Mısırlı gazeteci kardeşler Mustafa ve Ali Emin adına ‘yılın kişisi’ ödülü Profesör Sena el-Bisi’ye verildi.
ABD’li siyahi komedyen Dick Gregory, mümkün olsaydı Afro-Amerikalıların John Kennedy için üç kez oy kullanacaklarını söylüyordu. Mustafa ve Ali Emin ödül jürisinde olsaydım, ben de oyumu Sena el-Bisi yönünde kullanırdım.
Her yazarın seveni olduğu gibi sevmeyeni de vardır. Yazarlar bazen görüşleri, ilgileri, yer aldıkları taraf ya da üslupları dolayısıyla eleştiriye maruz kalırlar. Hanımefendim ve üstadım Bisi gibi üzerinde uzlaşılmış çok az yazar vardır. Buradaki ‘hanımefendim’ ifadesini Ahmed Şevki’nin şarkılarında olduğu gibi tartışmasız üstatlığına bir vurgu olarak kullandım. Sena Bisi’nin kitaplarını okumaya başladığım günden bu yana, ne bir tekrar, ne bir iniş ne de sıkıcı bir üslubuna rastladım. Sanki bir çocukmuşsun gibi ilk satırdan itibaren ellerinden tutup seni çeker, bir lunaparkta gezintiye çıkarılmışsın gibi seni alır farklı âlemlere götürür. Her kapının ardında yeni ve şen bir şeyler sunar. Gerçek mutluluklardan ve hakiki kaygılardan söz ederek hayal gücünü harekete geçirir, nasıl ki lunapark gezisi tamamlanan çocuklar, acaba gezi daha fazla süremez miydi? Diye soruyorlarsa, siz de makalelerinin bitiminde öylesi bir hisse kapılırsınız.
Profesör Sena için haftalık makaleler yazmak uygundu, çünkü günlük yazılara sığmayacak derinlikte bir denizdi ve yazıları koşuşturmacaya gelmezdi. Haftalık yazılarına bir şahsiyet ve ufuk belirleyebildi. Başkalarını tasvir eden, yüz hatlarını çizen bir karakalem ve renklerini açığa çıkaran bir fırça mesabesindeydi. Muhtelif şahsiyetlerin nabzını tuttu, hayatlarını irdeleyerek, o olağanüstü müzesinde sergiledi. Belki de günübirlik yazmadığı için, ‘en iyi köşe yazarları’ listesinde adını anmayı unuttular. Tüm tevazuu ile başkaları hakkında yazan ama kendisi hakkında yazılmayan bir üstat rolünü kabullendi. Oysa her yazar kendisinden bahsedilmesini ister.
Sena Bisi, içinde yer aldığı ekollerde pekâlâ öne çıkabilirdi, çünkü öğrencisi olduğu hocalardan asla daha yetersiz biri değildi. Ancak o yüce gönüllü davranarak ön plana çıkmamayı tercih etti. Oysa Sena Bisi’nin araştırmacı gazetecilik ve yazın üslubu alanında oluşturduğu ekol Enis Mansur ve Mustafa-Ali Emin kardeşlerin ekolünden daha karmaşık ve değerliydi. Devlerin gölgesi altında kaldı çünkü yeni Mısır gazeteciliğinde önemli roller üstlenmedi. Bunun sebebi şahsi mizacı ya da kadın olmasından kaynaklanmış olabilir. Mısır basınında kadınların erkeklere eşit olduğu ve belki de öne geçtiği zamanlar, Fatıma Yusuf, Safiyye Zağlul, Nahhas Başa ve Seyyide Mey zamanında başlamış ve bitmişti. Sonra ‘devrim’ gerçekleştiğinde, kadınlar için ‘devrim şarkıları’ söylemek dışında pek bir seçenek yoktu.
TT
Sena hanımın şahsiyeti
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة