Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

“Görev tamamlandı”dan “devir teslim”e

“Görev tamamlandı”dan “devir teslim”e

Salı, 2 Kasım, 2021 - 09:15
Davud Ferhan
Iraklı yazar

Iraklıların 2003'ten bugüne ülkelerinde yaşananları unutmamaları için zaman zaman Amerikan işgali belgelerine göz atmaları bir gerekliliktir. ABD’nin Irak işgali, işgalcilerin kendi ağızları ve gazeteleri vasıtalarıyla söyledikleri gibi; "görevin başlaması”ndan Amerikan işgali ile İran işgali arasındaki “devir teslim”e kadar sürdü. Irak işgali, ilk önce Irak, ardından Yemen, Suriye, Lübnan ve Libya'da olduğu gibi anavatanını, halkını, tarihini ve geleceğini riske atan her Arap ülkesi için önemli ve vahim bir derstir.

ABD merkezli Newsweek dergisinin 5 Mart 2010'da yayımlanan sayısının kapağında Amerikan halkına bir "müjde" taşıyan, büyük harflerle yazılmış şu başlık yer alıyordu: "Sonunda kazandık: Demokratik bir Irak'ın doğuşu"

Bunu yavaşça okursanız bir espri ya da eski ABD Başkanı George Bush'un söz konusu başlık atılmadan, 7 yıl önce yaptığı "görev tamamlandı” açıklamasına yönelik keskin bir alaycı eleştiri olduğunu anlarsınız.

Amerikan işgalinin herhangi bir gününde, ardından gelen yerleşimci İran dönemi günlerinde basılmış herhangi bir Arap gazetesini önünüze koyun. Irak isminin haberlerden ve köşe yazılarından eksik olmadığını görürsünüz. Ne var ki bu gazeteler, küresel pazarları dolduran yenilikçi Irak icatları, ekonomik refah, siyasi istikrar ve ardışık hükümetlerin fabrikalar, elektrik tesisleri, üniversiteler, okullar, hastaneler, havaalanları, limanlar, yollar, barajlar, göller ve tarım gibi kalkınma projeleri inşa etmedeki dinamizminden bahsetmiyorlar. 2003’ten bu yana bunların hepsi bir hayalden ibaret ve sadece kağıt üzerinde kaldı. Aksine gazeteler hep yönetimdeki genel yolsuzluk ve kaostan, devlet içinde devlet veya zayıf devlet içinde güçlü devlet haline gelen milislerden ve denetim dışı silahtan bahsettiler.

Amerikan dergisinin “demokratik Irak”ın doğuşu iftirasını taşıyan o sayısının yayınlanmasının üzerinden 11 yıl geçti. Bu süre içinde herhangi bir Irak, Arap veya yabancı gazete ya da herhangi bir uydu kanalının arşivlerini tarayın. Eğer kuzeyden güneye milyonlarca Iraklıyı sevindirecek bir haber bulursanız Arşimet gibi “Buldum!” diye bağırın.

Irak, 18 yıldan fazla bir süredir devam eden ıstıraplar, felaketler, yolsuzluklar, ülkenin zenginliklerini yağmalayan, yurtiçinde ve yurtdışında milyonlarca Iraklıyı yerinden eden, egemenliğini komşu olan ve olmayan ülkelere teslim eden zayıf, mezhepçi ve ırkçı hükümetlerin yönetimi boyunca itibarına ve halkın çıkarlarına önem veren, gelişen ve adil bir ülke bileşenlerinin geri dönüşüne dair herhangi bir kanıt görmedi.

New York Times gazetesi on yıldan fazla bir süre önce, çeşitli Irak kurumlarındaki yaygın yolsuzluğun devlet için gerçek bir tehdit olduğu kadar bir güvenlik tehdidi ve binlerce masum Iraklının ölümüne yol açan ölümcül bir tehlike oluşturduğunu vurgulamıştı. Temel ikilem, insanların büyük korkularının nedeninin sistemin kendisinden kaynaklanan güvenlik riskleri olmasıydı. Yolsuzluk, ardı ardına gelen üst düzey komutanlardan başlayıp “kontrol noktaları” adı verilen ama aslında yolsuzluk, rüşvet, tutuklama ve suikast yuvaları olan yol ve köprülerde bulunan güvenlik noktalarında konuşlandırılmış askerlere uzanıyordu. Irak öyle bir dönemden geçti ki insanların bir araya geldikleri törenlere ve toplantılara bomba yüklü araçlarla düzenlenen saldırılar artmıştı. Yüksek Yargı Konseyi Sözcüsü, "Bomba yüklü araçlar gökten inmiyor. Sokaklarda ilerliyor ve güvenlik noktalarından kolayca geçip hedeflerine ulaşıyorlar" demişti. Bu, yolsuzluk olmasaydı yerel teröristlerin söz konusu noktaları aşamayacakları anlamına geliyor. Diğer yandan ziyaret izni alabilen tutukluların aileleri, gardiyanların ihlallerine maruz kalıyor ve çocuklarını görebilmek için onlara para ödemeye mecbur bırakılıyor.

Eski Irak İçişleri Bakanı Cevad Bolani birkaç yıl önce, ülkedeki yolsuzluğun yarı çökmüş devletin yapısına gerçek bir tehdit oluşturan bir "olgu" haline geldiğini itiraf etmişti. Dahası Bakan, “ölüm mangalarının” bakanlık içindeki güvenlik görevlileri tarafından yönetildiği itirafında da bulunmuştu! Bolani’nin göreve geldikten sonraki iki yıl içinde 62 bin bakanlık çalışanının görevden alındığını söylemesi, yolsuzluğun boyutunu anlamak için yeterlidir. Devlet kurumlarındaki yozlaşmış olan üst ve alt düzey yetkililer arasında fark yok. Örneğin bir ulaştırma bakan yardımcısı, Bağdat Uluslararası Havalimanı'nın güvenliğini üstlenmek isteyen bir güvenlik şirketinden anlaşma karşılığında 100 bin dolar rüşvet almaya çalıştığı için tutuklandı. Irak’ta yolsuzluk “demokrasi” denilen sürece kadar uzanıyor. Öyle ki ABD’li General David Petraeus, tuhaflıkları, çelişkileri, yozlaşmaları ve yalnızca toplumda değil, aynı zamanda mevki, elçilik ve imtiyazların dağılımında da görülen adaletsizliği nedeniyle Irak'taki siyasi sistemi “Irakrasi” olarak adlandırmıştı. Petraeus, işgalin başlangıcında Ninova şehrini işgal eden 101’inci Hava İndirme Tümeni'nin komutanıydı. Daha sonra CIA’in başına getirilene kadar Irak'taki ABD kuvvetlerinin komutanlığını yaptı ve bu görevde tam anlamıyla başarısız oldu. Siyasi ve askeri analistler, Petraeus'un ABD'yi Irak'ta yutan başarısızlık bataklığından kurtaramadığını söylemişlerdi. 

ABD Başkanı George Bush'a göre Iraklıları özgürleştirmeye gelen ABD’nin Irak’ta bulunduğu süreçte binlerce Iraklıyı tutuklaması bir tür "melodram." Amerikalılar gecenin bir yarısı Iraklıları evlerinden dışarı sürükler ve gözaltı merkezlerine sevk ederlerdi. Ebu Gureyb Hapishanesi’nin hücrelerinin duvarları, yaşanan talihsizliklerin tanığıdır. Tüm bu karanlık yıllardan sonra ABD’liler, 4 binden fazla Amerikan askerini kaybettikten sonra Irak'ın iddia ettikleri ve övündükleri gibi Ortadoğu'da demokrasi için "yol gösterici bir fener"den ziyade bir cehenneme döndüğünün ayrımına vardılar.

ABD’liler Bağdat'taki iktidarın anahtarlarını teslim etmek için İran'ın en kötü işbirlikçilerini seçtiler. Ekonomi, ticaret, petrol kaynakları, merkez bankası, elektrik, iletişim, diplomasi, silahlı kuvvetler ve cezaevleri yönetimini devrederken içlerinden en yozlaşmışlarını buldular. İşgalin başlamasından sadece birkaç ay sonra İran'a bağlı çok sayıda milis grubu yaygın yolsuzluk, suikastlar, tutuklamalar, cehaletin, çöküş ve karanlığın yayılması için Iraklı akademisyenlerin, eski subayların, üniversite profesörlerinin, doktor, sanatçı ve şairlerin tasfiyesini gerçekleştirdi. Bu nedenle Irak; Afganistan veya Somali'ye dönüştü. Irak’ta İran'a sadık milislerin yanı sıra işgalin ilk günlerinde devletin ve kurumlarının parasını ve kaynaklarını, petrol kuyuları ve cumhurbaşkanlığı saraylarını yağmalamak gibi her tür yolsuzluğu “meşrulaştıran” yozlaşmış din davetçileri kadar nefret edilen bir şey yoktur.

Yolsuzluk, hızla ordu ve polis dahil olmak üzere Irak kurumlarıyla sözleşme yapan Amerikan şirketlerini de kapladı. Amerikan gazetesi Washington Post’taki bir haberde, yeni Irak ordusuna ait araçlar için yedek parça tedarik eden özel bir müteahhitlik şirketinin ABD askeri makamlarına sunduğu faturaları şişirerek bu parçalara değerinden fazla bir değer biçtiği açıklandı. Örnek vermek gerekirse; bir arabanın yan aynasının piyasa fiyatı 14 doları geçmezken faturada 237 dolar olarak belirlenmişti.  Piyasa değeri 1 dolar olan bir ince kauçuk lastik kılıfı ise 196 dolardı.  Bilindiği gibi ordu genellikle bu yedek parçalardan büyük miktarlarda satın alır. Yedek parçadaki bu yolsuzluk, silah, giysi, yiyecek ve zırh gibi daha birçok alandaki yolsuzluğun boyutu için bir ölçü olabilir. Tek bir kurşunla başlayan askeri yolsuzluk, kör olmuş füzeler ve kullanılmış askeri uçaklar satın alma noktasına kadar vardı. Iraklı politikacılar ve arabulucular, ülkenin zenginliklerini zimmete geçirmekte ustalaştılar. Öyle ki komşu ülkeleri Bağdat'ta bir araya getiren konferansın asıl maliyetini on ile çarparak, tek bir konferans sayesinde 1 milyar dolardan fazla bir parayı zimmetlerine geçirdiler. Yozlaşmış politikacılar, 2003'ten önce var olan ulusal rejimde bakanlara ait olan ve el koydukları saraylarını onarmak ve dayayıp döşemek için söz konusu konferansa tahsis edilen bütçeyi dahi yağmaladılar.

Yalnızca ABD Savunma Bakanlığı için yapılan 22 bin ticari işleme dair ilk denetimler, işgalin ilk yıllarındaki hırsızlıkların 10 milyar doları aştığını ortaya koydu. Soruşturmalar, suistimallerin sadece gıda ve ilaç karşılığında petrol hesabında tutulan Irak petrol gelirlerinden ödenen faturaların şişirilmesiyle sınırlı kalmadığını gösterdi. Buna ek olarak bir fatura için iki veya daha fazla kez ödeme yapılmasının yanı sıra sahte satıcı ve adreslere komisyon ödemeleri gerçekleştirildiği de açığa çıkarıldı. Iraklı yetkililerin “özgürleştirici” Amerikalılardan “meslek sırlarını” öğrenmeleriyle yolsuzluk konusunda bir eksikleri kalmadı.

Ancak mesele yağmalanan para değil. Asıl mesele Irak. Bugün partileri, milisleri ve Haşdi Şabisi ile egemen sınıfın çoğu, güzel dilimizde de dediğimiz gibi; bilinen bir faildir. Bugünlerde İran sınırındaki Diyala ilinde yaşananlara bir bakın; parlamento seçimlerinde kaybeden alçak ve kötü niyetli milisler misilleme olarak Sünni köylülere yönelik katliamlar düzenliyorlar. Irak, zayıflıkla geçen bu 18 yıl boyunca 1 milyondan fazla şehit verdi.

"Görev" henüz tamamlanmadı sayın eski ABD Başkanı George Bush. Iraklıların kendileri görevi tamamlayacaklar. Tabii gereken dersi alırlarsa.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya