Mustafa Fahs
TT

Lübnan: Bir hâkim, bir asker ve bir harami!

Lübnanlı Milletvekili Elie Ferzli, Lübnan Genelkurmay Başkanlığını Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ı Baabda Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan çıkarmaya ve iktidara el koymaya çağırması sonrasında siyasi, askeri ve halk çevrelerinde tartışmalar çıktı.
Ferzli’nin bu çağrısının iki boyutu bulunuyor; İlk olarak Mişel Avn yönetimini destekleyen, onu şiddetle savunan, Avn’ı destekleyen Suriye - İran eksenine tarihsel açıdan bağlı olan ve Şam rejiminden geriye kalanlara bağlı olan siyasi bir isimden geldi.
İkinci boyuta gelince, modern Lübnan tarihinde müstesna bir adam olan Fuad Şihab zamanında bir kez iktidara gelen ordu aracılığıyla Mişel Avn yönetimini sona erdirmenin gerekliliğine dair aleni bir açıklama yapıldı. Durum, geçen yüzyılın ikinci yarısının başında Arap ülkelerinde yaşananlara benzer askeri bir darbe yoluyla değil, Hamid Franciye tarafından yönetilen siyasi çözüm yoluyla gerçekleşmişti.
Geçen yüzyıldaki siyasi değişim aşaması askeri darbelerle bağlantılıydı. İktidardaki rejimlere karşı darbesine kılıf bulmak için, yasal ve siyasi meşruiyet eksikliğini telafi eden halk meşruiyeti elde etmek üzere çeşitli ülkelerde bunlara devrimler denildi. Arap Baharı döneminde silahlı kuvvetler, Mısır, Tunus ve Sudan’daki geçiş aşamalarının güvence altına alınmasında ve siyasi sürecin desteklenmesinde kilit bir rol oynadılar. Zira bunlar, Libya ve Suriye’de olduğu gibi iktidar rejimi veya iktidar partisini takip eden ulusal kuruluşlardı, ideolojik değil.
Siyasi ve toplumsal yapısı ve hassasiyetinin ordu doğasına yansıması bakımından Arap çevresinden farklı olan Lübnan’a gelince o, Taif Anlaşması’ndan sonra ülkenin tanık olduğu siyasi ve güvenlik virajlarında bile hareketini kısıtlayan mezhepçi otoritenin doğasıyla sınırlandırılmış durumda. Öyle ki iktidar sistemi, iç savaşta olduğu gibi, ordunun birliğini koruma ve bölünme risklerinden kaçınma bahanesiyle orduya sürekli şantaj yapma ve onu kamu sahnesinden uzaklaştırma sürecini sürdürdü. Bu uyarıların bir sonucu olarak Lübnan siyasi sınıfı, askeri darbe yapmanın ve hatta siyasete doğrudan müdahalede bulunmanın imkansızlığı nedeniyle, ordunun siyasi yaşamdaki konumuna hiç dikkat etmedi.
Pratikte, 17 Ekim halk hareketi, Lübnan ordusunun yeni bir siyasi ve sosyal durumu dikkate almasında bir dönüm noktası oluşturdu. Bu durum orduyu, otorite içerisindeki pozisyonunu yöneten ve kontrol eden sabitlere karşı çıkmaya veya isyan etmeye zorladı. Bu nedenle bazı siyasi güçler, orduyu Ekim unsurlarıyla ‘gizli anlaşma’ yapmakla ve onlara karşı hoşgörülü olmakla suçlarken, Ekim güçleri de başta güvenlik güçleri olmak üzere bazı sektörlerinin protestoculara karşı davranışlarına yönelik güçlü eleştirilerini dile getirdiler ve yönetimin korunmamasını talep ettiler. Ancak bu, karmaşık konumu, intifada ve temel bileşenlerine dair krizden çıkmadaki gelecek rolleri hakkında tartışmalara yol açtı. Tartışma, Lübnan’ın mevcut halinde uygulanabilecek dış modellerin kullanılabilip kullanılamayacağı meselesini de kapsadı.
Bu dönemde Milletvekili Ferzli’nin önerisi, onu cumhurbaşkanlığı yarışının dışında tutmaya çalışan Genelkurmay Başkanı Joseph Avn’ın muhalifleri tarafından sömürülebilir. Bu nedenle ezici kaosun uluslararası endişeleri artırdığı bir dönemde, performanslarına ve bireylerine doğrudan yansıyan ekonomik krizi başlatan askeri teşkilatı hedef almakta tereddüt etmediler. Bu durum, rolünü iktidarın şartlarından uzakta oynayabilmesi için askeri düzenin ihtiyaçlarını güvence altına almayı sağlayacak Arap ve uluslararası eylemi gerektirmektedir. Aynı şekilde orduya destek sağlamak, geriye kalan devlet kurumlarının ayrışmasında ekonomik ve mali krize güvenenlerin de önünü tıkayacaktır.
Ordu hakkında konuşmak, ufkun tıkandığının bir itirafıdır. Ve hiçbir çözüm, egemen sınıfı, özellikle de ordunun ve liderliğinin daha geniş yetkilere sahip olması fikrinden doğrudan zarar gören tarafları kurtaramaz. Bu nedenle bu önerinin gerçekleşmesi halinde durum, Genelkurmay Başkanı Joseph Avn’ın adını sistematik olarak lekeleyecektir. Ayrıca ‘bir geçiş hükümeti kurmak’ için büyük bir intifada önerisi yapan, Uluslararası Adalet Divanı’nda hâkim Navaf Selam’ın ismini de karalayacaktır.
Bu bağlamda ‘rolünü ihtiyatlı bir şekilde uygulayan ordu ve yasama sahnesinde varlığı genişleyen ahlaki bir hâkim’ ile ‘uluslararası toplumun ekonomik ve siyasi reformların koşullarına bağlılığı ve ordu tarafından korunan reform sürecinde yargının temel rolüne yönelik bir dış bahis’ arasında, bir Lübnan değişim modeli sağlayan, ayrıca 17 Ekim intifadasının kriterleriyle çelişen bir ikilem şekillenebilir. Aynı şekilde otoritenin intifadaya karşı darbesini tamamlama girişimlerine sınır koyulabilir. Bu çerçevede iktidar haramileri, ‘bir hakim, bir asker ve bir harami’ başlığı altında değiştirilmiş oyunlarının son bölümünde rollerini oynamaya devam ediyorlar.