Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür
TT

Vahşileşme ortamı: Karşılıklı korku veya güvensizlik iklimi

Bu hafta, Dr. Moageb ez-Zehrani’nin “Vahşileşme ortamı/atmosferi” ifadesi ve kendisine ilişkin söyledikleri dikkatimi çekti. Zehrani, akademisyen, bilinen bir eleştirmen ve Paris Arap Dünyası Enstitüsü’nün Genel Müdürüdür. Bu ifadeye, el-Kaide örgütü ve dallarının stratejisine ilişkin araştırmalarım sırasında rastlamıştım. Sanırım bu kavram, söz konusu stratejinin açıklandığı 2004 yılında Zerkavi'nin adamlarından Ebubekir Naci'nin teorize ettiği “Vahşetin Yönetimi” (İdare et-Tevahhuş) adlı kitabın yayınlanmasının ardından popüler oldu. Naci'nin kitabı daha sonra DEAŞ'ın temel stratejisi oldu.
Zehrani’nin, analitik bir bağlamda zikrettiği “Vahşileşme ortamı”, 20’inci yüzyılın son çeyreğinin büyük bir bölümünü işgal eden Sahve (Uyanış) dönemi boyunca Suudi toplumundaki bazı kültürel-davranışsal dönüşümleri de açıklıyor.
Modern tarihimizdeki önemli süreçleri analiz etme konusunda içinde gizlediği yeteneğinden dolayı bu tanım dikkatimi çekti. Bununla, özellikle eski sosyal ilişkiler yapısının ve onu destekleyen değerler sisteminin bozulmasını kastediyorum.
Yozlaşmanın nedeni ilk olarak, yaşam ve üretim kaynaklarının değişmesi, ikincisi de istila ve ganimet kültüründen ilham alan ama doğru dine dönüş örtüsü ardına saklanan davranışsal ve ilişkisel bir alternatif sunan ideoloji-değerler yönelimiydi.
Farklı dinlerden ve kültürlerden olsalar da dünyadaki bütün akıllı insanların; din, dil, renk, ırk, cinsiyet, uyruk, ideoloji, siyasi aidiyet vb. farklılıklar onları ayırmadan bireylerinin “birbirine sevgi duyduğu” bir toplumda yaşamak istediklerini tereddütsüz söyleyebilirim. Bunun yanısıra, söz konusu toplum, bireylerinin menfaat ve sıkıntılarını paylaştığı, birbirlerini rahatlattıkları ve teselli ettikleri bir toplum da olmalıdır.
Ülfet, anlam ve değer olarak insanlığın özüdür. O olmasaydı insan yabani ya da yarı yabani bir canlı olurdu.
Dr. Zehrani, ülfetin tam anlamıyla zıttı olan vahşileşmenin, doğal toplumun genel durumundan sapmış bireysel bir durum olmayabileceğine de dikkatimi çekti. Bunu, ülkeye döndükten sonra gördükleri ile yurtdışında okumak için gitmeden önce görmeye alışık oldukları arasında yapğtığı karşılaştırmadan yola çıkarak söylüyorum. Bu karşılaştırmasında el-Zehrani, toplumun önemli bir bölümünün, doğal bir toplumun özelliği olan “ülfet” halinden vazgeçtiğini ve belki de vahşileşmenin, acımasız şiddetin ön hazırlığı olabilecek geçimsizlik ve birlikte bir şey yapmak istememek haline yöneldiğine işaret ediyor.
Bu ön hazırlık aşamasında, yabanileşme ortamının temel özellikleri de şekilleniyor.
Bana göre bunların en önemlisi, güvensizliğin insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen bir norm haline dönüşmesidir. Güvensizlik çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilir.
Söz gelimi, kimi zaman hırsız korkusu çoğu zamanda komşuların görmesi korkusu ile kişisel konutların yüksek duvarlı kalelere dönüşmesi gibi. Aile ve akraba olsalar bile kamusal alanlarda kadın ve erkeklerin birbirlerinden ayrılmasının abartılması, öteki ile ilişkide aşırı “ayrımcılık” eğilimi de güvensizliğin örneklerindendir.
Ayrımcılık,  bireyleri belirli bir grubun mensupları olarak “gruplaştırmak” ya da “öteki” saymak, din, mezhep, aşiret ve ülke gibi ayırıcı çizgilere odaklanmak şeklinde somutlaşır.
Bu eğilime, cinler, sihir ve büyü, nazar, insan hayatına hakim olan gizli dünyalar hakkındaki hikayeler ile ortaya çıkan bilinmezlikten duyulan büyük korku da eşlik eder.
Belki de bu değişimler, dini bir görünümün arkasına saklanan ideolojik yönelim olmasaydı bir problem ortaya çıkarmaz ya da çok etkili olmazdı. Ama, güvensizlik ve ortaya çıkardığı sonuçlar, dindarlık ve takvanın bir tezahürüne dönüştü. Farklı olmak, imanın ve inancın gücünün bir ifadesine dönüştü. Dini örtü, bu durumu eleştirmeyi zorlaştırdı ve birçok kimsenin kendisini doğal ya da iyi bir şey saymasına neden oldu.
Ancak, güvensizliğe dayalı ilişkilerin, kaçınılmaz olarak toplumun çözülmesine, birbirinden ayrılmış ve birbirini inkar eden adacıklara dönüşmesine neden olacağını biliyoruz. Bu da, Vahşileşme ortamının ilk görüntüsüdür.