Ne yazık ki olasılıkların başında otoriterlik ve faşizm geliyor

Ne yazık ki olasılıkların başında otoriterlik ve faşizm geliyor

Çarşamba, 1 Nisan, 2020 - 12:30

Bugün birçok dilde çokça tekrarlanan bir ifade var: Korona, kapitalizm ve adaletsizliği devirip yeni bir sistemin ya da geçmişin hatalarından ders çıkarmış, o günden bu yana gerçekleşen ilerleme, çevre, sosyal ve cinsiyet ilişkilerinde yaşanan gelişmelerden yararlanacak bir sosyalizmin önünü açacak. Bu, toplumun iradesine ve katılımına geniş bir kapı aralayan yeni model bir sosyalizm olacak.

Bu kişiler ile akılsızlık arasında küçük bir mesafe var. Bahsettikleri yeni model sosyalizmin zulümle dolu olan yeryüzünü adaletle dolduracağını –keşke öyle olsa- söylerlerse bu mesafe de kapanacaktır.

Geleceğin gizemleri hakkında öngörülerde bulunmak iyi değildir. Tarihi süreci hiç kimse kesin bir biçimde bilemez. Ancak günümüzde mevcut işaretler, yukarıdaki olasılığın imkansız olduğunu gösteriyor. Hatta tam aksine, korona sonrasında otoriterliğin hatta belki de faşizmin maalesef ve korkarız ki daha muhtemel olduğunu söylüyor.   

Halihazırda sessiz bir biçimde gücünü toplayan ekonomik kriz, salgın geriler gerilemez patlak verecektir. Bu patlama korkunç ve sansasyonel olacaktır. Bunu korkutmak ve ümitsizliğe sevk etmek için söylemiyorum. Bunlar, genel olarak ekonomistlerin tahminlerine ve rakamlara dayanıyor. 1929 Büyük Bunalım benzetmesi gittikçe 2008 ekonomik krizi benzetmesinin önüne geçiyor. Bu ekonomik kriz, borsaların daha önce görülmemiş bir biçimde sarsılması ile sınırlı kalmayacak. Tüm dünyada büyüme oranları gerileyecek ve işsizlerin sayısı milyonlarca kişi artacak.

Fakat bu krize tüm türleri ile daha muhafazakar bir bilinç patlaması da eşlik edecek. Nitekim böyle bir dönüşümün işaretleri gözden kaçmayacak kadar açık: Kim olursa olsun ötekine duyulan düşmanlık ve ondan duyulan korku... Düşman olarak tek tipleştirme, azalan kaynaklardan ve onlardan faydalanmaktan mahrum edilme… Özellikle de göçmen ya da mülteci veya yabancıysa.

Bu işaretler, göçün muhtemelen kökünden kurutulacağını, sınır kontrollerinin daha katı ve şiddetli, milliyetçi çözümlerin moda olacağını da gösteriyor. Ulusal dokunun olduğu ülkelerde, mezhep merkezli ve etnik oluşumlar nedeniyle daha zayıf olan devletlerde farklı ama daha tehlikeli şeylere tanık olabileceğimize işaret ediyor. Bu bağlamda söz konusu ülkelerde paralel örgütler tesis eden fanatik güçler çoğalacak. Bunlar, kendi güvenlik biçimlerini talep edecek ya da dayatacaklar. Ayrıca dini grupların ekonomik hatta eğitim işlerini yürütecekler. Bunun sonucunda, milliyetçi ve devletçi klasik faşizm yerine güç dengelerinin birbirlerinin güçlerini kırdığı ve toplumu iç savaşın eşiğinde tutan bir neo-faşizm yaşayacağız.

Bu dönüşümün bir başka işareti de katılıktır. Korona, sağlıklı gençler ile yaşlılar ve hastalar arasında keskin bir ayrımcılık kültürünü canlandırdı. Buna, geçici sağlık önlemler için uygun olabilecek izolasyon, sosyal uzaklık ve evde kalmaya dayanan bir kültür eşlik etti. Ancak bu model insan yaşamı için en uygun model değil. Çünkü bu önlemlerin başarılı olması için kendisine insanların evde kalmalarını sağlayacak ekonomik koşullar eklenmelidir.

Bir diğer işaret de bazı rejimlerin cep telefonları ve e-postalar aracılığıyla bireylerin hareketlerini sınırlamaya, hareketlerini öğrenmeye ve geçmiş hakkındaki tüm verileri toplamaya yönelmeleridir.

İlerleme ve bilime duyulan güvenin kaybedilmesi de insanları bu dönüşüme itiyor. Hayal ürünü ve komplocu analizler gittikçe yayılıyor. Kültürel rol büyük ölçüde devre dışı bırakılmış durumda. Siyaset, seçimler ya da spor ile olsun şiddeti deşarj etme yolu kapalı.

Buna karşılık eylem ve etki gücüne sahip toplumsal, sendikacı, liberal, demokratik sosyalist hareketlerden ortada hiçbir eser yok. Yüksek politikalar düzeyinde, ABD’de sosyalist Sanders’ın yazgısının İngiltere’deki yoldaşı Corbyn’in yazgısı gibi olması ihtimalinin varlığı oldukça anlamlıdır.

Modellere gelince; güçlü devlet talepleri ve Avrupa Birliği sallanırken Çin’in eylemlerinin beğenilmesi kaygı vericidir. Çünkü söz konusu beğeni bahsettiğimiz hedefe hizmet etmektedir. Özellikle liberal modelin gerileyerek genel olarak muhalif hareketlerin gizlediklerinden bihaber ve onları görmeyen neoliberal modele dönüştüğü göz önüne alınırsa. “Yolsuz rejimlere” karşı olan ve “Daha etkisiz hükümetler” çağrısında bulunan liberal güçlerden geri kalanlar ise neoliberal model ile daha güçlü rejimler talep ederek kendilerini geri dönüştürebilirler. Böylece neoliberalizme diktatörlük ve yeterlilik özelliklerini de ekleyebiliriz.

Buna ek olarak popülistlik, yabancı düşmanlığı ve diğer özellikleriyle bu yönelim korona ortaya çıkmadan önce de gizli değildi. Zaten güçlüydü.

Bu nedenle diktatörlüğe ve diktatörlere yönelik eleştiriler çekingen kalmayı sürdürdü. Beşşar Esed, milyonları kendilerini koronadan koruyacak bir evden mahrum bıraktı. Vladimir Putin, 2036 yılına kadar görevinde kalmasını garanti edecek anayasal değişiklikler için referandum düzenlemeye hazırlanıyor. Son birkaç yılda çoğalan dokunulmaz ve hata yapmaz liderler artma eğiliminde.

Doğrusu otoriterlik ve faşizm koronadan daha korkunç ve daha öldürücüdür. Vizyona dayalı senaryoların bizlere felaketin arkasında gizlendiğini söylediği kurtuluş ise büyük olasılıkla bir efsaneden ibarettir. Zira bunun gibi bir felaketten böyle bir kurtuluşun doğması zordur.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya