Geçen haftaki yazımda aynı eylemlerin bazen iyi bazen de kötü olabileceğinden ve örnek olarak Müslümanların eski fetihlerinden bahsettim. Ayrıca benzer bir düşüncenin Hz. Peygamber ve ashab hakkındaki rivayetler de dahil olmak üzere bu dönemden aktarılan haberler için de geçerli olabileceğini söyledim.
Bu fikir, değerli okuyucularımdan bazılarına pek de çekici gelmedi. Onlar iyinin ya da kötünün dönemden döneme değişmeyeceğini savundular. Örneğin adaletin kötü ve adaletsizliğin de iyi olarak nitelendirildiği bir dönem olabilir mi? Adaletin iyiliği ve adaletsizliğin kötülüğü bugün ile geçmiş arasında farklılık gösterir mi?
Bu soruya bir eylemin iki durumumun bulunuşuyla cevap verebilirim. İlk durum eyleme ilişkin salt zihinsel tasavvurumuz, ikinci durum ise eylemin uygulamalı olarak dışta varlığıdır. Teorik anlamda adalete ilişkin bir tartışma yok, aksine tartışma adaletin belirli bir olaya uygulanması ile ilgilidir. Mesela seleflerimizin bir zulüm ya da kötülük olarak değil, sıradan bir eylem olarak gördükleri köle ticaretini ele alalım. Oysa köle ticareti bugün en çirkin eylemlerden biri olarak kabul edilmektedir. Herhangi bir dinden veya ülkeden birine insanları köleleştirme hususundaki görüşünü sorduğunuzda, size bunun iyi ve adil bir hareket olduğunu söyler mi? Ya da herhangi birinin kölesi olmayı ve eşinin de bu kişinin kölesi olmasını kabul eder mi? Şüphesiz hiç kimse böyle bir durumdan razı olmayacaktır.
Ancak geçmişte gerek Müslüman ülkelerde gerekse başka yerlerde köle edinme ve köle ticareti mubah ve mevcuttu. Esir kafileleri, savaş ganimetlerinin değişmez bir parçasıydı. Seleflerimiz arasında zengin olup da kölesi ve cariyesi olmayan birine nadiren rastlarsınız. Buna halifeler, imamlar, alimler ve diğer tüm insanlar dahildir. Bu nedenle eski fıkıh kitaplarının çoğunda, köle edinilmesine ve satın alınmasına ilişkin hükümlerin yer aldığı özel bir bölüm vardır. Bu konuda seleflerimizin ve mirasımızın yaratıcılarının eylemlerini kınayacak mıyız? Onları cehaletle ya da insani duygusuzlukla mı suçlayacağız? Eylemlerinin yanlış ve kınanması gerektiğine karar verirsek, onların içtihatlarını ve rivayetlerini, yani bugüne dek benimsediğimiz katkılarını kabul edecek miyiz?
Bazı okuyucularımın, köleliğe ilişkin hükümlerin onu azaltacak ve hatta sonlandıracak şekilde formüle edildiğini söyleyeceklerini biliyorum. Bu genellikle selefin eylemlerini haklı çıkarmak için söylenir. Ancak gerçekte olan, özellikle de Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra insan hakları kavramlarının gelişmesi sonucunda Müslüman ülkelerde köleliğin ortadan kalkmış olmasıdır. “Köleliğin Kaldırılması Sözleşmesi” 1926’da Milletler Cemiyeti tarafından kabul edildi. Bunun en önemli neticelerinden bir tanesi de o tarihten itibaren pazarda bir erkeğin -ya da bir kadının- satıldığını görmemenizdir.
O halde kölelik artık insanlar için ve hukuki olarak adil ve kabul edilebilir bir şey değildir. Buna göre bir fakih ya da siyasi lider geçmişte şeriat tarafından kabul edildiğini söyleyerek köleliği canlandırmak isterse Müslümanların bunu inkâr ettiklerini ve diğer fakihlerin Müslümanlara ve dinlerine hakaret niteliğinde olan bu çağrıya karşı fetvalar vereceklerini göreceksiniz. Öyleyse selefin eylemini kınamamıza ya da köleliğin iyi bir şey olduğunu söylememize gerek yok.
Kölelik başından itibaren çirkin bir gerçeklik olmasının yanında yaratıcının birliği için gerekli olan seçme özgürlüğüyle çelişmektedir. Ancak bu söz, yani köleliğin çirkin görülmesi yeni bir fikirdir. İnsanlar tarafından bireysel benlik algısı geliştikten sonra benimsenmiştir. Tüm bunlar bilginin ve bilimin yaşam alanlarındaki egemenliğinin meyvesidir.
Dünya ekonomisine ve kültürüne entegre olduktan sonra biz de bu yönelimi benimsedik. Şayet Kuzey Kore gibi izole olsaydık kölelik benzeri uygulamaları kabul edebilirdik. Bu entegrasyon yaşamımızı değiştirmekle kalmadı; kendimize, kültürel yapımıza ve bireysel kimliğimize dair anlayışımızı da geliştirdi. Bu gelişme, eylemlerin yeniden değerlendirilmesini, doğal ve sosyal çevremizdeki değer sistemlerimizin ve standartların yeniden formüle edilmesini de beraberinde getirdi.
TT
Mirasın etik eleştirisi: İlk tartışma
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة