Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar
TT

Humeyni’nin treni sert kayaya çarptı

ABD Başkanı Trump'ın İran'la olan ilişkilerinde ‘maksimum baskı’ politikası izlemesini eleştirenlerin öne sürdüğü argümanlardan biri de; Bu politkanın, İran İslam Cumhuriyeti rejiminin stratejilerini değiştirmek bir yana, reformistlerin marjinalleştirilerek, ‘şahin kanadın’ daha da agresifleşmesine neden olduğudur.
İlk bakışta bu görüşe hak vermemek elde değildir. Geçen ay ülkede yaşanan seçimlerde, ‘rejimin kül kedisi’ olarak görülen ‘reformist kanadın’, Humeyni mutfağının ‘faresine’ dönüştürüldüğüne şahit olduk. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve hükümetinin, birer kukladan ibaret olduğu anlaşıldı.
İran rejiminin ruhani lideri Ayetullah Ali Hamaney, kuklanın iplerinin elinde olduğu bilgisini pekiştirmek için, İran Meclisi’nin 2020 ulusal bütçesiyle ilgili aldığı kararı reddettiğini ilan etti.
Bütçe tasarısının haftalarca mecliste tartışılmasının ardından, ezici bir oy çoğunluğuyla reddedildiği bildirilmişti. Ancak "Yüce Rehber", rejimi ayakta tutan güvenlik kurumları için geniş bir bütçeye ihtiyaç duyuyordu.
Özellikle de, Beşşar Esed, Hasan Nasrallah, Husiler, Hamas, İslami Cihad ve Irak’taki milislerin maaşları geciktirilmemeliydi.
Hamaney, ‘Kanun Hükmünde Kararname’ (KHK) olarak adlandırılan bir fetva uyarınca ‘ulusal bütçenin’ onaylandığını duyurdu. Bu karar, parlamentonun, cumhurbaşkanının ve hükümetin, Hamaney’in istekleri doğrultusunda hareket etmek zorunda olduğunu gösterdi.
Bir başka ibareyle ifade etmek gerekirse, Trump’ın politikaları, İran İslam Cumhuriyeti’ni, gerçek yüzünü göstermeye zorladı.
Bu gerçeklik ise, sahte teokratik bir vitrine sahip, güvenlik kurumlarına yaslanan bir üçüncü dünya ülkesi olduğuydu.
Sanırım bu gelişme son derece önemli ve olumludur, sorulması gereken şudur: reformist-muhafazakâr oyununun sona ermesi, Tahran’ın politikalarında değişikliğe gitmesine neden olacak mıdır?
Şimdilik bu sorunun yanıtının geçici süreliğine ‘evet’ olduğunu söyleyebiliriz. 
Ilımlı-Radikal oyununun sonunun gelmesi, bu politika değişikliğinin bir işareti olabilir. Tahran rejimi her zaman bazı konularda sabit tavır takınmaya özen göstermiştir.
Onlarca yıl sonra ilk defa, Tahran yönetimi, her yıl düzenli olarak organize ettiği uluslararası konferansların sayısını dikkat çekici bir şekilde düşürdü.
Bu konferanslar genelde, ‘ABD’nin Sonu’, ‘İsrail’in Geleceği’ gibi başlıklar taşır, Holokost inkârcıları ile ABD düşmanlarını bir araya getirirdi.
Che Guevara'nın kızı ve Malcolm X'in katili sapkın İslam Ulusu tarikatının günümüzdeki lideri Louis Farrakhan gibi şahsiyetler bu yıl da boşu boşuna İran’dan davet gelmesini bekledi.
Böylelikle toplu halde "Büyük Şeytan" Amerika’ya sövebileceklerdi ancak hayal kırıklığına uğradılar. Bu yıl Holokost’u inkâr eden galeri de açılmadı.
Oliver Stone ve diğer muhalif sanatçılar, ABD’ye vurma imkânı buldukları, Uluslararası Fecr Sinema Festivali’ne çağrılmayı beklediler ancak beklentileri karşılık bulmadı.
Daha da önemlisi, nakit akışı sorunları, Tahran yönetiminin, Irak, Lübnan, Suriye, Yemen, Afganistan ve Gazze'deki bölgesel müttefiklerine yaptığı ödemelerde kesinti yapmasına neden oldu.
Bu durum Hizbullah’ın Suriye’deki askeri varlığını azaltmasına sebebiyet verdi.
Yemen’deki Husiler de, enerji sarf etmemek için daha ağır hareket etmeye başladı.
İran genelinde, Suriye’de savaşmaları için gönüllü militan toplayan 30 ofisin kapısına kilit vuruldu.
Gönüllülük merkezleri sembolik bir sayıda tutuldu. Bu militanların askeri hizmete alınmasının temel gerekçesinin güya "Suriye’deki Şii türbelerinin korunması olduğu" biliniyor.
İran rejimi aynı zamanda, Afganistan ve Pakistan halkından oluşturduğu paralı asker birimlerine yenilerini eklemeyi de bıraktı. 
İslam Cumhuriyeti ayrıca Afgan ve Pakistan paralı askerlerinden yeni muharip birimler kurmayı bıraktı. Tahran'ın Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'ya mali destek vereceği iddiaları da gerçekleşemedi. İran rejimi son dönemlerde kimseyi rehin alamadı, bilakis biri Amerikalı olmak üzere üç rehineyi serbest bıraktı.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Zürih’te bir araya geldiği ABD’nin Özel Temsilcisi Brian Hook’a, son gelişmeler olmasaydı daha fazla rehineyi serbest bırakmayı düşündüklerini iletti.
İran rejimi, ikinci dönem seçilmesi durumunda Trump’la ilişkiler konusunda endişe yaşıyor.
Hamaney’in yardımcıları, İran’ın Demokrat Parti’nin seçimleri kazanmasını istediğini gizlemiyor. Beyaz Saray’da Joe Biden’in oturmasını tercih ediyorlar.
Tahran’ın politikalarını etkileyen daha dramatik olay ise, Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’nin, ABD’nin hava saldırısında hayatını kaybetmesiydi. Hamaney Süleymani için, ‘o benim gözbebeğimdi’ dedi.
Birçok gözlemci, Hamaney’in Süleymani’yi bu yıl cumhurbaşkanlığı pozisyonu için düşündüğü görüşünde.
İran rejiminin en kıdemli 12 generalinin arasında, Kasım Süleymani’nin yerini doldurabilecek biri yok. Buna rağmen İran rejimi, tehlikeli intikam çağrılarına rağmen, temkini elden bırakmadı.
Daha da önemlisi, bazılarının, İran yönetiminin Trump’la uzlaşmayı hedeflediğini ileri sürmesidir.
Hamaney’in görüşlerini yansıttığına inanılan Keyhan gazetesinde ilginç bir iddia yer aldı.
Gazeteye göre, ABD’nin İran’daki konsolosluk hizmetlerini veren İsveç büyükelçisine bir mektup gönderildi. Bu mektupta, İran rejiminin, "Hizbullah’ın belirli şartlar çerçevesinde silahsızlandırılması, fiili olarak İsrail’in tanınması ve Hamas’a verilen desteğin sonlandırılması niyeti taşıdığı" ifade ediliyor. Fakat Keyhan gazetesi, bu mektubu kimin yazdığını, ne zaman yazdığını, İsveçli büyükelçiye kim tarafından iletildiğini söylemiyor.
İran, İsrail Devleti’ni tanıyan ilk iki Müslüman ülkeden biriydi. Önce Türkiye Cumhuriyeti İsrail’i meşru ve bağımsız bir devlet statüsünde tam olarak tanımıştı.
Sonrasında ise İran Şehinşahlığı meclisten çıkan bir kanun aracılığıyla İsrail'i geçici sayılabilecek bir tanıma gerçekleştirmişti.
1979 İran devrimi olduktan sonra söz konusu kanunda bir değişiklik olmadı, dolayısıyla İran İslam Cumhuriyeti basit bir prosedürle İsrail’i yeniden tanıyabilir.  
İran artık eskisi gibi, petrol gelirlerinden yüksek meblağlar elde edemiyor. Trump yönetiminin baskı politikalarını sürdürmesi, İran’daki yöneticileri karamsarlığa sürüklüyor.
Rejimin Yüce Rehberi Ali Hamaney halk nezdindeki desteğini son derece önemsemektedir, dolayısıyla bazı davranışlarını değiştirdiği gözlenebiliyor.
İran’da yaygın bir söz vardır; Humeyni’nin Treni sert bir kayaya çarpmadan durmaz.
Yöneticilerden yükselen çığlıklar, bu başıboş trenin sert bir kayaya çarptığını gösteriyor.
Şüphesiz son dönemlerde gerçekleşen iki halk hareketi, toplumsal kesimlerle iletişim sorunları yaşayan rejimin temellerini sarsmış gibi görünüyor.