Birçokları, İran rejiminin Arap ulusal dokusunu ihlalinin ‘simgesi’nin Lübnan olduğuna, bunu Hizbullah, sloganlar ve yoksulluğun istismarından oluşan bir karışım aracılığıyla gerçekleştirdiğine ve Lübnan’ın karar mekanizmalarını ele geçirdiğine inanıyor ki, bu düşünce çizgisi gözden geçirilmeli. Bu ‘simge’ birkaç hafta önce başlayan Lübnan halk hareketine kadar başarılıydı. Ancak şimdi Lübnanlı politikacılar özellikle de Sünni liderlik, Lübnan sahasındaki gelişmelerin derinliğini anlamakta ve yenilikleri okuyup buna göre hareket etmekte başarılı olursa, söz konusu ‘simge’ye engel olabilir. Ama bu liderlik, bunu anlamak ya da çıkarcı gerekçeler ile doğru hareket ederek başarılı olmak istemezse veya tehditlere boyun eğerse ‘ihlal hareketinin başarısını sürdürmesi’ olasılığı mevcut.
Bugün İran genişlemeciliğinin en zayıf halkası Lübnan’da. Hizbullah’ın Avn-Basil ile ittifakı zayıflamaya başladı. Çünkü bütün güçleri ile Hristiyan toplumu, bu ittifakın Lübnan’ın Tahran’a boyun eğmesine neden olacağı konusunda ikna olmuş durumda. Bu boyun eğişin, Lübnanlıların ekonomilerine ve yaşamlarına, Arap ülkeleri ve uluslararası toplum ile ilişkilerine yönelik taşıdığı tehlikelerin farkına varmış bulunuyor. Ancak yine de Hristiyanlar arasında bazı kesimler özellikle de Avncılar halen krizi, mümkün olan en az zarar ile atlatmayı umut ediyor ve buna güveniyorlar. Bu güven boşa çıkabilir.
Bu hassas aşamada Lübnan denklemindeki en önemli aktör, Sünni oluşum ve onun lideridir. Yani Saad Hariri ve etrafında yer alan ve ona sözünü dinleten küçük etkili gruptur. Meşruiyete sahip olan aslında bu Sünni liderliktir. Lübnan’da ‘meşru otorite’ son yıllarda ‘güç otoritesi’ni yani Hizbullah’ı gizlemek için kullanıldı. Bunun birçok kanıtı vardır. Nitekim halk hareketinin başlamasının ardından Hizbullah lideri, herkesi hükümetin istifa etmeyeceğine ve müttefikleri Avn-Basil’i her şeyin olduğu gibi kalacağına ikna etmek için bütün hitabet yeteneğini kullandı. Hatta bu ittifağa yakın medyada Lübnan halk hareketinin arkasında ABD ve Siyonistlerin olduğuna yönelik bazı imalarda bulunularak daha önce görülmemiş bir şekilde bütün halk ihanetle suçlandı.
Halk hareketi öncesi dönemde Hariri, farklı gerekçeler altında geçmişte babasının öldürülmesinin meşru ve vatansever bir eylem olduğunu söyleyen bir grup için siyasi bir örtü olmaya çalıştı ve bunu Lübnan için yaptğını deklare etti. Ama bugün durum değişti. Birkaç yıldır üzerini örttüğü bu grup artık uluslararası toplum tarafından takip ediliyor ve eskiden sahip olduğu mali finansmanını kaybetti. Bu grubun finansman kaynakları Tahran ve Irak hazinesiydi. Tahran şimdi geniş yaptırımlara maruz kalırken Irak hazinesinin kan kaybettiği kanıtlanmış durumda. Ayrıca Irak halkı da uyandı ve hazinesinin yağmalanmasını engellemek için ayaklandı. Hizbullah’ın siyasi, istihbarati ve mali faaliyetleri artık uluslararası toplum, kurumlar ve devletler tarafından takip ediliyor. Hizbullah’ın bazı destekçileri de onun yüzünden duvara toslamak üzere olduklarını anlamaya başladılar. Çünkü örgütün liderliğinin içeriden gelen eleştirilere bile kulakları kapalı.
Hizbullah, Beyrut’un güney banliyösünden Trablusşam’a Lübnan şehirlerinde insanların yaşadıkları sıkıntıları ve yaşamsal taleplerini anlamak istemiyor. Bugün bütün Lübnanlılar dile getirilmeyen ve onları ekonomik olarak zorlu, siyasi olarak çetrefilli bu duruma ulaştıran gerçek nedeni biliyorlar. Bunun, aralarında bir grubun silah taşıması ve üyelerini Tahran’daki dini liderin emri ile dünyanın herhangi bir yerine savaşmaya göndermeye hazır olması nedeniyle bu durumda olduklarının farkındalar. Beyrut’un yoksul ve muhtaç arka sokakları ekmek ve ilaca ihtiyacı olanlarla doluyken devleti esir alarak onlara yardımcı olmasını engellediği için bu duruma düştüklerini biliyorlar. Nitekim çekingen de olsa bu uyanışın işaretleri görülmeye başladı. Hatta bazıları coşkuya kapılarak kalabalıklar önünde Hizbullah’ın kendilerini temsil etmediğini deklare etseler de, bunun hayatlarına mal olabileceğini anladıklarında geri adım attılar. Ancak her ne kadar dile getirilmese de bu gerçek ortada ve gün geçtikçe kendisinden daha çok bahsediliyor.
Devlete paralel yapılar inşa eden, çoğu zaman ve çoğu yerde devlet ile alay eden Hizbullah, şimdi faaliyetlerini örten bu devletin varlığını sürdürmesini istiyor. Hariri ve arkadaşları bir zamanlar onun için hain iken şimdi korunması ve ilgilenilmesi gereken dostlar oldular. Bugün Hizbullah’ın gücünün kaynağı kendisi değil, Sünni liderliğin doğru kararı almakta tereddüt etmesidir. Hariri kampı bu tereddünü yenip doğru kararı almalı ve Hizbullah- Avn ittifakını, Lübnan sokaklarından ve uluslararası sahneden yükselen müzik ile karşı karşıya bırakmalıdır.
Meydanları dolduran Lübnanlıların çoğu sözde ‘direniş’ sloganının artık hiç kimseyi ikna edemediğini biliyorlar. İsrail-Lübnan ve İsrail-Suriye sınırlarının dünyada barışın en çok hakim olduğu sınırlar ve her şeyin medyada koparılan bir gürültü ve sokaklarda ABD bayrağını yakmaktan ibaret olduğunu biliyorlar. Lübnanlılar kurtuluş umutlarını gerçekleştirdiler. Lübnan halkı artık devlet içinde iki silahın olmasının o devletin bir değil iki devlet olduğu anlamına geldiğinin farkına vardılar. Hizbullah’ın dayattığı tabu, tepeden tırnağa eski ütopik düşünceler ile dolu ve kendi adamları dışında akıllı hiç kimseyi kendine inandıramaz bir hale geldi. Lübnan halkının geniş kesimlerinin umut ve özlemlerine karşı bir direnişe dönüştüğü için zaten sözde kalan ‘direniş’ gerekçesini de kaybetti.
Tarihi önemine karşın bu adım, politik etkinliği ya da başka şeyleri kaybetme korkusu ile atılmıyor. Oysa ancak bu adım atıldığında Lübnan, kendisine şantaj yapanların elinden kurtulmaya yaklaşabilir. Bunun aksi durumda yani her şeyin olduğu gibi devam etmesi ve meşru otoritenin, güç otoritesinin üzerini örtmeyi sürdürmesi halinde Lübnan halkının bütün umutları uçup gidecektir. En iyi strateji, meşru otoritenin sağladığı bu örtüyü çekmek ve bütün dünyaya bu örtünün altına saklanan güç otoritesini göstermektir. Bu, Lübnan halkına kurtuluşu getirecektir. Çünkü meşru bir liderliğin içine düşeceği en büyük hata, düşmanlarının onu çekmek istedikleri savaşa sürüklenmektir.
Hiçbir başbakan, üyelerini dünyanın dört bir yanına gönderen, iç ve dış bütün yatırımların kaçmasına neden olan, turizmi yok eden, üretimi aksatan silahlı bir örgütü kontrol edemez. Lübnan siyasetindeki karşılıklı çıkar ilişkisini modern, anayasaya uygun ve silahın sadece onun tekelinde olduğu devlet ilişkileri ile değiştirmenin zamanı geldi. Ancak bu şekilde Lübnan ekonomisi canlanabilir ve Lübnanlılar gurbet yerine kendi ülkelerinde doğup ölebilirler.
Sonuç olarak; bir Lübnanlı dostumuzun dediği gibi “silah korkutuyor, insanlar ise koruma ve güvenlik istiyorlar.” Hizbullah artık çözümün bir parçası değil, problemin kendisidir.
TT
Hizbullah problemin kendisidir
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة