Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Uluslararası sistem ve devletlere alternatifler

Uluslararası sistem ve devletlere alternatifler

Pazartesi, 6 Eylül, 2021 - 11:45

ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin belki de en önemli ve belirgin sonucu, eğer bunu bir yenilgi olarak tanımlamak doğruysa, ne Amerikan yenilgisi ne de Taliban Hareketinin zaferi ve ülke üzerindeki yeniden kontrolünün yansımaları değildir. Daha ziyade, uluslararası alanda meşruiyeti tanınmış bir devlette dini açıdan aşırılık yanlısı bir örgütün yönetim üzerindeki kontrolünün ilk kez uluslararası olarak tanınmasının, olması beklenenler üzerindeki sonuçlarıdır. İlk kez bir milis gücü devlet kurmuyor, DEAŞ daha önce örnek olarak bunun temelini atmıştı. Yine ilk kez bir devrimci grup zafere ulaşıp silah zoruyla devletini kurmuyor. Yeni tehlike, hareketin tamamen yerli unsurlardan oluşmaması, dünyanın her yerinden gelen cihatçıları da içermesi.

Kuşkusuz bu eğilimin önünü açan, Washington'un Afganistan'daki varlığını sona erdirmek için Taliban ile bir anlaşma imzalamasıydı. Bu imza, uluslararası sistemde mevcut otoriteler yerine silahlı grupların rollerini güçlendiren yeni ve derin bir trendin temel bir kanıtı. Taliban ile anlaşma, Amerikalıların dayanaklarını sağlamlaştırmaya güçlü bir şekilde katkıda bulundukları Afgan devletinin artık geçiş sürecinde bir ortak olarak elverişli olmadığının - bir itirafı değilse de – göstergesi.

Yaşananlar, uluslararası sistemde olduğu gibi, siyasi sistemde de yeni bir bölüm gibi görünüyor. Yeni bölüm, 1979 İran İslam Devrimi'nden bu yana silahlı grupların rollerinin ve faaliyetlerinin birikiminin yanı sıra ABD'nin aynı yıl Afganistan’da Sovyet işgaline direnen silahlı (cihatçı) örgütlere verdiği desteğin bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Kırk yılı aşkın bir süredir İran rejimi, devrimi ihraç sloganı altında bölgedeki devlet dışı grupları doğrudan ve dolaylı biçimde destekledi, eğitti, finanse etti ve yaydı. Yıllar geçtikçe, cezbedilmesi ve kontrol edilmesi amaçlanan ülkelerde, ideolojik olarak şiddet yanlısı silahlı grupları çoğaltma olgusu güçlendi. Savaştan başka hiçbir projesi olmayan, devletleri kışkırtarak, varlıklarını ve meşruiyetlerini istikrarsızlaştırarak, güvenlik kurumlarına ve seçilmiş organlarına karşı güçlenerek, karar alma mekanizmalarını gasp ederek faaliyet gösteren ve büyüyen gruplar yaratıldı. Bu uygulamalar, İran'ın oluşturduğu gruplarla sınırlı kalmadı, çünkü onların varlığı radikal Sünni grupları büyümeye ve güç kazanmaya teşvik etti.

Taliban örneği tek ya da münferit değil. Filistinli Hamas Hareketi daha önce kendisini Filistin Otoritesine dayatmış, barış sürecinin tüm sonuçlarını ve FKÖ (Filistin Kurtuluş Örgütü) ile İsrail arasındaki Oslo Anlaşmasını reddetmiş, ölümcül bir bölünmeyi, iki başlı, çatışan ölümcül bir otoriteyi zorla dayatmıştı. Bu ise halkı yormuş, Filistin Otoritesini zayıflatmış, Filistinli müzakerecinin kafasını karıştırmış, İsrail-Filistin barışını bir serap haline getirmişti. Elbette bu da, ister şahinlerden ister güvercinlerden olsun, İsrailli müzakereciyi rahatlatmıştı.

İşte şimdi Hizbullah da bölgesel rollerdeki mezhepçi silahıyla Lübnan devletinin boğazını sıkıyor. Devletin kararlarını yok sayıyor, onu zayıflatacak kadar kendisine boyun eğdirmekte çok ileri gidiyor. Onların iradesini küçümseyecek ölçüde toplumun geri kalan bileşenleri ile istişare etme gerekliliğini umursamayıp onlara üstten bakıyor. Yemen modelinde ise Husilerin her ne kadar kıt olsalar da modern devletin kazanımlarını çarçur ettiğini, yayılmacı eğilimini tatmin etmek için İran'ın da desteğiyle vizyonsuz ve düşüncesizce yıkıcı bir iç mücadeleye giriştiğini görüyoruz.

Tüm bu modeller, son Afgan olayından ve Taliban ile anlaşmadan önce mevcuttu. Yaşananlarda asıl endişe verici olan husus, Batılı ülkelerdeki birçok tarafın pek çok şeye karşı hoşgörülü davranma, hatta göz yummakta acele etmesidir. Bunlardan en öne çıkanı, DEAŞ'ın Afganistan'da ortaya çıkışı ve çeşitli taraflara mesajlar gönderen akıllı bir zamanlama ile iki intihar saldırısını üstlendiğini açıklamasıdır.

Bilgelik, ABD'nin çekilmesinin özellikle bölge ülkeleri üzerindeki yansımalarının gerçekliğini izlemek için biraz beklemeyi gerektiriyor. Varsayımların, sonuçların, yargıların ve bunların üzerine inşa edilen görüş ve teorilerin bolluğu görüşü belirsizleştiriyor. Bunlar ister Taliban'ın zaferini alkışlayanlar isterse bu olayın sonuçları konusunda ne yapacağını bilemeyenler, ABD'nin Afganistan'dan çekilmesinin bölgeyi kalıcı ve tamamen terk etme politikasının son rotası olacağından korkanlar tarafından ortaya atılsın. Peki, ABD’nin bölgeyi kalıcı olarak terk edeceği doğru mu?

Elbette bariz ve dayanaklı bir cevap mümkün değil, ancak Washington'un Ortadoğu politikasını ve krizlerine müdahil olmasını etkileyen iki faktörden bahsetmek gerekiyor. Geri çekilme, daha doğrusu bölgedeki savaşlara askeri müdahalede bulunmamak, Washington'da neredeyse oybirliği ile kabul edilen stratejik bir politika olsa da, ilk faktör, yani İsrail'in Ortadoğu'nun kalbindeki varlığı dikkate alınmalı. Onu ve ABD'nin bölgeye yönelik karar ve politikalarındaki rolünü yok saymak saflık ve basitlik olur. İki ülke arasındaki ilişkilerde meydana gelen tüm değişikliklere rağmen, Washington ve Tel Aviv'de iktidarda kim olursa olsun, stratejik ilişkilerde bir devrime yol açmayacak. Paylaşılan hayati çıkarlar temel ve köklü olduğundan, bahsedilen herhangi bir ciddi değişikliğin yakın veya orta gelecekte yeri yok.

İkinci faktöre gelince, Washington’da siyasetin bizi alıştırdığı şeydir. O da ister başkanlık ister yasama seçimlerinin sonucu olarak meydana gelen değişikliğin, Washington'un dış pozisyonları üzerinde etkisi olduğudur. 1983'te Lübnan'dan çekilen Ronald Reagan'dan, 2021'de Afganistan'dan çekilen Joe Biden'a yönetimin dış politikalarının açıklanmış çizgisinin istikrarı hakkında ne söylenirse söylensin, Donald Trump'ın görev süresi boyunca özellikle İran'a yönelik tavrı ve azami baskı politikası, Washington'un politikalarında gelecekte bir değişiklik potansiyeline işaret ediyor. Son Afgan olayı ve bilhassa acele çekilme yöntemi açısından sonucunun, İran'dan Irak ve Suriye'ye kadar bölgede birden fazla konuda ABD'nin aldığı kararlarda sınırlı da olsa etkileri olacak.

Başkan Biden büyük olasılıkla yapılan hataların büyüklüğünü hissediyor. Zira siyasette tecrübesiz olan ekibinin ve çevresindeki çoğu kişinin aksine deneyimli bir politikacı. ABD'yi terörist saldırılardan korumanın Taliban'ın taahhütleriyle sınırlı olmadığının, bunun yerine meşruiyet standartlarına göre kendisinden hesap sormak için esas olarak dünyanın neresinde olursa olsun devleti güçlendirmeye bağlı olduğunun belki de farkında. Merkezi bir role sahip olan devlet ve kararları, kendisine isyan eden, kurumlarını istila eden ve meşru dayanaklarını deviren milis gruplarına ve savaş ağaları çetelerine bağlı değildir. Ülkelerin kendi içindeki ve arasındaki kaos, tahakküm ve zorbalık mantığı, çekişmeleri ve içgüdüleri körükleyen, felaket getirecek zafer yanılsamaları dışında çözüm ve alternatifler sunmadan, sadece yapısal kırılganlıklarını şiddetlendirdi. Bütün bunlar, terörizmin bileşenlerini güçlendiriyor, teröristlerin kontrolünü zorlaştırıyor, dünyanın birden fazla bölgesine yayılmalarını pekiştiriyor.

Afganistan'da yaşananlar, özellikle bu tür örgütleri tanıma politikası trend haline gelirse, bölgedeki ulus devletlere bir darbe gibi görünebilir. Özellikle de bölgemizdeki çoğu ülkede modern ulus devletin temel direklerinin, onları demokratik modernleşme yoluna sokmak, vatandaşlık ilkesini güçlendirmek için hala bakım ve ihtimama ihtiyaç duyduğu bir zamanda. Başkan Biden ve büyük bilge liderlerin korktuğu terörizmin yayılmasını sınırlayacak olan da bu, yani demokratik modernleşme yolu ve vatandaşlık ilkesinin güçlendirilmesidir.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya