Dr. Najat el-Saeed, el-İttihad gazetesindeki son yazısında son derece önemli bir meseleyi gündeme getirmesi çok iyi oldu. Bu mesele, solun ABD üniversitelerindeki egemenliği, ABD medyasının kendisine verdiği destek ve bunun sonucunda akademik çevrede kendisine muhalif tüm sesleri bastırması meselesiydi.
ABD üniversitelerindeki bu sol işgal kademeli olarak gerçekleşti. Bugün ise karşımızda, siyasi düşünce ve anlayışlar üretme dünyasını tekeline alan bir orkestra var.Bu orkestranın etki alanı üniversitelerle başlıyor, Washington Post ve New York Times’ın sayfalarına uzanarak CNN gibi televizyon kanallarındaki Prime Time saatlerinde zirveye ulaşıyor.
Örneğin Suudi Arabistanlı bir genç, ciddi bilimsel araştırmalar arenasında yeterince deneyimli olmamasına rağmen sadece muhalif olduğu için New York ve Boston üniversitelerinin düzenledikleri sempozyumlara konuşmacı olarak davet ediliyor. Uluslararası ilişkilerde teoriler öne sürüyor. Yazıları Washington Post ve diğer gazetelerin görüş sayfalarında yayınlanıyor. Elbette bunun nedeni geniş bilgisi, derin düşünceleri ve deneyimi değil. Kesinlikle değil. O sadace araştırma ve akademi örtüsü arkasına gizlenmiş siyasi bir aktiveden ibarettir.
Dr. Najat el-Saeed’in yazısına dönersek, kendisi çok önemli bir noktaya işaret ediyor ki o da ABD solunun İslamcılar ile –Müslümanlar demiyoruz arada büyük bir fark var- ittifaklarıdır. ABD solunun, Müslüman Kardeşler ve benzeri örgütlerden olan aktivistleri Müslümanların tek temsilcisi saymalarıdır. Dr. Najat’ın bu sözlerini doğrulayan kanıt, Türk-Katar eksenine bağlı Somali asıllı ABD Temsilciler Meclisi üyesi Ilhan Omar’la ihtilafa düşmenin ve onu eleştirmenin (bu eleştiri İslam’ın kaynağı Suudi Arabistan’daki bir yazar tarafından yapılmış olsa da) Müslümanlara karşı bir ırkçılık biçimi olarak tasvir edilmesidir!
Daha önce bu köşede, ABD üniversitelerinde okuyan Suudi Arabistanlı öğrencilerden biri olan Suudi Arabistanlı yazar Memduh el-Mhuain’nin vermiş olduğu bir örneğe de yer vermiştim.
Bu örnek, ünlü tarihçi Niall Ferguson. Ferguson da solcu düşüncelerin ABD üniversitelerine özellikle de tarih, siyasal bilimler ve sosyoloji fakültelerine egemen olmasından şikayet etmiş. Kendisi ile yapılan bir röportajda üzgün bir şekilde şöyle demiş: “Ne kadar da aptaldım. Yetenek, sebat ve yetkinliğin akademik alanda ve başka her yerde ilerlemenin kriteri olduğuna inanıyordum. Ama yanılmışım. Çok geç de olsa ideolojik düşüncenin en önemli faktör olduğunu keşfettim.”
Ferguson, bir keresinde The Berkeley Üniversitesi’nde bir profesörün yerine derse girdiğini, 11 Eylül saldırları arkasındaki dini nedenlere işaret ettiğinde hemen mırıldanmalar duymaya başladığını ve öğrencilerin bu gerçekten rahatsız olduklarını hissettiğini anlatıyor. Öğrencilerin, bu saldırıların ABD emperyalizmine karşı düzenlenmiş olduğu gibi zihinlerine sokulmuş diğer nedenleri tercih ettiklerini gözlemlediğini belirtiyor.
ABD üniversitelerindeki araştırma fonlarını ve kürsülerini finanse eden, şu üniversitenin ya da bu araştırma merkezinin akademik “amblemi”ni bağışçı ülkelerin politikalarına hizmet etmesi için kullananlardan bahsetmiyoruz bile. Bilen biliyor zaten.
Bütün bu kargaşanın ortasında şunu sormak istiyorum: Örneğin Suudi Arabistan’da burslardan sorumlu kişiler, ABD üniversitelerinde okumaları için kendilerine burs sağlanan öğrencilerin bu kışkırtıcı akademik örtünün arkasına saklanmış solcu propaganda tarafından hedef alınabileceğini göz önünde bulunduruyorlar mı?
TT
Solun ve İslamcıların ABD üniversitelerindeki egemenliği
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة