ABD Başkanı Joe Biden'in 11 Eylül 2001 saldırılarının yirminci yıldönümünden iki gün önce yaptığı açıklamaya göre görevlerini tamamlayan Amerikan güçleri Afganistan'dan çekilmeye başlıyor. Böylece Biden yönetimi, Trump yönetiminin Şubat 2020'de “Taliban” ile imzaladığı anlaşmaya kısmen uymuş oluyor. Bu geri çekilme sürecinin 1 Mayıs 2021'de tamamlanacağı varsayılıyordu, fakat pratikte dört ay daha uzadı. Trump ve Biden yönetimleri bu hususta aynı şeyi düşünmektedirler. O da, bir zafer ihtimali olmaksızın savaşın sonsuza kadar devam edemeyeceğidir. Bu, bütün darbelere rağmen kendini tekrardan örgütleyebilen bir düşmanın önündeki kısmi bir yenilginin kabulüdür. Sonuç olarak bu gücün, müzakere tarafı olarak kabul edilmesi zorunlu olmuştur.
Başkan Biden yeni tarihte çekilme sözü verdi. Taliban’la yapılan anlaşmada yer alan hususlara bağlılığı, kullandığı ‘önkoşulsuz’ ifadesinde açıkça görünmektedir.
Nitekim bu ifade, Taliban ile yapılan anlaşma metninde belirtilen üç koşulun görmezden gelindiğini gösteriyor.
Bunlar, Taliban’ın hükümete katılması için barışçıl bir formüle ulaşmak adına Afgan hükümeti ile müzakerelerde bulunma taahhüdü, özellikle de DEAŞ başta olmak üzere aşırılık yanlısı gruplarla yüzleşme taahhüdü ve hükümet güçlerine yönelik saldırıları azaltma taahhüdüdür. Bu taahhütler yerine getirilmedi.
Şimdi herkes Taliban’ın ve ona destek olan grupların ülke genelinde hükümet güçlerine karşı düzenleyeceği bahar saldırılarını bekliyor. Şubat 2020'de Doha'da imzalanan anlaşmanın ardından hükümet güçlerine yönelik bu saldırılarda bir artış oldu ve on binlerce sivil hayatını kaybetti.
İdeal fikirler vakıada mevcut değildir. ABD, terörizme karşı uluslararası savaş adı altında Taliban ve El Kaide'nin varlığını sona erdirmek adına modern teçhizatlar ve ölümcül silahlarla donatılmış yüz binden fazla askerle Afganistan’a girdi. ABD burada yalnızca askeri bir zafer kazanmanın yeterli olmayacağını anladı. Afganistan'ı, devletin ‘Taliban’ ve ‘El Kaide’ yönetimleri altında olduğu duruma kıyasla göreceli bir modernliğe götürecek alternatif bir siyaset inşa etmek de gerekiyordu. Afganistan sahnesindeki temel ikilem tam burada yatmaktadır. Nitekim, ABD’nin ve Avrupa’nın son yirmi yıl içerisindeki olağanüstü destekleriyle inşa edilen Afgan hükümeti, Taliban karşısında askeri olarak ayakta durabilecek durumda değil. Ayrıca Taliban, ABD ve NATO'nun çekilmesinden sonra muzaffer bir güç olarak Kabil'e girmeye hazırlanıyor. Ana hedefi, Afganistan'ı, özellikle de mevcut Afgan hükümeti başta olmak üzere herhangi bir tarafla ortaklık kurmaksızın yirmi yıl geriye döndürmektir.
ABD’nin çekilmesi, yalnızca Afganistan'daki dengeyi değil, aynı zamanda bölgesel çevresini de yeniden şekillendirecektir.
ABD’nin, Afganistan'ın geleceği hakkında ortaya koyduğu fikirler iki yönlüdür. İlki, NATO temsilcisi olarak Pakistan, Hindistan, Çin, Rusya ve Türkiye başta olmak üzere komşu ülkelerden sorumluluklarını yerine getirmelerini talep etmektir. Oysa bu komşu ülkelerin Afganistan'ın geleceğine ilişkin tek bir vizyonu bulunmuyor.
Tek amaçları, Amerikalıların ayrılması ve geride herhangi bir askeri üs veya operasyon noktası bırakmamalarıdır. Afganistan içinde çeşitli ittifaklar kurulmuştur ve bunların kendi aralarındaki çatışmalar ülkedeki krizin devam etmesinde önemli rol oynamaktadır. İran'ın ülkenin kuzeybatısındaki Şiiler üzerindeki etkilerinden bahsetmiyorum bile.
Washington'un, “Taliban” hareketiyle eski ve yeni ilişkileri nedeniyle güvendiği Pakistan, ABD’nin geri çekilmesini destekliyor ve iki ülkeye faydalı olacak kalkınma projelerine katılımını sağlayacak istikrarlı bir Afganistan'ı dört gözle bekliyor. Ruslar, Taliban’ın katılacağı bir geçiş hükümeti öneriyor. Bu, ABD Dışişleri Bakanı'nın öne sürdüğüne yakın bir fikirdir. Her iki öneride eksik olan, Taliban'ın da katılacağı yeni bir hükümetin kurulabileceği temele ilişkin standartların yokluğudur. Oysa Taliban, ülkeyi yöneten bir hükümetin varlığını reddetmesinin yanı sıra onunla müzakere etmeyi hiçbir şekilde kabul etmemekte ve ABD ile diyalogda hükümet temsilcilerinin katılımını reddetmektedir. Cumhurbaşkanı Eşref Gani ise kendi adına, çatışmayı durdurmaya yönelik bir bildirge ile geçici barış hükümeti kurulmasını birleştiren bir vizyon sunuyor. Fakat mevcut gerçekliğin bu fikirlerle uzaktan yakından ilgisi yoktur.
ABD’nin önerisinin ikinci yönü, Taliban’ın iktidar pozisyonunda ya da ona ortak olmasıyla birlikte gizli bazı anlaşmalar yapmaktır. Bununla amacı, El Kaide ve DEAŞ başta olmak üzere terör örgütleriyle olan mücadeleyi denetlemektir. Bunun için, istihbarat birimi ile sınırlı güçlerini burada tutmayı istemektedir.
Bazı kanıtlar ve bilgiler, bu başlık altında gerçekleşen tartışmalara işaret ediyor. Ancak Taliban'ın bunu kabul ettiğine dair bir gösterge yok. ABD’nin Afganistan’daki varlığını bir parça da olsa devam ettirme endişesi, terörist gruplarla yüzleşmekle sınırlı değildir.
Bunun, Doğu Asya'daki varlığını pekiştirip Çin ile yüzleşmeye odaklanan stratejiyle yakından ilişkisi vardır. Burada bir çelişki var gibi görünüyor. Zira Afganistan'dan iç sahneyi kontrol altına almadan çekilmesi ve mevcut hükümeti terk ederek onu meçhul bir gelecekle karşı karşıya bırakması, küresel rolünü yerine getirmekte yorulduğuna dair güçlü bir mesaj vermektedir. Nitekim Afganistan’ın yanı sıra Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da da geri çekilme eğilimlerini görmekteyiz.
Tüm bu planlar, gizli anlaşmalar ve müdahalelerin gölgesinde Afganlar nerede duruyor? Başkentin ve büyük şehirlerin sakinleri, zor günlerin tekrar geleceğini düşünüyorlar.
Kadınlar başta olmak üzere çoğu kişi işini kaybetmeye hazırlanıyor. Bazıları, artık asla barış yüzü göremeyeceklerini düşünüyor ve göçe hazırlanıyor.
Beklentiler, üzüntü, umutsuzluk ve belirsizlikle dolu. Bununla birlikte direniş ve kendine güvenmekten başka alternatif yok.
TT
Afganistan meçhul bir gelecekle karşı karşıya
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة