliğimi ön plana çıkarmam gerekmeyecekti.
Ancak Kürdistan topraklarında, bir kez daha karşı karşıya geldiğim mantık ve tarih ile daha ilk yüzleşmemde yine ulusal Kürt kimliğimi kanıtlamam ve kendimi onun korumasına sığınmam gerekti.
Burada karşılaştığım kıdemli yetkili Irak yasalarını ve Irak vatandaşı olmamamı gerekçe göstererek bana akademisyen olarak üniversitede çalışma izni vermeyi reddetti.
Akademik diplomam, başarılarım, bilimsel alandaki uzun deneyimim hatta ulusal kimliğim bile bu konuda bana yardımcı olamadı.
O zaman acı ve düşkırıklığı içinde Saddam Hüseyin dönemine ait olan ama hala yürürlükte olan ve uygulanan Irak yasalarını hatırlattım. Bu yasalar, herhangi bir Arap ülkesi vatandaşına Irak resmi dairelerinde çalışma izni ve Iraklılar ile aynı muamaleyi görme hakkı tanıyordu.
Ona bunu hatırlattım ve am olarak şöyle dedim: “Madem Kürt olmam yeterli değil ve bana burada yaşama ve çalışma hakkı vermiyor. Belki de Arapçılık bana bu konuda yardımcı olabilir. Ben bir Arap ülkesi vatandaşıyım. Belgelerimde yazdığı gibi Suriyeli bir Arabım. Suriyeli zalim ve despot Baas rejimi bile ulusal kimliğimi senden daha çok takdir ediyordu. Çünkü bana yaptığı baskılar Kürt olduğumun bir kanıtıydı. Senin Kürtlüğün ise (Kürdistanîliğin) beni Kürt olarak değil, Suriyeli bir Arap olarak görüyor”.
"Özgür Kürdistan" topraklarında geçirdiğim ve Kürdistan üniversitelerinin çoğunda yapılmış akademik çalışmalar ile dolu 10 yıldan fazla bir süre, medyada ve bilimsel alanda yapılan yüzlerce tartışmadan sonra halen Kürdistan’da ikamet iznini yenilemem için yarı eğitimli güvenlik memuru karşısında ulusal ve insani kimliğimi kanıtlamam gerekiyor.
Hala o dışlanmış Kürdüm ve galiba hayatım boyunca da öyle kalacağım. Öldürülen o Suriyeli Kürdün, 3 çocuğunun, kafatası kırılan zavallı karısının: “Biz kimiz?” “Ulusal ve insanlık onurunu hak ediyor muyuz?” ve “Özgür Kürtler olmayı hak ediyor muyuz?” soruları yanıtlanana kadar ağızları şaşkınlıktan açık kalmayı sürdürecek gibi görünüyor.
TT
Suriyeli Kürtler ve aidiyet labirenti
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة