İmil Emin
Mısırlı yazar
TT

ABD ve Devrim Muhafızları… ‘Zarar verme gücü’ yeterli değildir

Amerika Birleşik Devletleri'nin İran’a ve bölgesel politikalarına yönelik tutumu oldukça enteresan. İranlı müzakereciler Viyana’da Amerikalı ve Avrupalı müzakerecileri oyalarken, Tahran’daki askeri liderlerin tehdit sesleri yükseliyor. Buna karşılık ABD’li yetkililer herhangi bir yorumda bulunmuyor.
Mesele sözlü kabadayılıkla sınırlı kalsa iyi, İran bölgedeki vekalet savaşçıları aracılığıyla tehditlerini eyleme dönüştürüyor.  
İran ordusunun yörüngesindeki şer odakları, bölgede güvenlik ve barışı tahrip ediyor. Bu söylediklerime inanmayanlar, en son Birleşik Arap Emirlikleri’ni hedef alan ve Suudi Arabistan’da sivilleri tehdit eden Husilere ait balistik füzelere bakabilir. Bağdat Havaalanına saldıranlar ve Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi’ye suikast düzenleyenler de bunlar. Belki de en kötü olaylar henüz yaşanmamıştır.
Amerika'nın sessizliği ve dolaylı rızası, İran'ın gizli ajandasını uygulamasına imkân mı tanıyor?
Pazar akşamı Devrim Muhafızları'ndan yapılan açıklamayı dinleyenler, bu kişilerin ‘büyüklük sendromuna’ yakalandıklarını ikrar edecektir. Devrim Muhafızları kimin dost kimin düşman olduğunu açıkça ilan ediyor ve Körfez sularından kimin geçip geçmeyeceğine kendilerinin karar vereceğini söylüyorlar. Sanırım bunlar geçmişteki talihsizlikleri unutmuş olmalılar. 1980’lerin sonunda ABD deniz güçleri Praying Mantis operasyonunda İran donanmasının neredeyse yarısını imha etmişti. O zamanlar Washington, müzakerelerin çökmesinden çekinmiyordu ve metafizik jeopolitik dengeler adına İran’ın ‘boğazda kılçık’ olmasına izin vermiyordu.
Devrim Muhafızları Ordusu Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengseri, ABD’ye son bir buçuk yıl içinde 6 şiddetli darbe vurduklarını söyledi. Tengseri’nin açıklamasında, ‘din cübbesinin’ arkasına gizlenmesi ve ‘İslam devriminin’ devam ettiği düşüncesine yaslanması dikkat çekiyordu. Tengseri, ABD’ye yönelik darbelerin ‘İslam savaşçılarının’ elleriyle gerçekleştiğini vurguladı. Bu açıklama, genel olarak dünyaya ve özelde ‘Sam Amca’ ile Joe Biden’a, İran’ın bir devlet olarak değil, bir ‘devrim temsilcisi’ olarak komplo kurmayı sürdürdüğü mesajını veriyor.
Devrim Muhafızlarından gelen bu açıklama, ABD yönetiminin ve Batılı güçlerin son otuz yılda tepkisiz kalarak ölümcül bir hata işlediklerini gösteriyor. Batı’nın sessizliğinden faydalanan İran yıkıcı füze sistemleri geliştirdi. İran’da devrimin ilk yıllarında böyle bir güce sahip değildiler ve füzeleri yurt dışından ithal etmek zorundaydılar. Şimdilerde ise bu alanda dışa bağımlılıkları bulunmuyor ve en güçlü düşmanlarını tehdit edebiliyorlar.  
İranlı komutanın söylevine bakılırsa, ABD Donanmasına ait savaş gemileri İran füzelerinden çekindiği için Basra Körfezinde belirli konumlarda seyrediyor. ABD ordusunu ‘kâğıttan güç’ olarak tanımlaması ise İran’ın hayalperestliğine uygun bir ifade biçimi olmuş. ABD’nin sessizliği İran’ın küstahlığını teşvik ediyor. Özellikle Husi milislerinin füzeleri her yeri hedef almaya başlamışken, ABD hala Husileri terör listesine alabilmiş değil.  
Devrim Muhafızları güçleri Basra Körfezi sularında silahlı soygun peşinde olduklarını artık gizlemiyor. Aksi takdirde, ABD güçlerinin ‘hayatlarını korumaları için’ Basra Körfezi’ni terk etmesini nasıl isteyebilirler. Amerikalılar Irak’taki Ayn Esed askeri üssüne yapılan saldırıyı hatırladıklarında İran’ın nasıl aptallıklara imza atabileceğini tahmin edebiliyor.  
ABD’nin bu sessizliği, Devrim Muhafızları Kudüs Gücü komutanı İsmail Kaani’nin, ‘’Amerika'nın kökü bölgeden kazınacaktır. İntikamımızı kendi evlerinde alacağız’’ sözlerini sarf etmesine olanak sağlamıştı. Adam ABD’yi içeriden vurmakla tehdit etmişken ve istihbarat teşkilatları yirmi yıldır böylesi bir durumu önlemek için seferber olmuşken, ABD neyi bekliyor?  
Adeta 1930’lardaki Nazi sahnesi tekrarlanmaktadır, Avrupa Nazi tehlikesine karşı zamanında müdahalede bulunmadığı için ağır bedeller ödedi. Peki, ABD ne yapacak?
ABD Temsilciler Meclisi geçen aralık ayında 768 milyar dolarlık savunma bütçesini onayladı. Bu rakam Joe Biden’ın istediği bütçeden 25 milyar dolar fazlasına tekabül ediyor. Peki bu İran’ı caydırabilmek için yeterli mi?  
Yanıtı RAND Corporation uzmanlarından eski ABD askeri Raphael Cohen veriyor: ‘’Askeri güç, Nobel ödüllü ekonomist Thomas Schelling‘in ifadesiyle ‘zarar verme gücü’ sağlar. Ancak caydırıcılık için daha fazlası gerekir, o da gerektiğinde güç kullanma hususunda kararlı bir eğilim gösterebilmektir.’’
Biden yönetimi bu kararlılıktan yoksun mu?