Muhammed Rumeyhi
Araştırmacı yazar, Kuveyt Üniversitesi'nde Sosyoloji profesörü...
TT

Bileşen ile egemen olmak arasında Husi

Dünyanın memnuniyetle karşıladığı Suudi Arabistan’ın “Yemen ikilemini” çözme amaçlı son girişimi Husiler tarafında karşılık bulmadı ve bu ilk kez olmuyor. Referansları Yemen’in bağımsızlığını korumak ve Yemen halkının güvende olmasını sağlamak olan pek çok girişim sunuldu ve yine hepsi çeşitli sebeplerle reddedildi. Bu sebeplerden biri, Husi grubunun savaşın devamının varlığının da devamı ve savaşın durmasının projesinin sonunun başlangıcı anlamına geldiğine inanması. İkinci sebep, Husiler İran’ın müttefiki değil, çünkü müttefikler bazen ittifak eder bazen de ihtilafa düşerler. Husiler, İran’a tabi bir gruptur, Tahran emreder Saada’da kendisine tabi olan da tartışmadan ve itiraz etmeden itaat eder.
Medya alanında grup, ister Arap ister yabancı olsun, kamuoyunu yanıltan terimleri zorla kullanıyor. Mesela, bir Yemen hükümeti olduğu izlenimi vermek için Yemen hükümeti kavramını, yine sadece kendisi öyleymiş gibi “ulusal hükümet” kavramını kullanıyor. Bu ikisi gibi pek çok yanıltıcı kavram kullanıyor ve ne yazık ki bazı Arapça yayın yapan medya organları da onu takip ediyor. Husilerin yürüttüğü en büyük dezenformasyon kampanyası ise, mevcut savaşın Yemenliler ile Arap Koalisyonu arasında olduğudur. Bu kesinlikle doğru değil. Savaş, küçük bir Yemenli bileşen ile özgür ve insan hayatının her alanında büyük bir ilerlemeye tanık olan 21. yüzyılda ihtiyaçlarını karşılayan modern bir sivil devlet hayal eden diğer bileşenlerden oluşan Yemenli kitleler arasındadır. Hükmetmek isteyen bir unsur ile katılım isteyen bir egemen arasındaki mücadeledir. Tahran'daki Mollaların Husilerin Yemen'de bağımsız bir devlet kurmalarına yardım ettiği varsayımı, Husileri yöneten elitlerin kafasında var olan efsaneye dayanan bir varsayımdır. Mollaların en büyük amacı, bu görev için Sana'ya yerleştirilen bir grup insan tarafından baştan sona uzaktan kontrol edecekleri bir yapı inşa etmektir. Birinci plan başarısız olursa da ikinci planları; Lübnan hükümetini Hizbullah aracılığıyla kontrol etmeye benzer şekilde, topal ve çarpık bir devlet kurup kendisini silahlı bir grup olan Husiler aracılığıyla kontrol etmek veya Irak’ta devleti zayıflatmak için yapıldığı gibi Husilerin yanı sıra başkalarını tesis ederek silahlı grupların sayısını çoğaltmaktır. Bu olası senaryoların savunucuları var mı diye soracak olursak, cevap, kesinlik evet olacaktır. Bunlar Tahran’ın bölgedeki görünür ve gizli müttefikleridir. İran'ın Yemen'deki projesine desteklerini gizlemeyen, üyelerine eğitim ve destek sağlayan güçler var. Projesi en az Husi projesi kadar kötü niyetli, bölgedeki siyasi durumu daha da kötüleştirmeye çalışan, çıkarlarına bağlı kalan veya onlarla yüzleşmek için herhangi bir gerçek fırsatı engelleyen güçler var.
Husilerin halk arasında yaydığı sloganlarından biri de "İsrail'e Ölüm ve ABD’ye Ölüm", ancak son haftalarda sloganın ikinci yarısı atıldı; çünkü Washington'daki yeni yönetim, Husileri "terörist grup" olarak tanımlamaktan vazgeçti. Bunun yerine bazı liderlerini terörist olarak tanımlamakla yetindi. Husiler, Yemen’i ele geçirmeye odaklı projelerini tamamlamak amacıyla söz konusu yönetimi geçici olarak etkisiz hale getirmeyi umuyorlar. Gerçekler, Husilerle konuşmak istiyorsanız Tahran ile konuşmanız gerektiğini söylüyor. Nitekim haftalar sonra BM’nin Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths ilk kez Tahran'a gitti, ancak eli boş döndü. İran'ın talepleri Yemen'i aşıyor ve orada kendisine tabi bir güce sahip olduğu sürece kaç Yemenlinin açlıktan veya hastalıktan öldüğü Tahran için önemli değil. Yemen’de kendisine tabi bir gücün olmasının Tahran’a maliyeti de sadece, kaçak bir şekilde ulaştırılan insansız hava aracı, birkaç füze ve Husi liderlere gönderilen dolar desteleri. Uluslararası toplum tereddütlü, kayıtsız veya Yemen dosyasının ayrıntılarından yeterince haberdar değil. Aynı zamanda uluslararası medya da Yemen’de "tarihteki en büyük kıtlık" yaşandığı korosuna katılıyor ama bu kıtlığın failine özellikle de Husiler’e atıfta bulunmuyor. Bu kıtlığın müsebbibi, çocukları silah taşımaya zorlayan, Yemen’in yeteneklerini baltalayan ve Yemen'e gelen tüm insani yardımları çalan, Yemen’in kaynaklarına hükmeden silahlı yetkileri ile bizzat Husilerdir.
Husi'nin Yemen'i yönetmek için müjdelediği ideolojik model sona erdi ve kartları düştü. Tahran’da olduğu gibi pek çok yerde bugün yaprakları sararıp soluyor. Bu model, Husi grubu dışında tüm siyasi eğilimleri ile Yemenliler dahil olmak üzere ulusların özlem duyduğu insani gelişmenin önünde bir engel olarak duruyor. Bugün Husilere karşı en çok fedakârlık yapanlar, projesine karşı geniş ittifaklarıyla Yemenlilerin kendileridir. Husilerin benimsediği din ve devleti birleştiren ideolojik model, insanlık tarihinin bir döneminde kabul edilmiş bir modeldi. Nitekim Hamideddin yönetiminin devrilmesi ile bu modelden kurtulan son toplumlardan biri de belki Yemenlilerdir. Bugün, üçüncü milenyumda ise, bu kombinasyon, eğitim ve sağlıkla ilgilenme, savunma güçlerini ve devlet maliyesini organize etme gibi kurumları koruma ve gözetme sorumluluğu olan modern devlete uymuyor. Bunlara ilaveten modern devletin evrensel olarak tanınan insan hakları ile de mutlak bir şekilde ilgilenmesi gerekiyor, çünkü bu hakların ihlali ülkenin izolasyonuna neden olur ve vatandaşlarını uluslararası faaliyetlere katılmaktan mahrum eder.
Bugün Yemen’deki çatışmaya bakıldığında, esasen çağa ayak uyduran bir sivil devlette yaşamak için geleceğe duyulan özlem ile Yemenlileri yıkıcı bir sömürgeciliğe boyun eğdirmek isteyen karanlık bir gücün yardım ettiği ezici bir güçle geçmişe zorla geri dönüş arasında bir mücadele olduğu görülecektir. Söz konusu karanlık güç, Yemen’in temsil ettiği ekonomik ve stratejik kaynakları ele geçirmenin yanı sıra komşularının güvenliğini ve emniyetini zayıflatmak için kullanacağı köleler istiyor. Tarih boyunca siyaset, inançlara zarar verdi ve bu zarar bugün tanık olduğumuz İran projesi ile bir kez daha cisim buluyor. İran’ın projesi, halklar arasındaki ilişkileri zehirledi, birçok trajediye neden oldu. Yemen ve diğer komşu ülkelerde neden olmaya devam ediyor. Ama Yemen daha trajik, özellikle de yol açtığı yoksullaşma ve yıkıma rağmen Lübnan'ın durumunun Yemen'e nispeten daha iyi olduğunu varsayarsak. Lübnan ve Yemen, bölgemizi acımasızca ve merhametsizce vuran trajedinin iki örneğidir ve başkaları da var. Tarihsel bağlamın dışında olan söz konusu projeye itirazları gittikçe yükseldiği, eli kolu bağlı İran halkları da bundan müstesna değil. Yalan söylemeyen rakamlar bize Suudi Arabistan, BAE ve diğer Körfez ülkelerinden Yemen’e milyarlarca dolar tutarında devasa insani yardım akıtan bir arterin olduğunu söylüyor. Bu arter Yemenlilerin insani ihtiyaçlarını karşılamaya devam ediyor, çünkü Yemen halkı kardeş bir halktır. Yemen’e yardım, yalnızca son 10 yılda değil, uzun bir süre yapılması gereken bir görev. Bu destek ile İran'ın Husilere verdiği destek arasındaki fark, ikincisi savaş için verilirken, birincisinin sevgi için olmasıdır ve sevgi er geç savaşa galip gelecektir.
Son söz; Husilerle diyalog, rüzgârı elinde tutmaya çalışmak gibidir, çünkü Yemen’in bileşenlerinden biri olsalar da artık zamanla ilgisi olmayan bir düşüncenin arkasında faaliyet göstermekten ve Yemen’e egemen olma emellerinden ödün vermiyorlar.