Muhammed Rumeyhi
Araştırmacı yazar, Kuveyt Üniversitesi'nde Sosyoloji profesörü...
TT

Politika tercihlerdir!

Çevremizdeki derin Arap siyasi krizlerinin karakteristik özelliği ‘tereddüttür’. Krizler büyük, geniş ya da küçük olsun, bugün Arapların çalkantılı sularında boğulduğu krizlerin -hepsi değilse de- çoğunda tereddüt gözlemleyebildiğimiz şeydir. Siyasi bir seçim yapma tereddüdü, bir yandan siyasi iradenin yokluğundan, diğer yandan modern bir ulusal projenin eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Pek çok örnek var ve bunlardan biri de Tunus krizidir. Tunus'un siyasi durumu, ‘hızlı ve yumuşak’ olarak tanımlanan Yasemin Devrimi’nden bugüne kötüden daha kötüye doğru bir gidişat içinde olmaya devam etti. Böylece 2022'nin başlarında Tunus'ta yumuşak olmaktan çok uzak, sert ve zorlu bir krize ulaştık. Bu 10 yıllık deneme yanılma sürecinin ardından, Cumhurbaşkanı Kays Said, 25 Temmuz 2021'de attığı adımla bu geçmişten kopmak ister gibi göründü. Ama çok geçmeden bir vizyona sahip ve irade ile destekli bir proje sunma konusunda aynı hataya (tereddüt) düşüldü ve siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlar üst üste yığıldı. Tashih (Düzeltme) Hareketini destekleyenlerin çoğu dağıldı ve ondan uzaklaştı. Kısa bir süre sonra, tereddüdün bir sonucu olarak Tunus, daha önce yaşadığından daha fazla krizin içine gömüldü. Bu ise, eskisinden daha büyük ve tehlikeli siyasi tehlikelere götürebilir.         
Sudan'da Abdullah Hamduk'un istifası ile seçeneklerde tereddüt ve vizyon kaybının sonucunu net bir şekilde görüyoruz. Dünyaya düşman ve uluslararası terörizmin kucaklayıcısı, Sudan'ı bölünme, uluslararası tecrit ve yığılmış borçlar ateşine sürükleyen ideolojik rejimi deviren bir halk devriminin ilerlemek için ‘tereddütsüz’ kararlara gereksinimi vardı. Ama ileriye doğru birkaç adım atılır atılmaz tekrar tereddüde dönüldü. Bunu ‘küçük darbe’, darbeden göreli bir geri adım atma izledi. Sonra işler yeniden sıfır noktasına döndü ve bu da ekonomiyi alt üst etti. Bu, Sudan'ın parçalanmasına da yol açabilir.         
Bu gidişat ve toplumsal dönüşümleri okumaktaki hatalar karşısında, yaşanması en tahmin edilen şey, ülkeyi kurtarma bahanesiyle iktidara el konulması! Sudan böylece çağa ayak uyduran bir siyasi tercih yapma konusundaki tereddüt nedeniyle bir sarmalın içine giriyor.
Bugün Sudan sokaklarını dolduran yürüyüş ve gösterilerin bir başı yok, aksine çok başlı ve zaman geçtikçe aralarında yeni ve farklı başlar beliriyor. Bu tereddüt en kötü senaryoya, yani içeriden parçalanmaya götürebilir. 
Tereddüt, Irak'ta tanık olduğumuz bir diğer özelliktir. Nispeten başarılı bir seçim sürecine rağmen, silahın tek bir gücün elinde toplanması çözümü hala tereddüt aşamasındadır. Silahın devlet sistemi dışında varlığını sürdürmesi, devletin parçalanmasının ve başarısızlığının etkili bir vasfıdır. Bu tereddüdü arzu edilen devletin karakterini belirlemede de görüyoruz; modern ve bağımsız bir ulus devlet mi, yoksa din adamlarının -bu doğru bir adlandırmaysa - ana rol oynadığı, halkı yanıltmak için ‘tarihi mitleri’ kullanma eğiliminde olan, aynı zamanda, başkalarının nüfuz mücadelesi için bir arena, teokratik temelde abartılarla gerçeklerin aşıldığı bir yer haline gelen bir devlet mi? Kararsızlık kargaşanın habercisidir, özellikle de iki konuda; silah ve çeşitli formatlarda şekil bulan İran’a bağımlılık. İran’a bağımlılığın son tezahürü, ölümüne sebebiyet verdiği binlerce Iraklıyı görmezden gelerek, yabancı birisini ölümünün yıldönümünde anmaktı.
Siyasi kararsızlık hastalığının en kötüsüne yakalanmış örnek Lübnan’dır. Sadece siyasi liderler değil, herhangi bir Lübnan vatandaşı şunları tam olarak biliyor; silahlı Hizbullah, yurt içinde ve yurt dışında onun adına savaştığı yabancı bir ülkenin koludur. Bu vasfı ile yabancı bir ülkenin ajanı ve terör taşıyıcısıdır. Liderliği bunu açıklamaktan çekinmemektedir. Lübnan'ın çıkarlarıyla hiçbir ilgisi yoktur, aksine yurt dışından finansman aldığı sürece bu çıkarları hor görmektedir. Bu finansmanı bir yandan partizanlarını yaşatmak için kullanırken, diğer yandan çocuklarını birçok arenada savaşmaya göndermektedir. Çevre ülkelere uyuşturucu sokarak kısmen kendisini finanse etmektedir. Lübnan devletini yıkıma ve karanlığa sürüklemektedir. Bütün bu netliğe rağmen, Lübnan’ın ayağa kalkmasının çıkarlarına olduğu siyasi güçlerin tereddüdü, pasif ve kararsız tavırlarının en belirgin özelliğidir. Lübnanlı politikacılardan sadece son derece utangaç, sorunu açıkça belirtmekten geri kalan bazı çelişkili açıklamalar duyuyoruz. Bu açıklamalarda, Lübnan'dan geriye kalanları sert bir şekilde kaosun dibine düşüşten kurtarmaya yönelik siyasi cesaret ve atılganlıktan ziyade tereddüt var.
Patolojik tereddüdün en belirgin ve acı örneği Filistin arenasıdır. Hiziplerin ve fraksiyonların safları birleştirmeye yönelik kesin, ancak ‘sözde kalan’ niyetleri hakkındaki beyanları, gözlemcinin sayamayacağı kadar çoktur. Ama bu saflar sahada asla birleşmedi. Metodolojik verilere dayanarak doğru zamanda uygun kararı almak Filistin karar alma çevrelerinde tam anlamıyla mevcut değil. Hakim olan kaprisler, aşırılıklar, küçük görmeler hatta ihanetle suçlamaktır. Fraksiyonlardan bazıları ayrıca herkesin kendi ajandaları olduğunu, Filistin ulusal çıkarlarını veya halkının acılarını umursamadıklarını bildiği bölgesel güçlere güvenmektedir. Bunlar, bazı ülkelerimizde karşı karşıya olduğumuz krizi açıklamak için birer örnekti. Bunlar açık örnekler, ancak siyasi kararlar almakta tereddüt vasfı, diğer pek çok Arap rejiminin de doğasında vardır. Bunun nedeni, karar alımında bilişsel bileşenden ciddi şekilde yoksun olunmasıdır. Vatandaşın (ve ülkenin) yaşamı ve ölümüyle ilgili birçok karar rastgele alınmaktadır. Tecrübeli bir arkadaşın deyimiyle, bir devletin içinde pek çok karar, sağ elin ne yaptığını sol elin bilmemesi ve her ikisinin de beyinden kopuk olması temelinde alınıyor! Dünyanın bu bölgesinde, devlet düzeyinde aşikar bir düşünce kuruluşu eksikliğimiz var. Var olanlar da, azınlık ve bir dekordan ibarettir, önerileri dikkate alınmaz. Yahut yayınladıkları çalışmalar karar vericinin kararlarını rasyonelize etmek yerine, eğilim ve isteklerine tabi olur.
Kısaca, titreyen el, hedefi tutturamaz. Birçok Arap ülkesinde çok fazla zaman ve para boşa harcandı ve bunun sebepleri; modern bir devlet projesinin, karar alımında bilişsel bir yaklaşımın olmaması, kararların keyfi hatta sonu kamu yararına ciddi zarar vermek olan popülerlik kazanmak adına ‘aydın olmayan bir kamuoyu’ ile uyum içinde alınmasıdır.
Son söz; üç şeyi önemsememek üç şeye yol açar: Zamanı önemsememek yerinde saymaya, katılımı önemsememek totaliterliğe, modern bilimi görmezden gelmek, uygarlık açısından gerilemeye yol açar!