Mina Ureybi
TT

Kazimi ve zor kararlar

Bağdat'taki durumun ciddiyeti hafife alınamaz. Pazar günü şafak vakti Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi'nin konutunun hedef alınması, Irak devletini, özellikle de ülkenin güvenliğini korumaktan birinci derecede sorumlu olan silahlı kuvvetlerin komutanını hedef aldı. Kazimi'nin evine yapılan saldırının arkasında birkaç sebep var ve en büyüğü de Irak devletini zayıflatmak. Saldırının arkasındakiler net bir mesaj vermek istediler; silahlı kuvvetler komutanı kendini ve evini koruyamıyorsa, ülkeyi koruduğunu nasıl iddia edebilir? Sert bir saldırıyla Başbakan'a olan güveni sarsmaya çalışmak, arkasında duranların çaresizliğini gösteriyor. Pazar günü şafak vakti insansız hava araçlarıyla yapılan saldırı, silahlı fraksiyonların Ekim ayında yapılan ve Irak halkının çoğunluğunun bu fraksiyonları reddettiğini açıkça gösteren genel seçimlerin sonuçlarına muhalefet etmesi nedeniyle ülkede alevlenen siyasi krizin ortasında gerçekleşti. Ülkedeki kontrol ve nüfuzlarının bir kısmını kaybetmekten korkan fraksiyonlara korku hakim.
Irak devletine yönelik bu tür bir saldırı yeni değil, ancak birkaç kırmızı çizgiyi aştı. Tanınmış silahlı fraksiyon liderleri tarafından günlerce yapılan tehditlerin ardından ülkenin en yüksek otoritesini temsil eden bir şahsa suikast girişimi, bu fraksiyonların olay yerinde olmasalar bile suça karıştıkları anlamına gelir. Kazimi'ye yönelik kışkırtma, fotoğraflarının yakılması ve “ondan hesap sorma” talebi, fiziksel olarak hedef alınmasına ortamı hazırlayan adımlardı.
Irak hükümeti, sorumlu olarak ülke içindeki İran destekli silahlı fraksiyonları bizzat adlarıyla suçlamamaya, açıkça parmakla göstermemeye özen gösterdi, ancak saldırının arkasında olduklarına dair hiçbir şüphe de bırakmadı.
Kazimi'nin şimdi tereddüt etmeden, kararlılıkla vermesi gereken üç zor karar var; ilk olarak, saldırıdan sorumlu tarafın açıklanması ve her şeyin açıklığa kavuşturulması. Irak hükümeti bugün halen bu büyük ihlallerin arkasında kimin olduğunu resmi olarak açıklamaktan korkuyor. Bu ihlaller arasında olan aktivistlerin öldürülmesinin arkasında kimin olduğunu, Yeşil Bölge'yi roket ve insansız hava araçlarıyla defalarca hedef almaktan kimin sorumlu olduğunu açıklamıyor.  Sorumluyu ortaya çıkarmamak ve sadece “silahlı çeteleri” ya da “devlet dışı” bir durumu isteyenleri suçlamak bu fraksiyonların küstahlaşmasına ve hesap vermekten kurtulmasına neden oldu.
Ancak sorumlunun açıklanamaması, ikinci kararın kaçınılmazlığı korkusundan kaynaklanıyor. Saldırıdan sorumlu taraf belirlendikten sonra, o tarafa verilecek yanıtın niteliğine ilişkin bir karar verilmeli. Tutuklama ve sorumlu tarafın genel merkezinin kapatılması dahil olmak üzere katı önlemler almak, şüphesiz o grubun destekçileri ile bir yüzleşmeye yol açacak. Saldırıda kullanılan İHA'ların geçtiğimiz aylarda benzer saldırılarda kullanılan İHA'lara benzemesi, dolayısıyla İran yapımı olması hasebiyle failin büyük ihtimalle İran tarafından desteklendiği de unutulmamalı.
Irak'ın geleceğini etkileyebilecek üçüncü zor karar; neredeyse kaçınılmaz hale gelen, daha geniş çaplı bir yüzleşme kararıdır. Irak'ın yolsuzluktan dış müdahaleye kadar tüm sorunları, silahlı fraksiyonların ısrar ettiği devletin zayıflaması biçiminde yansıyor. Milisleri ve silahlı kolları olan partiler, bu çatışmanın an meselesi olduğunu kabul ediyorlar ve bu yüzden Kazimi'nin hedef alınmasını kınadıklarını deklare etmekte acele ettiler. Ama bilhassa silahların sadece devletin elinde olmasının gerekliliğini ve genel seçimlerin sonuçlarını kabul etmeyi reddettikleri için gerçekte, bu partiler ülkedeki güvenlik ve siyasi bozulmanın sorumluluğunun bir kısmını taşıyor.
2020'nin sıcak yazında hükümeti kurduğundan beri, Kazimi bu yüzleşmenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yol açacağından korkarak kendisinden kaçınmaya çalışıyor. Güvenlik güçleri ve silahlı fraksiyonların çoğunluğunun Şii olması nedeniyle bir "Şii-Şii" çatışmasına karşı uyarıda bulunanlar da var. Ama bu teşhis yanlış. Birincisi, eğer bir çatışma yaşanacaksa bu hukuka saygılı, egemen bir Irak devleti isteyenler ile orman kanunlarının egemen olmasını isteyenler arasında olacak. Bunun mezhep veya kimlikle ilgisi yok. Bu tür saldırılara karışmış silahlı fraksiyonlar geniş bir popülariteye sahip değiller ve arkalarında geniş bir sokağı sürüklemiyorlar.
Kazimi’nin yüzleşmekten kaçınma çabalarına rağmen, yüzleşme gelip onu buldu. Bu yüzleşme için yakın ittifaklar kurmalı ve başta İran'a yakın olanlar olmak üzere tüm Iraklı taraflarla yüzleşmeli. Gerçekten ve kendi kararı ile saldırının arkasında duranlar hakkında gerekli işlemleri yapmalı. Şu andaki bir erteleme, devletin prestijine zarar verecek ve silahlı milisler tarafından sömürülecektir.
Kazimi'nin evinin hedef alınmasından saatler sonra yaptığı kısa konuşma, sakinlik ve itidal çağrısı yapan, düşmanlarını intikamla tehdit etmeyen dengeli bir konuşmaydı. Çünkü Kazimi kendisine karşı çıkan herkes ile savaş açmak istemiyor, ancak Irak'taki silahlı fraksiyonlar arasındaki aşırılık yanlıları ve teröristler kuşatılmalı ve dizginlenmeli.
Öte yandan İran, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'yi hızla Irak'a gönderdi. Kaani'nin ziyaretine ilişkin haberler resmi olarak doğrulanmadı. Zira öldürülen selefi Kasım Süleymani'nin aksine Kaani, Irak'a yaptığı ziyaretleri ve Tahran'ın çıkarlarına hizmet eden Iraklı grupları kontrol etme çabalarını kamuoyuna açıklamıyor. Kudüs Gücü'nün Haşdi Şabi ile aleni ilişkisindeki yaklaşım değişikliği, bu iki adamın kişiliklerindeki farklılıktan kaynaklanıyor. Bir diğer neden, Irak'taki iç değişim, halkın gittikçe daha çok İran'ın müdahalelerini reddetmesi ve bunun sonucunda İran'a bağlı partilerin siyasi mahcubiyetlerinin de daha açık ve net haline gelmesi.
Dünyanın dört bir yanında kınanan bu saldırının ardından Kazimi'ye ve Irak devletine düşman silahlı fraksiyonların konumu zayıfladı. Gelecekte sonuçları daha tehlikeli ve trajik olabileceğinden, şimdi bu fraksiyonların zayıflamasıyla birlikte ve tekrar girişimde bulunmalarından önce harekete geçilmeli ve zor kararlar alınmalı.