Lübnan ve Irak halk hareketlerinin ne zaman ve ne biçimde sona ereceğini hiç kimse bilmiyor. Her ikisi de şu anda değişken bir dönüşüm geçiriyorlar. Hiç kimse bu iki büyük hareketin gemilerinin hangi siyasi limanda demirleyeceğini kesin olarak söyleyemez. Ama kesin olan, bu hareketi diri diri gömmeye hazır organize ve silahlı güçlerin var olduğudur. Yine bu halk hareketlerinin, nitelik ve nicelik açısından yeni olduğu, her iki ülkede siyasi sahneyi takip edenlerin gerçekleşeceğini tahmin ettikleri kesindir.
Bilindiği gibi bu halk hereketlerinde, iç savaş tüneline giren Libya ve Suriye örneklerinin tekrarı dahil bütün olasılıklar mevcuttur. Bu gerçekleştiğinde ittifaklar (parti ve mezhep liderleri), halk hareketlerini aşar ve var olanı yeniden üretirler. Ancak her şeyden önemlisi şimdi savaşın cephelerinin ve taraflarının açıkça belli olmasıdır. Bir tarafta, vatanlarını savunan, kendiliğinden hareket eden, mezphepçiliği aşan, genel olarak vatandaşlık değerini yükselten sivil, modern ve adil bir devlet talep eden çoğunluk vardır. Diğer tarafta ise mevcut yönetimi savunan, Lübnan ve Irak’ın şimdi olduğu gibi İran’ın kontrolü altında kalmasını isteyen, hatta “para ve iktidar bizim, yoksulluk ve mezhepçilik halkındır” temelinde, mümkünse İran’a bağımlılığı artırmayı arzu eden (mezhepçi) azınlık vardır. Düzensiz ve kendiliğinden hareket eden çoğunluk ile tam anlamıyla iktidarı elinde tutan azınlığın şiddetli bir biçimde çatıştığı savaş alanı budur. Savaşın birkaç hafta ya da ay içinde çözülebileceğini ve savaşın kolay olduğunu söylemek ise aptallıktır. Aksine bu savaş uzayabilir çünkü azınlık tarafın iç çıkarları büyük ve çoktur.
Ancak her iki ülkede de halk hareketinin ilk ortaya çıkardığı şey İran stratejisinin içinde bulunduğu şizofrenik durumdur. İran başlangıçta alenen devrimini ihraç ederken daha sonra ‘yıkım’ ihraç etmeye başladı. Bu şizofreni hali, İran yönetiminin gerçek yüzünün gittikçe daha çok ortaya çıkmasına neden oldu. İran, her ikisinin de kendisine bağlı kalmasını sağlayarak Lübnan ve Irak’ta son sözü söyleme gücünü korumak istiyor. Zira projesi kendi evinde yıkıldı. Geride hem yoksulluğu hem de baskıyı miras bıraktı. İran, Lübnan ve Irak üzerindeki kontrolünü koruyarak iki açık hedefi gerçekleştirmek istiyor. Birincisi; nüfuzu altında olduğunu düşündüğü (Irak, Lübnan ve Yemen) alanlarda uluslararası güçlerle pazarlık yapmak. İkincisi; bu ülkelerde özgür, bütün vatandaşların eşit olduğu modern ve adil bir ulusal devlet inşasını engellemek.
Lübnan’da İran projesinin bayrağını Hizbullah, Irak’ta ise bir grup sarıklı ile siyasi dervişler taşıyor. Her iki yerde de anlayışı kıt, yönlendirilebilir ve farkındalıktan yoksun bir ‘haydutlar gücü’ tarafından destekleniyor. Lübnan ve Irak’ta bütün siyasi azınlık gruplarının Şii Arapları temsil etmediğini söylemenin vakti geldi. Lübnan’daki Şii Arap toplumundan yazarlar, şairler, tiyatrocular, gazeteciler, akademisyenler, romancılar, öğretmenler ve devlet adamları çıktı. Hepsi de modernistti ve eskiden olduğu gibi hala Arap kültürünü etkiliyorlar. Diğer topluluklarla birlikte vatanın inşasına katkıda bulunuyorlar.
Irak’taki Şii Arap toplumundan da Arap kültürüne ve entelektüel dünyasına katkıda bulunmuş ve bulunmaya devam eden çok sayıda kadın ve erkek çıktı. Bunlardan oluşan isim listesi oldukça uzun. Bu isimlerin çoğu halen mezhepçiliğe, ülkelerinin dış güçler tarafından ilhak edilmesine veya onlara bağlı olmaya direniyorlar. Vatanseverlikle gerçekleri gizleme ve korkutma kampanyalarına karşı nöbet tutuyorlar. Bağımsız ve herkes için adil bir vatanın hayalini kuruyorlar. Geniş halk kesimlerinin çıkarlarına dayanan bir hukukun ve şeffaflığın egemen olduğu bir ülke istiyorlar. Şiileri tasfiye etmeyi amaçlayan politikalar, vatan hainliği suçlamaları, ‘İngilizlerin Şiileri’ şeklinde aşağılamalar bir yana dış ülkelere bağımlı olmanın suç sayıldığı bir ülke arzu ediyorlar.
Geçmiş medeniyetlerde ve pek çok tarihi dönemde Şiiler ile Sünniler arasında bölünme yoktu. Bilakis aralarında uzlaşı ve barış vardı. Bugün küresel insani ve siyasi durumun da ihtiyacı olan şey, çoğulcu toplumlarda insanların, vatandaşlığı bütün diğer aidiyetlerden üstün tutan modern bir anayasanın çatısı altında yaşamasıdır. Dinlerimizi ve mezheplerimizi bir seçmedik onlarla doğduk. Sünni toplumda olduğu gibi Lübnan, Yemen ve Irak’ta hatta İran’da mezhepçi fanatikliğin yayılmasının temel nedeni, İran’da 1978 yılında başlayan siyasi değişimlerdir. Bu değişimler, kendisini küresel ölçekte bir devrim başlatmaya yükümlü gören teokratik bir yönetim ortaya çıkardılar. Ancak her iki tarafta da (Sünniler ve Şiiler) mezhepçliğin yükselmesinin gerçek nedeni hem Arapların hem de İranlıların modernleşme mücadelesinden sapmalarıdır. Bu sapmanın gerçekleşmesi için büyük çabalar harcandı. Bu çabalar ihanet suçlamaları ile başlamakta ama terörle sona ermemekteydi. Bu yüzden Lübnan’da halk hareketini finanse eden büyükelçilikler olduğu iddia edilirken, Irak’ta arkasında devletler olduğu iddia edildi. Terör örgütlerinin gerekçesi ise kafirlikti. Bütün taraflar, bu suçlamaları dile getirerek adeta Lübnan, Irak veya bütün Arap ülkelerinde sıradan vatandaşın zekasını alenen aşağılıyorlar.
Bu tezatlığın en açık örneği ise Hizbullah liderlerinin, renkli Lübnan devrimini işbirlikçi olmakla suçlamasıdır. Oysa aynı Hizbullah hem de herkesin önünde “İran İslam Cumhuriyeti gibi olan ve onun kontrolü altında bir Lübnan” projesine bağlı olduğunu yineleyip duruyor. Sömürgecilere karşı on yıllarca süren Arap direnişine, milyonlarca Arabın özgürlük ve bağımsızlık sunağında hayatını feda etmesine – bunun için Lübnan’daki Şehitler Meydanı’nın adını anmak yeterlidir- karşın alenen başka bir devlete bağlı olmak istediğini söylüyor. Lübnanlılar bunu unutsalar da sadece birkaç yıl önce 2005’te otoriter bir rejim tarafından yönetilen komşularının, ülkelerinin ulusal zenginliklerini tekeline almasına karşı ayaklandıklarını unutmayacaklardır. Bu ayaklanmadan sonr Esed rejimi ülkeden çekilmek zorunda kalmıştı.
Hal böyleyken Lübnanlıların siyasi midesi ‘ilhak söylemini’, buna karşı çıkanları silah ile tehdit etmek dışında nasıl hazmedebilir? Irak’ta sivil devlet taleplerinin önü hep mezhepçi fanatiklikler uyandırılarak kesildi. Irak, Baas rejimi döneminde kör bir diktatörlük, çarpık bir Arap milliyetçiliği ve sözde sağgörülü bir yönetim altında yoksulluğun acısını çekti. Bu rejimin devrilmesinden sonra bu kez ülkeye, dar görüşlü, liderleri ülkelerini değil kendi çıkarlarını düşünen, ulusal bir proje hatta modern bir idare inşa edemeyen, dizginleri İran’ın temsilcilerine ve destekçilerine bırakan siyasi partiler egemen oldu.
Irak, yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş gibiydi. Bugün Irak halkı, ne geçmişte yakalanmış olduğu yağmuru istiyor ne de şimdi tutulmuş olduğu doluya katlanabiliyor. Sıradan Iraklıların aklının ve kalbinin ne istediğini açıkça görmek için gözlemcilerin Irak sokaklarında atılan sloganları dinlemesi yeterlidir. Irak vatandaşları mezhepçiliği ve kota sistemini reddediyor hatta onlarla alay ediyorlar. Modern ve sivil bir devlet umut ediyorlar. Mezhepçi sloganlardan bıktılar ve bunun ülkelerine verdiği kötülükleri ve zararları keşfettiler.
Lübnan ve Irak’ta mezhepçi yönetimin yıkılması yakın. Ancak Şii Araplar, bağımsız ve egemen bir ülkede uluslarının ve halklarının yanında yer almayı sürdürecekler. Mezhepçilik ile birlikte kendi parlak devlet bayrağını kirli ve renkli bayraklarla değiştiren ve mezhepçilik ile yöneten ve yönetilen rejimlerin oynadığı oyunlar da sona erdi.
Sözün özü; Lübnan ve Irak halk hareketlerinde atılan sloganları incelemek ilginç ve etkili sonuçlar ortaya çıkarabilir. Zira bu halk hareketleri sırasında bütün sözde kutsallar ve şahsiyetler alaya alındı. İnsanların ne kadar yüksek bir farkındalığa sahip oldukları ortaya çıktı. “Yolsuzlar kertenkele gibidirler. Ayakkabınla onları ezmek istersin ama imamın posteri arkasına gizlenirler.” Bu ve bunun gibi birçok slogan özel olarak düzenlenen seminerlerde incelenmeyi hak eden referanslardır.
TT
Mezhepçilik sivil devletin kazanımlarından sapmadır
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة