Korona salgınının küresel çapta neden olduğu ölüm sayısı henüz 100 bine ulaşmış değil. Uzmanlar, koronavirüsün tehlikesinin ‘yüksek öldürücülüğünde’ değil, kolay bulaşmasında olduğunu söylüyor. Özellikle yaşlılar ve bağışıklık sistemi zayıf olan kronik hastalıklardan mustarip kişiler için daha yüksek tehlike barındırıyor. Tüm bunlara rağmen, bu ‘ağır misafir’ dünya çapında, politik, ekonomik ve doğal olarak psikolojik bunalıma neden oldu.
Dünya ‘karanlık korona tünelinden’ çıkmak için yarışırken, bu kara tünelde görünüp kaybolan umut ışıkları yok değil.
Bunlardan biri de, ‘dünyada koronavirüsü yenen en yaşlı hasta’ haberiydi. 107 yaşındaki Hollandalı Cornelia Ras, koranavirüsle mücadelesini kazanmış ve karantinadan çıkmayı başarmıştı. Kendisiyle ilgilenen hemşire bir gazeteye yaptığı açıklamada, “Kurtulabileceğine ihtimal vermiyorduk, şu an herhangi bir ilaç kullanmıyor, gayet iyi yürüyor ve yemek yiyebiliyor, her gün dizlerinin üzerine çökerek Tanrıya şükrediyor, görünen o ki böyle yaşamaya devam edecek” diye konuştu.
Aynı haberin ayrıntılarına göre Ras’tan önce koronavirüsten iyileşen en yaşlı hasta, ABD’li 104 yaşında bir adamdı. Bu haberler, yaşı epey ilerlemiş insanların Kovid-19’a yakalandıklarında mutlaka vefat edeceklerine dair algıyı değiştiriyor. Bunlar tabi ki güzel haberler, ancak daha güzel haber; sıtma ilacının bu virüse karşı etkili olduğu yönündeki bulgular ve umut verici araştırmalardır.
Şu an yaşanan ‘küresel izolasyon’, hayatın kesintiye uğramasına ve tüm dünyada ekonomi çarkının durmasına neden oldu. Bunun böyle devam etmesinin korkunç sonuçları olacaktır, dolayısıyla salgından bir çıkış yolu bulmak için uluslararası çabaların hızlandığına şahit oluyoruz. Eğer bu ilaçlar, koronavirüs tedavisinde görece olarak dahi işe yarasa, hastanelerin yoğun bakım servisleri çökmeyecek ve hayat bir şekilde devam edecektir. Henüz çıkış yolu bulunmamıştır ama yakın zamanda kesinlikle bulunacaktır.
Her halükarda, insanın acılarla başa çıkma kabiliyetinin bir sınırı yoktur, bu bağlamda, İbn-i Lebbad olarak bilinen, Müslüman tarihçi, tabip ve filozof Abdullatif el-Bağdadi’yi (ölümü;629 hicri) hatırladım. Aslen Bağdatlı olan İbni Lebbad, Mısır’da tabiplik ve öğretmenlik vazifelerinde bulunuyordu. ‘’El-İfadetu ve’l İtibar’’ kitabında, Mısır’ı vuran korkunç salgın hastalıklara ve kıtlıklara dair yazmıştı. Bağdadi, Nil Nehri taşkınları nedeniyle büyük bir kıtlık olduğunu, bazılarının bu süreçte yırtıcı hayvanlarla beslenmek zorunda kaldığını anlatıyor. Bazılarının ise açlıktan ‘cenin’ yediklerinin tespit edildiğini aktarıyor.
Bağdadi, hicri 598 yılı olaylarını anlatırken; ‘’Bu yıl kıtlık, geçen yıla nazaran hafiflese de hala devam ediyor, pazarlardaki gıda hırsızlığı azaldı, çünkü hırsızlar şehirden kaçtı, insanlar musibetle birlikte yaşamaya alıştı, musibet olağan bir şeye dönüştü’’ ifadelerini kullanıyor. Şu an Bağdadi’nin yaşadığı zamandan farklı bir çağda olduğumuz açık, ancak ‘musibete alışmak’ insanın en kadim silahlarından biridir. Bununla birlikte hepimizim umuda mahkûm olduğu da bir gerçektir.
TT
Tünelin ucundaki ışığı beklerken musibete alışmak
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة