Cibril Ubeydi
Libyalı araştırmacı yazar
TT

Libya krizinde üzerinde durulmayan meseleler  

Politik gerçekçilik, Libya’daki krizin yegâne nedeninin, ülkenin petrol, gaz ve madenlerine göz diken uluslararası güçlerin müdahalesi olmadığını kabullenmemizi gerektiriyor. Libya krizinin üzerinde pek durulmayan başka ana nedenleri bulunmakta. Bunlardan biri de mevcut sınırlar üzerinde kurulacak bir ulus devlete inananlar ve sınır tanımayan bir hilafet devleti isteyenler arasındaki çatışma halidir.  
Hilafet devleti savunucuları, DEAŞ, El Kaide ya da İhvan anlayışıyla sınırlar üstü bir devlet kurmayı hayal etmektedir. Bir diğer kamplaşma ise, Libya’nın kuruluşuna uygun bir şekilde üçlü eyalet yapısının, yani federal sistemin korunarak sivil bir devlet inşa edilmesini isteyenler ve Trablus’un egemenliğinde bir merkezi otorite anlayışını savunanlar arasındadır.  
Libya'daki merkezi otorite yarım asırdan fazla bir geçmişe sahiptir, ne yazık ki bu otorite baskıcıydı ve başkent sınırları dışındaki bölgeleri ihmal etmekteydi. Hükümetler ülkenin geniş coğrafyasında sadece Trablus’la ilgilenmekteydi ve adeta Libya’yı başkente indirgemekteydi. Bu durum, dışlanmış ve aşağılanmış hisseden halkın öfkesini ve nefretini celp ediyordu. Düşünün ki pasaport almak isterseniz Trablus’a gitmek zorundaydınız, şehriniz bin kilometre uzakta olsa da bu zorunluydu.  
Libya krizinin kökeninde, ülkeyi bölünmekle tehdit eden ve korkunç toplumsal kamplaşmalara neden olan çatışmalar olduğunu ve bölünme riskinin devam ettiğini inkâr edemeyiz. Ancak bölünmeye mani olacak ve yaraları sarabilecek bir ulusal irade hala varlığını muhafaza etmektedir. Hükümetlerin ve seçkinlerin, Trablus'un otel ve plajlarında yararlandığı petrol, gaz ve su kaynaklarının bulunduğu güney bölgeleri başta olmak üzere geri kalan şehirleri sürekli dışlaması, ‘fakirlerin devrimini’ tetikleyebilir. Özellikle tatlı su ve petrolün ayaklarının altından geçip kendilerine fayda sağlamadığını gördüklerinde.
Libya’daki mevcut krizin başlıca nedenlerinden bir diğeri ise, 10 yıl boyunca devam eden iç savaş ve öncesinde 40 yıl boyunca hâkim olan adaletsiz sistemdir. Libya’nın federal yapısının 1969’da bozulması ve 2011’de rejimin devrilmesi şu anki çözümsüzlük resmini oluşturdu. Toplumdaki kamplaşmayı arttıran, çatışmayı körükleyen dış güçler, krizin daha da derinleşmesine neden oldu.  
Gerçek anlamda bir ulusal uzlaşı sağlanabilmesi için, geçiş döneminde adaletin gözetilmesi, yaraların sarılması, hiçbir kesimin dışlanmadan hoşgörüyle kabul görmesi gerekir. Yeni Libya evrensel adalet kurallarıyla gerçek bir toplumsal uzlaşı sağlanarak inşa edilebilir, aksi takdirde uçurumun kenarına bir bina dikmiş oluruz. Libya'da istikrarı sağlamak için uluslararası konferanslar düzenlenmesi ve anlaşmalar yapılması, hatta gerçek bir toplumsal uzlaşı olmadan seçimlerin yapılması kesinlikle yeterli olmayacaktır. Toplumsal mutabakat olmaksızın yazılacak anayasa referandumda onaylansa dahi çözüm getirmez. Bu birisini zorla evlendirmeye benzer, zorla evlenenler ilk fırsatta boşanmak isteyecektir. Eyaletlerin tarihi haklarına saygı gösterilmemesi durumunda çok geçmeden boşanma kaçınılmaz olur, yani ülke bölünür ve parçalanır.  
Öyleyse; Libya'da istikrarın sağlanması, bir tarafın diğerine baskın gelmesi ya da toplumu temsil etmeyen partilerin kendi aralarında uzlaşarak hükümet kurmasıyla mümkün olamaz. Bu süreçte uzlaşı olmadan nice ‘uzlaşı hükümeti’, birlik olmadan nice ‘birlik hükümeti’ deneyimledik hatırlayın. Krizin gerçek nedenlerini görmezden gelmemiz onları ortadan kaldıracak değildir, sahte bir istikrara razı gelemeyiz. Krizin nedenlerinden biri de; silahların arkasına sığınan, başkent sakinlerini canlı kalkan yapan ve bakanlıkların yağmalanmasına iştirak eden çıkarcı savaş baronlarıdır. Trablus’taki her bakanlığın farklı bir milis gücünün etkisinde olduğu ve şantajlara boyun eğdiği inkar edilemez. Bu gerçeklikten ötürü, Ulusal Birlik Hükümeti’nin Sirte’de faaliyet göstermesi istenmişti ancak kabul görmedi.  Bağdadi’ye biat eden DEAŞ’lıların elinden alındığından beri Sirte’de milis güçleri bulunmuyor. Bu yüzden, Trablus’ta silahların gölgesi altında çalışan Ulusal Birlik Hükümeti’nin bakanlarının dörtte biri şu anda yolsuzluk suçlamasıyla hapis yatıyor. Bu durum bize eski Birleşmiş Milletler (BM) Libya Özel Temsilcisi Gassan Selame’nin şu sözünü hatırlatıyor:
“Libya’da sadece hırsızlık yapılmıyor, ülke yağmalanıyor her gün yeni bir milyoner doğuyor.”
Libya'daki durumu düzeltmek için zaman ve tüm kesimlerin özverili çabası gerekiyor. Komplocuların seçimleri ertelettiği bu süreçte yine başa dönebilir ve aynı senaryoları tekrar yaşayabiliriz. Mevcut bazı yetkililer konumlarını terk etmek istemeyebilir. Hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Devlet Yüksek Konseyi’nde seçimlerin ertelenmesinden çıkar sağlayan insanlar var. Mevcut geçici hükümet açık bir şekilde başarısız olduğunu kanıtlamıştır. Çocukların ders kitaplarını basmakta dahi başarısız olmuş bir hükümetten söz ediyoruz, oysa bu, bir hükümetin en basit görevlerinden biridir.