Bir yıl daha günlerini geride bıraktı ve aramıza sürprizlerle gelmesi için yeni bir yıla yer açmak üzere bizi terk etti. Yeni yılın gelişiyle insanlık yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını ve varyantları ile meşakkatli ve yorucu mücadelelerinin üçüncü yılına girmiş oldu. Kovid-19’un yeni varyantı Omikron dünyayı tekrar karıştırdı. Hükümetlerin ve uluslararası sağlık kuruluşlarının hesaplarını tepetaklak etti. Çeşitli kıtalarda gerilim dozunu yükseltip endişeleri artırdı ve insanların kendilerine ve becerilerine olan güvenini sarstı.
Şu ana kadar doğusuyla batısıyla bilim laboratuvarlarının ürettikleri aşılar ve ilaçlar, dünya hükümetlerinin salgını kontrol altına almak ve yayılmasını engellemek için gösterdiği çabalar, yapılan aşılama kampanyaları; ne yazık ki bunların hiçbiri hala virüsü kökten yok edebilmiş değil. Görünen o ki bilim adamlarının ve uzmanların görüşlerine göre insanlık, eskiden vuku bulan diğer viral salgınlarda olduğu gibi uzun bir süre düşmanla bir arada yaşamak zorunda kalacak. Aynı zamanda hayatımıza devam edebilecek kadar salgın ile birlikte yaşamamıza izin veren küçük bir alan açıp mevcut duruma ayak uydurmak için günlük hayatımızın bazı yönlerini yeniden planlama imkanını gözden geçirmemiz gerekiyor gibi duruyor.
Virüsle birlikte yaşamaya alışmak zorundaysak, tecrübelerden çıkardığımız dersler ve 'şeylerin' mantığının ve gerçeğin gerektirdiği gibi önümüzde ayak uydurmaktan başka bir çaremiz yok. Bu yeni bir şey değil,insanı diğer mahluklardan ayıran şey, çevresindeki değişimlere göre yaşamını yeniden düzenleme ve değiştirme becerisidir. En nihayetinde virüsle bir arada yaşamak, terörün bütün biçimleriyle, isimleriyle, onun adına yükseltilen bayraklarla bir arada yaşayıp bunlara ayak uydurmaktan daha kötü olamaz. Aynı zamanda Nazizm, Faşizm ve diktatör hükümetler gibi daha az acımasız ve vahşi olmayan siyasi rejimlerde insanların yaşadıklarına uyum sağlamaktan ve bununla yaşamasından da daha kötü olamaz. Virüsle yaşamak, küçük dünyamızın tanık olduğu sıcak ve soğuk savaşlar kadar da acımasız olmayacak. Geçmiş felaketlerle de bir arada uzun süre yaşanmadı. Çünkü insanlık, çok maliyetli bir insani ve kentsel bedelle de olsa hepsini atlatmayı başardı.
Yeryüzünün üzerinde ve güneşin altında hayatta kalma ve yaşamaya devam etme zorunluluğu, insanı çoğu zaman zor da olsa düşmanları ile bir arada yaşamaya ve duruma uyum sağlamaya mecbur bırakır. Kovid-19 gibi bir virüs belasına uyum sağlamayı ve bununla bir arada yaşamayı kabul etmek, görüldüğü üzere yorucu ve omuzlarımızdaki hayatın yüklerini artırıyor olsa da zaman geçtikte normalleşiyor ve buna alışıyoruz. Ancak buna alışmak demek virüs ortadan kalkana kadar direnmeyi bırakmak demek değil.
Emin olun, aralarında çok eskiye dayanan çatışma içerisinde doğanın insanlığa nasıl bir darbe indireceğini kimse kestiremez. İnsanlık ne zaman doğayı kontrol altına aldığına ve onu arzularına amade kıldığına inansa, doğa onu kurnazlığı, sivri zekâsı ve dayanıklılığı ile şaşırtıp hiçbir zaman beyaz bayrak göstermeyeceğini öğretmek istermiş gibi hesaplarını tersine çevirmiştir. Bu yüzden artık doğaya yeni bir denkleme göre muamele edilmesi gerekiyor. Boyun eğdirme ve kontrol altına almaya dayalı değil, iş birliğine ve karşılıklı uzlaşıya dayalı, doğa ile insanın birlikte yaşamasına olanak sağlayan bir atmosferi garanti eden farklı bir ilkeye göre ilişki kurmaya çalışmak gerekiyor. Savaşan iki ordu arasında geçici bir ateşkes yeterli değil.
İnsanlık peş peşe gelen çeşitli gelişim dönemlerinde, doğayla gerçek bir uyum içinde değil, bilakis ona karşı bir savaş halindeydi. İnsanlık, doğaya karşı davranışlarının çirkinliği yetmezmiş gibi çeşitli yol ve hilelerle onu boyunduruğu altına almaya çalıştı. Doğa da deneyimlerinden insanın tahmin etmesi zor olan bazı direniş metotları kazandı. Karşı atakları genellikle insanlığa ve medeniyetine büyük darbeler indirip onları ağır kayıplara uğrattı. İnsanlığın güvendiği binaların temellerini salladı ve gücünden şüphe ettirdi. Buna ilave olarak insanlık, bilim ve medeniyet açısından üstün olmasına rağmen hala çoğu zaman, doğayla kavgasının deneyimlerinden ders çıkarıp çıkarmadığından şüphe edilmesine yol açan hayret verici davranışlarda bulunuyor. Ben Kovid-19 salgınının yayılmasını, doğanın zekâsı ve kurnazlığı ile insanlığın savunmasına karşı yürüttüğü ve yakın bir zamanda ABD güçlerinin Afganistan’dan çekilmesinden sonra Taliban güçlerinin Afgan ordusunun savunmasını delip başkent Kabil’i ele geçirmesinin hızından daha hızlı bir şekilde insanlığın savunmasını alt ettiği bu uzun savaşta beklenmedik başka bir karşı saldırı olarak görüyorum. İnsanlığın doğaya karşı iyi niyet göstermesi gerektiğine kani olduğu zaman gelene dek bir kez daha, topraklarımıza aniden yerleşen ve aramızda yaşayan virüs düşmanıyla birlikte yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor.
TT
Düşman ile birlikte yaşamak
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة