Sahip olunan gücün ve oyuna dâhil olan diğer aktörlerin, güçlerin büyüklüğünün yanlış hesaplanması çoğunlukla ve belki de her zaman kendi kendini mağlup etmenin başlıca nedeni olmuştur. Biz burada, her an başarısızlık nedeniyle görevinden ayrılabilecek bir liderden değil, yıkılabilecek ve belki yeniden inşası uzun sürebilecek bir ülkeden bahsediyoruz.
Önümüzde çeşitli farklılıklarının yanı sıra tek bir ortak noktaları olan iki model var. Ancak bu ortak nokta sadece korkunç sonuçlara yol açmıyor, aynı zamanda ülke yıkılmazsa bile gelişme hızı düşüyor ve geriletiyor. Bunlardan biri Kuveyt’i işgal ederek İran'a karşı kazandığı büyük zaferi boşa harcayan Saddam Hüseyin’in ete kemiğe büründürdüğü Irak modelidir. Oysa bu Irak modeli, bölgesel ve uluslararası tepkilere kulak asmadan tek taraflı bir adım atarak tüm dünyayı karşısına almıştı.
Saddam gitti ve geriye durumun detaylarını anlatmamızı gerektirmeyen bir Irak bıraktı. Saddam’ın Kuveyt’te yaptıklarının en belirgin sonucu, sadece Orta Doğu'daki en önemli ülkelerden biri olan Irak’ın yıkımı değil, bütün bir ulusun stratejik gücünün temelinin sarsılması oldu.
Tüm dünya, Irak ile Türkiye ve Saddam ile Erdoğan arasındaki büyük öznel ve nesnel farklılıklarla birlikte ortak bir hatanın var olduğunu gördü. O hata da, sahip olunan gücü olduğundan büyük görmek ve Türkiye'nin merkezde olduğu mevcut oyunda yer alan diğer aktörlerin güçlerinin büyüklüğünü yanlış tahmin etmekti.
Türkiye'nin Suriye'deki gelişmelere yönelik ilgisinin nedenleri, anlaşılır, mantıklı ve onlara karşı sempati duyulabilecek nedenlerdir. Ancak bununla birlikte hesaplama ve ceza, mantıklı ve adaletli amaçlara göre değil, bunların nasıl yerine getirildiğine dayanır. Adaletli ve mantıklı amaçların düşmanı, siyasi performanstaki dikkatsizliktir. Genellikle sınırlı olarak başlayan bir takım durumlar, savaşı tetikler ve doğrudan etkileri onlarca yıl sürer.
Peki, Erdoğan'ın Suriye topraklarına girme kararındaki basit hesap hatası neydi? Bu hesap, yalnızca rakiplerine beklenmeyen avantajlar sağlamakla kalmadı, Türkiye'ye çok yönlü felaketler de getirdi. Bununla birlikte kazanılan savaşlar bile bu tür felaketlere yol açabilir. Erdoğan, en az kayıpla hedeflere ulaşmak yerine, kayıpları ikiye katlayan ve hedeflere ulaştırmayan bir hesap yaptı. Her ne gerekçe sunarsa sunsun, bu zararın büyüklüğünü örtemeyecektir.
Körfez’den okyanusa kadar tüm Arap ülkeleri hem Müslüman hem de NATO üyesi olan Türkiye’yi ve Osmanlı İmparatorluğu'nu kardeş değilse bile kuzen olarak gördüler. Türkiye'nin tüm alanlarda kaydettiği ilerlemelerden mutlu oldular. Hatta bir Arap ülkesindeki insanlara ‘Ümmetin lideri Saddam mı yoksa Erdoğan mı?’ diye sorulduğunda Erdoğan’ın adının öne çıkacağına dair efsaneler dolaşırdı. Ta ki bir Arap ülkesinin topraklarını girene kadar. Bu durum, Arapların anılarından kazıyarak çıkardıkları İskenderun Sancağı hikâyesini onlara yeniden hatırlattı.
Dev Türk ordusunun Suriye topraklarının bir bölümünü elde etmesini emretmek en kolayıydı. Bu NATO ordusunun, başka bir ülkeye ve insanlara ait şehirlerde işgal gücü olarak başarılı olması da çok kolay. Ancak zor hatta imkânsız olan, bu eylemin karar vericisinin bu karardan kaynaklanacak etkileri ve bunun sonucunda ortaya çıkan savaşı durdurmayı başarmasıdır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisine atılan birçok can simidinin olduğunu ve bunları geri çevirirse patlamaya hazır bombaların bulunduğunu kabul edip, dikkatsizce ve acele alınan karardan vazgeçerek akıllıca davranamaz mı? Bununla birlikte özellikle başkalarının başına gelenleri örnek alıp farklı bir rol model olamaz mı?
TT
Erdoğan farklı bir rol model olamaz mı?
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة