Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist
TT

Schenker, İran ve terörizm

İsrail basını, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun  Başbakan Binyamin Netanyahu’ya ilhak sürecinin ertelenmesi gerektiğini iletmek için İsrail’i ziyaret ettiğini dillendirdi.
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Yakın Doğu İşleri Direktörü David Schenker ise bununla ilgili şunları söyledi: Bu konu uzun uzun konuşuldu ama ziyaretin amacı ilhak konusunu görüşmek değildi. Bu, koronavirüs salgını sonrasında gerçekleşen ilk ziyaret ve İsraillilerin daveti üzerine gerçekleşti. İsrailliler ile aramızda çok fazla konu var. En önemlisi de sürekli artan İran tehdidi. Fakat onlarla asıl Çin konusunu görüşmek istedik çünkü İsrail’in Çin ile teknolojik alanda ilişkileri bulunuyor. Onlara bu tür bir ilişkinin risklerinden bahsettik. Çin ulusal çıkarlarını desteklemek için ticari anlaşmalar arayışında. Çin’de bağımsız şirketlerin olmadığının ve hepsinin Çin Komünist Partisi ile çalıştığının altını çizdik. Diğer bir deyişle Huawei ile anlaştığınızda tüm bilgiler Çin’e akacak ve bu ulusal güvenliğinizi sarsacaktır. Bizler ortaklarımızdan Çin ile hiç çalışmamalarını talep etmiyoruz. Aksine onlardan temkinli ve özellikle Çin’e teknoloji ihracatı konusunda daha az hevesli olmalarını talep ediyoruz.
Pompeo’nun İsrail ziyaretinden sonra Avrupa Birliği’nin Batı Şeria ve Ürdün Vadisi’nin ilhakına karşı olduğunu açıklaması ile ilgili ne düşündüklerini sorduğumda Schenker şu yorumda bulundu: İsrailliler ilhak ve İsrail’in egemenliğini genişletme konusunu temmuz  ayında görüşmeye başlayacaklarını açıkladılar. Biz her zaman bunun bir barış vizyonu ile gerçekleştirilmesi ve İsraillilerin hesaplamalarını yapmaları gerektiğini söylüyoruz. Buna karşılık Filistinlilerden de müzakerelere dönmelerini istiyoruz. Uzun zamandır bizler yahut İsraillilerle siyasi düzeyde görüşme yapmadılar. Biz iki taraf arasındaki ilişkinin ve güvenlik işbirliğinin sürmesini destekliyoruz.
Kısa İsrail ziyaretinde Pompeo İran tehlikesine de odaklandı. Peki bu konuda ne oldu soruma yanıt olarak Schenker şunları söyledi: Biz ve İsrailliler İran'a karşı ortak bir görüşü paylaşıyoruz. Uranyum zenginleştirme programında bomba üretimine yaklaştığını ve davranışlarının bölgeyi tehdit ettiği düşünüyoruz. İran, Yemen’de boş bir savaşı desteklemeye, Hizbullah’a silah sağlamak ve füzelerini İsrail’e yöneltmek için Suriye’de gerginliği yükseltmeye devam ediyor. İran’ın  Hizbullah’ı güçlendirdiğini düşünüyoruz. Irak’taki zararlı müdahalelerini, ABD’nin bu ülkedeki askeri ve diplomatik varlığını taciz etmeyi ve hedef almayı, Irak’taki ABD merkezlerine roket saldırıları düzenlemeyi sürdürüyor. Bunlara ayrıca İran Devrim Muhafızları’nın bölgesel sulardaki sorumsuz davranışlarını ve Venezuela’da Nicolas Maduro ile ilişkilerini de ekleyebiliriz. Bütün bunları bir araya getirdiğimizde, İran’ın hala tehlikeli bir sorun olduğunu görürüz. İran’ı sorumlu bir devlet gibi davranmaya teşvik etme amacıyla azami baskı kampanyasına bağlı kalmaya devam ediyoruz. Ancak İran rejimi koronavirüs salgını nedeniyle çok acı çekmesine rağmen bunu reddediyor.
İran’dan normal bir devlet gibi davranmasını, kendisini devletler grubuna entegre etmek istiyoruz. Değişmesi gereken hususlar var çünkü mevcut durum kabul edilemez.
İran tehlikesi hakkında söylediklerinizin ışığında ABD, Rusya ile Çin’i gelecek ekim ayının sonunda İran’a yönelik silah ambargosunun uzatılmasına ikna edebilecek mi diye sorduğumda Schenker şu karşılığı verdi: Bunun için çalışıyoruz. İran bölgeye terörist gruplar gönderiyor. Ülkelerin istikrarını sarsmak için müttefiklerine silah sağlıyor. Suudi Arabistan topraklarını hedef almaları için Husilere  roketler temin ediyor. Bunlar altyapıyı ve Suudi Arabistan şehirlerini hedef alıyor. Bütün bunlar kabul edilemez. Kendisine silah ambargosu uygulanırken bunları yapabiliyorsa ambargo kalktığında yapacağı en kötü şeyin ne olacağını kim bilebilir? Bu yüzden, ambargonun sürmesi için BM’deki ortaklarımızla birlikte çalışıyoruz.
ABD Dışişleri Bakanı güven oyu almasından sonra Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi’yi tebrik etmişti. Bu gelişme ile ilgili olarak Schenker şuna işaret etti: Ülkemiz Irak’ın enerji muafiyetlerini uzattı. Bu, el-Kazimi’ye duyduğumuz güvenin kanıtıdır. Çünkü biz onu, Irak’ın egemenliğini destekleyen, ülkesinin İran’ın yörüngesinde olmasını istemeyen vatansever bir Iraklı olarak görüyoruz. El-Kazimi Irak’ı DEAŞ’tan kurtaran ittifakın çapası olan ABD ile ortaklığın değerinin farkında. Keza uluslararası toplumda ABD’nin ekonomik önemini de biliyor. Iraklılar da ülkelerinin İran nedeniyle dışlanmasını istemiyorlar. Sağduyulu bir yönetim istiyorlar ama İran her müdahale ettiğinde sonuç; yolsuzluk, kötü yönetim, merkezi hükümete karşı faaliyet gösteren ve yolsuzluğa son verilmesini talep eden halkı tehdit eden milis güçler oluyor.
İran, komşu olmasının kendisine Irak’ta istediğini yapma yetkisi tanımadığını anlamalıdır.
Senatör Ted Cruz’un terörü destekleyen her ülkeye ABD yardımlarının engellenmesi ile ilgili önerisini, bu konuda Lübnan ile Hizbullah ismen zikretmesini ve bu önerinin bir yasa tasarısına dönüşüp dönüşmeyeceğini sorduğumda Schenker şu yanıtı verdi: Hizbullah Lübnan hükümetinin temel bir parçası. Bizim yardımlarımız ise hükümete değil Lübnan ordusu ve güvenlik güçlerine gidiyor. Ordu geçen yıl 17 Ekim’de patlak veren protesto gösterilerinde olumlu bir rol oynadı ve düzeni korudu. Şimdi Lübnan’ın karşı karşıya olduğu ekonomik kriz ve salgında Lübnan ordusuna desteği kesmek için doğru bir zaman olduğunu düşünmüyorum.
Öte yandan Lübnan’a yaptığımız yardımlar, Sağlık Bakanlığı gibi Hizbullah’ın yönettiği kurumlara ulaşmıyor. Biz, Amerikan Üniversitesi Hastanesi aracılığıyla virüsle savaşan sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışıyoruz. Ardından şunu ekledi: Lübnan'ı hükümetin işini yapmasına izin verecek reformları benimsemeye teşvik ediyoruz. Schenker’in ekonomik reformlara odaklanmasının sebebi uluslararası finans kurumlarının ekonomik reformu tercih etmeleri. Schenker’e göre bu, otomatik olarak siyasi reformlara yol açıyor. Telekomünikasyon, enerji ve elektrik sektörlerinde, liman, gümrük ve tüm sınırlarında Lübnan’da bir salgın haline gelen yolsuzluk fırsatlarını azaltıyor. Devlet hazinesini gelirlerinden mahrum eden hırsızlıkları azaltıyor. Lübnan’ın borca batmasının nedenlerinden biri de hesap sorulmaması ve yaygın yolsuzluk.
Schenker sözlerine şunu da ekledi: IMF’nin şartları var. Bu hükümetin Hizbullah’ın reform yapma isteksizliğinin üstesinden gelip gelemeyeceğini göreceğiz. Hizbullah sistemin olduğu gibi kalmasını istiyor.
Schenker, Hassan Diyab hükümetini Hizbullah hükümeti olarak tanımlamıyor ama onun hükümetin temel bir ortağı olduğunu teyit ediyor. Diyab az da olsa bağımsız davranmaya çalışıyor ama önümüzdeki dönemin en zor kısmı, reformcu ekonomik planında nasıl hareket edeceğine bağlı..
Washington’un IMF’ye Lübnan’ı kurtarmaya izin vermesi hakkında ise Schenker, Diyab’ın reformlara bağlı kalıp kalmayacağını göreceğiz dedikten sonra sözlerini şöyle sürdürdü: IMF yardımlarını performansa bağlı olarak kademeli bir biçimde sunuyor. Ayrıntıları ile bir plan hazırlamak yeterli değil. IMF’nin kendisine yardım etmesi için hükümetin bunu sahada uygulamaya başlaması gerekiyor.
Washington, Lübnanlıların on yıllar boyunca Lübnan’a peşi sıra krizler yaşatan rejimden çektikleri sıkıntıların farkında. Bunun Lübnan halkının hatası olmadığını anlıyor. İşsizliğin ve insanların mevduatlarını çalmanın ne boyutlara ulaştığını biliyor. Lübnan’daki insani durumla ilgileniyor ve Lübnan halkının sıkıntılarını az da olsa hafifletmek için Avrupalı ortaklarıyla birlikte görevlerini yerine getiriyor. Ama her şey, iktidarda olanların elinde. Washington Lübnanlıları iktidardakileri seçmekle suçluyor. Kendisi ise daha önce protestocuları desteklediği gibi şimdi de yolsuzlukla mücadele etmesi ve bu krizi üreten sistemin doğasını değiştirmesi için hükümete baskı yapıyor. Hizbullah, bu hükümetin bir parçası dolayısıyla ekonomik krizin sorumluluğunu da üstlenmeli. Hükümetin performansından sorumlu tutulmalı. Hizbullah Lübnan hükümetine yapması gerekenleri dikte edip daha sonra sorumluluğu üstlenmekten kaçamaz. Kendisi de yaşanan çöküş ve yolsuzluğun temel bir parçasıdır.
Güney Lübnan’daki BM barış güçlerinin temmuz ayının sonunda yenilenmesi tarihinin yaklaşması konusunda Schenker, bu güçlerden istenenin güneyde olup bitenleri araştırıp soruşturması olduğunu düşünüyor. Varlığının nedeni olan BM kararına göre bu güçlerin, 2006 yılındaki savaştan sonra Hizbullah’ın silahlanmasını durdurması gerekiyordu ama bu misyon yerine getirilemedi. Çünkü BM barış güçleri aslında askeri bir yapıyı gizleyen “özel topraklara” girmekten engelleniyor ve bu gerçek bir sorun.     
Hizbullah’ın Lübnan’da İsrail’e kazdığı tünellerin keşfedilmesinin üzerinden 1 yıl geçti ama BM güçleri daha tünellerin Lübnan tarafında bulunan bölümlerini ortaya çıkaramadı. Bu noktada Schenker şunu belirtti: BM barış güçlerine misyonunu yerine getirme olanağı tanınmayacaksa sayısının yükseltilmesine gerek yoktur. Bilindiği gibi geçmişte 2000 olan unsur sayısı daha sonra şu anki sayısı olan 10 bin 300’e yükseltilmişti. Bu güçlerin İsrail ile Hizbullah arasında gerilimin yükselmesini engellediği doğru ama yerine getiremediği temel görevleri de var. Hizbullah’ın paravan kuruluşlarına dikkat çekti. Hizbullah ayrıca BM barış güçlerini de taciz ediyor ve saldırılar düzenliyor. Son olarak güneyde Fransız güçlerine saldırı düzenlemiş ve bir askeri yaralamıştı.
Schenker Almanya’nın son icraatlarından ve Avrupalıların siyasi ile askeri kanat arasında fark diye bir şey olmadığını anlamalarından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Zira Hizbullah’ın Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım’ın kendisi iki kanadın varlığını reddetmişti.
Lübnan ile İsrail arasında karasuları sınırını belirlemeye ilişkin dolaylı müzakerelerin yeniden başlama olasılığını sorduğumda Schenker, topun Lübnanlılarda olduğunu vurguladı. Blok 9 ve Blok 10’un en kazançlı bloklar olduklarına ve İsrail kuyuları ile temas halinde olduklarına işaret etti. Ancak Lübnan gibi derin finansal kriz yaşayan bir ülkenin bu krizi çözmek için önceliğinin finansal kaynaklar temini olması gerektiğini düşündüğünü belirtti. Schenker, Lübnanlıların anlaşma çerçevesine yönelik itirazlarından vazgeçmeleri ve ileri hareket etmeleri gerektiğini ama sonuç olarak bunun Lübnanlıların kararı olduğunu düşündüğünü ifade etti.