Lübnan’da Ekim 2019’da başlayan, uzun haftalar süren, Hizbullah’ın popüler tabanının merkezi sayılanlar dahil çeşitli bölgelere uzanan protesto hareketine “Devrim”, “Ekim Devrimi”, “Ekim Hareketi” ve buna benzer çeşitli isimler verildi. Göstericiler arasında bulunan ve sloganları duyan herkes, insanların tüm talepleri karşılanana kadar evlerine geri dönmemek üzere sokağa döküldüklerini düşünürdü, ama aslında yaşananlar devrimden başka her şeydi.
Belli taraflarca organize edilen veya kendiliğinden gerçekleşenler olsun gösterilerin devrimleri oluşturan temel bileşenlerden yoksun oldukları ilk andan itibaren aşikardı. Aksine göstericilerin Lübnan siyasi sisteminin tamamının, yerel para birimi gibi tamamen çöktüğünün, 2019 sonbaharından itibaren “başarısız devlet” sınıflandırmasının Lübnan devletinin en doğru tanımı haline geldiğinin bilincinde olmadıklarını söylersek mübalağa etmiş olmayız. Yalnızca öfkeli gösterilerde yankılanan meşhur "hepiniz yani hepiniz" ifadesinin duyulmasıyla Lübnan siyasi gerçekliğinde gerçek bir değişimin gerçekleşebileceğini hayal etmek zordu. Ne devletler, ne de devrimler ve savaşlar anarşizm veya kaos tarafından yönetilmez, aksine her zaman işleri yönetecek beyinlere ihtiyaç vardır. Kesin olan şey ise, hiçbir tarafın veya siyasi partinin Lübnan savaşının sona ermesinden bu yana izlediği aynı yaklaşımı sürdüremeyeceğidir. Kurtarıcı atının üzerinde sınırları aşıp gelse bile, Lübnan bir süreliğine iyileşebilir, ancak sonra yeniden çökecektir. Basitçe söylemek gerekirse, savaş sonrası kabul edilen formül yıkıldı. Öldü ve asla hayata dönmeyecek. Taif Anlaşmasının tam anlamıyla uygulanmadığını söyleyenler bile 1989’da hüküm süren bölgesel dengenin artık sona erdiğini çok iyi biliyorlar.
Siyasi arenadaki oyunculara yakından bakanlar, erozyonun herkesi etkilediğini görecektir. Her parti veya akım, siyasi olarak iflas etmeden önce er ya da geç kartlarını yeniden ciddi şekilde karıştırmalı. Uzun süredir Hizbullah’ın uluslararası kabul görmüş siyasi vitrini rolünü oynayan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’nin rolü sona erdi ama Emel Hareketi’nin ufkunda, Şii dengeyi koruyacak yeterli güce sahip siyasi bir mirasçı göremiyoruz.
Mişel Avn liderliğindeki Özgür Yurtsever Hareket, kendi içinde bölünmüş ve Avn’ın sağlığı yerinde ve cumhurbaşkanı iken Avn'cılar gelecek liderleri etrafında toplanmazlarsa dağılma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak.
Velid Canbolat veya “Bey” beyler zamanının sona erdiğini, bugünün ve gelecekteki Dürzilerinin Kemal Canbolat suikastı sonrasındaki Dürzilerden farklı olduklarını görmezden geliyor. Kendi içinde belki de çocuklarının kendisi gibi liderlik zehrini içmelerini ve bunun yükünü taşımalarını istemiyor ama yine de oğlu Teymur’u kendisinden sonra liderlik için hazırladı.
Samir Caca kendisini ve partisini yenilemek için çok uğraştı ve bunu başardı da. Fakat “Lübnan Kuvvetleri”nin gücünün kendisinin gücüne ve varlığına bağlı olmasından, o olmadan dağılma tehlikesiyle karşı karşıya olmasından korkuyor. Genç liderlere bakıldığında da durum daha iyi değil.
Sami Cemayel, Ketaib Partisi’ni güçlendirmek için gece gündüz çalışıyor, hatta sokaklarda göstericilerin kullandıkları sloganların aynısını kullanıyor ve bir gün cumhurbaşkanı olmayı umuyor. Ne var ki Ketaib, şimdiye kadar halk tabanını ciddi şekilde genişletemedi ve Emin Cemayel’in imgesi olumlu ve olumsuz yönde partiye hakim olmayı sürdürüyor.
Mustakbel Hareketi, kurucusu Refik Hariri suikastının etkilerinden henüz kurtulamadı. En güçlü Sünni akım şimdi iki kardeş arasındaki mücadeleye tanık oluyor. Refik Hariri bilindiği gibi çocuklarından hiçbirini siyasi mirasçısı olması için hazırlamamıştı, çünkü hayallerin miras alınamayacağını biliyordu. Yine de Saad Hariri, Mustakbel Hareketi’ni siyasi eylem için doğru temellere dayanan sağlam bir siyasi parti yapabilir.
Peki Hizbullah için ne söylenebilir? Lübnan’ın içinden geçen tüm milis güçleri yuttuğunu herkes bilir. Ketaib, Lübnan Kuvvetleri, Ahrar Kaplanları Milisleri, Murabitun Hareketi ve her akımdan solcu silahlı örgütlerin sonunda sadece siyasete yönelmeleri ve silahlarını Lübnan topraklarına gömmeleri gibi bir gün Hizbullah’ın milis güçlerinin kaderi de bu olacak. Hizbullah’ın siyasi, ekonomik ve sosyal hizmetler dahil Şii çevresine yaptığı yatırımların yarattığı Lübnan devleti içindeki küçük devlet, can kayıplarının artması, silahlı gücünün dağılması ve sınırlar ötesi savaşlara katılma iştahını kaybetmesi ile buharlaşacak.
Milislerin kaderi ya yok olmak ya da tamamen siyasi eyleme yönelmektir. Miras bırakılan liderliklere gelince, partileri içeriden kemiren siyasi çürümeye o da katkıda bulunuyor. Herkesin değişmeye ihtiyacı var, buna siyasi sınıfın yolsuzluklarına ve beceriksizliklerine karşı sessiz kalan Lübnan halkı da dahil. 4 Ağustos’ta Beyrut’un dörtte biri limanında depolanan amonyum nitrat nedeniyle havaya uçtuğunda bile şehre hüzünlü bir sessizlik hakim oldu. Bu durumda Ekim 2019’da yaşananlara nasıl devrim deriz?
TT
Devrim yanılsaması
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة