Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür
TT

Mirasın ‘etik eleştirisi’ hakkında

Dini bilginin ve mirasın bugün tanık olduğumuz kadar eleştirildiği bir dönem hatırlamıyorum. Belki de 1960’larda komünist gelgitin yaşandığı günler için böyle bir eleştiriden bahsedebiliriz. Fakat bunu bir deneyime yahut kendisine dayandırabileceğim tarihsel bir kayda başvurmaksızın söylüyorum. Amacım, eleştirmenlerin dikkatini eleştiri konusu olan fikir veya pratiğin tarihsel çerçevesine çekmektir.
Burada özellikle iki hususa dikkat çekmek istiyorum. Birincisi, akli iyilik ve kötülük ölçütüne referansla bir fikrin veya davranışın kendine has zamanındaki değeridir. İkincisi, toplumsal fikir ve uygulamaların genel gelişimi bağlamında fikir veya eylemin konumudur.
Hepimizin bildiği İslam fetihlerinden örnek verelim. Yabancı ülkeleri işgal etmenin iyi bir şey olmadığı hemfikir olunan bir meseledir. Şayet bugün birisi İslami davet için büyük veya küçük herhangi bir ülkenin işgalini talep etse, çoğu Müslüman bunu red ve kınama ile karşılar.
Neden?
Çünkü dini güçle yaymak, günümüzün hâkim değerler sistemlerinde ‘iyi bir davranış’ olarak görülmez. Ayrıca dünya nüfusunun çoğunluğu, dinleri ne olursa olsun, uluslararası hukuka ve devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi hususunda hemfikirdir. Egemenliğe saygı ise işgal etmemeyi veya kabul etmediği bir inanca zorlamamayı gerektirir.
Geçtiğimiz otuz yıl içinde bazı Müslümanlar, güce ve baskıya başvurarak inançlarını dayatmayı denediler. Ancak bu projelere katılanların sayısının birkaç yüzü geçmediğini biliyoruz. Ayrıca bu projelerin doğurduğu felaketler ortaya çıkınca daha önce destek verenlerin büyük çoğunluğu geri adım attı. Bu, başlı başına kritik bir soruyu gündeme getiriyor: Şayet dini güçle yaymak ve fetih iyi bir şeyse, Müslümanlar neden bugün bunun için çabalamıyorlar? Eğer kötüyse, neden seleflerinin fetihlerini reddetmiyor ve bundan yüz çevirmiyorlar?
Bunun cevabı basittir. Aynı eylem bazen iyi, bazen de kötü olabilir. Burada iyilik ve kötülüğün referansı tevarüs edilen kitaplar değildir. Ahlak örfü dikkate alır, örf ise birçok faktörün etkisi altında gelişir ve değişir. Diğer bir deyişle, jeopolitik amaçlarla veya dini yaymak ve ekonomiyi güçlendirmek için yapılan fetih, dönemin aklı başında insanları için iyi bir eylemdi. Ancak 17. yüzyılın ortalarında fetih, dünya ülkelerince kötü görülmeye başlandı. Avrupa ülkeleri 1648'de Vestfalya Antlaşması’nı kabul ettiler ve her bir ülkenin sınırları nihai olarak belirlenerek buna yönelik herhangi bir ihlalin kınamayı gerektiren bir saldırı olacağı hususunda anlaştılar. Dünya, işgalin ve sınırları ihlalin herkes için ‘kötü bir eylem’ haline geldiği bir zamana kadar savaşa alternatifler geliştirmeye çalıştı.
Burada ulaşmak istediğim şey, geçmişteki herhangi bir sözün veya eylemin ‘salt ahlaki saikler’ dikkate alınarak yapılan eleştirisinin o söz veya eylemin zamanını hesaba katması gerektiğidir. Bu eylemler zamanı ve mekânı aşan aksiyomlarla yorumlanmamalıdırlar. Bugün kabul edilen ahlaki değerlerden yola çıkarak geçmişteki savaşları yargılamak insaflı bir tutum olmadığı gibi selefe referansta bulunarak savaş çağrısı yapmak da doğru değildir. Çünkü eylemlerin değerinin zamansal bir bağlamı vardır. Bu, fetihlerin yanı sıra hadis-i şerifler, sahabilerin sözleri, fiilleri ve hayat tarzları gibi pek çok şey için de geçerlidir. Bu eylemlerin değeri, kendi döneminde iyi veya kötü yahut kabul veya reddedilmiş olup olmadığı ile ilgilidir.
Sözün özü bugün kınadığımız pek çok şey kendi zamanında iyi bir şey olarak görülmüş olabilir ve bugün kabul ettiklerimiz, bundan bin yıl veya daha fazla bir süre önce kınanan şeyler olabilir. Bir sözü veya eylemi farklı değerlendirdikleri için insanlar suçlanmamalı veya kınanmamalıdır.