Korona, katil olmaktan önce aşağılayıcı bir virüstür. Çok da uzak olmayan bir zamanı hatırlayalım. Arap devrimi gençlerinin Ebul Kasım eş-Şabbi’nin şu mısrasını yeniden hatırladıkları zamanı:
Yaşamak isterse eğer bir gün halk
Kaçınılmazdır cevap vermesi kaderin
Gençler o dönemde her şeyi yapabileceklerini söylüyorlardı. Kendilerinin Tanrılardan ateşi çalıp insanlara veren ve medeniyetlerin kurulmasını sağlayan Prometheuslar olduklarına inanıyorlardı.
Ne var ki korona onları ellerini yıkamak için uzun zaman harcar hale getirdi. Herkes gibi dezenfektan arar oldular. Sabun nerede? Tuvalet kağıdı stoklayın. Steril ve temiz olmamız dünya ile iletişim içinde olmamızdan daha önemli demeye başladılar.
Korona bizlere çatının alçak olduğunu ve başımızı daha çok eğmemiz gerektiğini söyledi. İnsanların narsizmini ve kendilerine güvenlerini yaraladı. Yarattıkları dünyanın kırılganlığını onayladı. Bilim ve tıptaki başarılarının kaçınılabilir olduğunu gösterdi. Dünyanın sınırsız olduğunu zannedenlere: Evinizde oturun, dünya evinizden ibarettir dedi.
Koronan saldırısı ile insanlığımızın karanlık bir yanı da üzerimize saldırdı. Bu insanlığımız, her aydınlandığında homurdanan yanımız. Birleşme ve genişleme çabalarına karşılık izolasyon dişlerini göstererek bizleri aksini yapmaya itiyor. Dünyadan büyüyü yok etmeye çalıştıkça büyü bize saldırıyor. İnsani övünmemiz ve gururumuz karşısında doğa bizi aşağılıyor.
Salgın -herhangi bir salgın- belki de Mahşerin Dört Atlısı ölüm, savaş, açlık arasında en zayıf olanıdır. Ne var ki öngörülemezliği ve ona eşlik eden belirsizliği nedeniyle bizleri birliğe karşı daha kapalı hale getiriyor. Salgın sebebiyle tokalaşma ile başlayan ve daha sonra tanışmanın belki de dostluk ve sevginin doğduğu iletişim bile artık kısıtlanmalı. Eliniz olur da yanlışlıkla birisiyle tokalaşırsa hemen dezenfekte edilmesi gereken bir düşman oldu.
Havalimanları ve limanlar aracılığıyla iletişim bir panik nedeni. Seyahat zararlı. Bir yerden bir yere gitmek yasak. Halkların elde etmek için mücadele ettikleri toplu taşıma araçları bir lanet. Sadece sınırlardan göçmen, mülteci ve genel olarak yabancıların geçişini engelliyor. Hasta yabancılara karşı yayılan Medievalist düşünceler, koruma kılıçlarının çekilmesine neden oluyor. İçe kapanarak ve etrafına bir sur örerek kozmopolit şehirlerin güvenini kırıyor. Medeniyetimiz bu cezayı ve diğerlerinden, insanlardan uzaklaşmayı reddettiğinde ise korona kendisine kaçınılmaz bir önlem olarak izolasyon ve karantina ile karşılık veriyor. Merhamete yer yok: Yaşlılar ve kronik hastaların kaderi Allah’a havale edilmiş. Ölenlerin kaderi ise yıkanmadan ve kefenlenmeden gömülmek.
Korona nedeniyle politika terhis ediliyor. Şimdi hepimiz biriz ve savaşın sesi tüm seslerden daha üstün. Şimdi ölümle yüzleşirken saçma şeylerle uğraşmaya ne gerek var. Herkes ve rejimler korona karşısında eşit iken çabalamaya değer hiçbir şey yok. Meydanlar ve toplanma yerleri gibi protesto yerleri salgının yayılma yeri. Evet, en iyisi evlerinize dönün. Tek çözüm, olağanüstü hal ve sıkı yönetimdir. Bu sırada yani bizler evimizde hapis iken içinde bulunduğumuz olağanüstü koşullarla ilgilenen “Büyük Kardeş” koronayı bahane göstererek istediği her şeyi yapabilir. Bu salgının diğer savaşlar gibi bir savaş olduğunu görmüyor musunuz? Her şey tam anlamıyla durdu. Tüm halklara, ülkelere ve kıtalara karşı aynı anda ordular olmadan bir savaş yürütülüyor.
Komplocu bilinç, kaderin kendisini bu misyon için seçtiği ABD ile ilgili komplolar başta olmak üzere en üst düzeye ulaşmış durumda. Irkçı bilinç de aynı şekilde. Allahım bizi temastan koru. Tokalaşmak için bizlere uzanan el kırılsın. Temizlik ve kolonyalara odaklanın. Engeller ve duvarlar örün. Aramızda Obsesif - Kompulsif Bozukluk (OKB) olanlar, felaketin yaklaşmakta olduğunu önceden fark eden bilgelerimizdir. Özgürlükler ve seçim zamanları, çözülmesine boşuna öncelik verilen kayıp zamanlardır.
Ekonomiler sektör sektör çöksün. Çalışmayanlar varsın işsizler ordusuna katılarak sayısını yükseltsin. Dünyanın ikinci en büyük ekonomisi olarak anılan Çin, maskelilerle dolu bir hastaneye dönüştü. Dünyanın mücevheri İtalya, dünyadan izole bir durumda. Korona uzun sürerse en yüksek bedeli en yoksul ve zayıf olanlar ödeyecek. Bu kişiler, devlet kurumları olmadığı ya da dağıldığı, sosyal ve sağlık koruma sistemleri çöktüğü için ilk mağdurlar ve en çok acı çekenler olacak. Kampların, mültecilerin ve büyük acıların olduğu ülkelerimizde ise korona bir sel gibi bizi vurabilir.
Koronanın gölgesinde, her şeyi bırakıp öldürücü virüslerin tarihini inceleyerek birbirleri ile karşılaştırmakla meşgul olacağız. Bugün fazla ve ilave her şeyden kurtulma zamanı: Spor müsabakaları seyircisiz düzenlensin. Çocukların oyun sahalarına ihtiyacı yok. Sinema için sinema salonlarına, yemek için restaronlara, kahve için cafelere, eğlence için eğlence merkezlerine ne gerek var. Aşk bile temassız olsun. Şu anda her şeyin kökeni ve ilk hali kutsal. Bu sıkıcı ve melankolik halden kaçmak yasak. Savaşlardan başka yerlere giderek kaçanlar artık hiçbir yere gidemezler çünkü yolculuk imkansız. Bu sistem mutlak ve kapalı.
Dolayısıyla dünyanın başından bir şey, sonundan bir şey ile bağlantılı. Bize gelince hayatımızın ve ölümümüzün seyrine müdahalemiz, ellerimizi temiz tutmamız ve laboratuvarlarda üretilecek mucize ilacı beklememiz ile sınırlı.
Sorun küresel ama mücadele ulusal hatta evseldir. Böyle söyleniyor. Ancak bunu söyleyenler, dünya hükümetleri ve laboratuvarları arasındaki uluslararası işbirliğini, bu deneyimin ortaya çıkarması gereken yeni yasal formülleri göz ardı ediyorlar. Dünya genelinde salgına karşı mücadele eden doktor ve hemşirelerden oluşan cesur orduyu da görmezden geliyorlar. Bu zorlama ve baskıdan daha iyi bir dünya doğacağı iddiasına gelince, kendisi bir teselli değil ve acılarımızı azaltmıyor. Çünkü iyi bir dünya sistemi yalnızca özgürlükten doğar. Korona ise öfkemizden başka bir şeyi hak etmeyen bir kölelik sistemidir.
TT
Korona yergisi
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة